Hoşça kal, Marianne!

14 Şubat 2018 Çarşamba | 12:37
Latif Aran

27 Temmuz 2016.

Oslo’da bir hastanenin onkoloji servisi.

Servisin yoğun bakım ünitesindeki tek kişilik odada, omuz hizasına kadar gelen beyaz çarşafların altında, 80’li yaşlarında bir kadın yatıyordu.

Henüz çok az kırışan parlak cildi ve aydınlık yüzüyle yaşından çok daha genç gösteren kadının adı Marianne’di.

Daha iki hafta öncesine kadar hayata sıkı sıkıya tutunan, her daim gözlerinin için gülen, yaşam arsızı kadın, birdenbire rahatsızlanmış ve hastaneye kaldırılmıştı.

Doktorlar, lösemi teşhisi koymuştu.

Son iki haftadır uygulanan ağır tedavi süreci altında bedeni oldukça bitkin düşmüştü.

Doktorlar, bu illeti yenmek için olağanüstü bir irade gösteren hastalarını yaşatabilmek için var güçleriyle çalışmışlardı.

Ama durum artık ümitsizdi.

Onu acılarından bir süre de olsa uzak tutabilmek adına günün büyük kısmında uyutuyorlardı.

Kendisini ziyaret etmesine izin verilen sayılı kişilerden biri olan yakın arkadaşı Jan Christian Mollestad, birden yüzünde sevinçli bir gülümsemeyle odasına girdi.

Elinde bir mektup vardı.

Marianne uyuduğu için ona mektubu okuyamadı.

Yanı başına oturup uyanmasını bekledi.

xxx

Marianne’i kişisel olarak tanıyanların sayısı pek fazla değildi.

Ancak 60’lı yıllardan beridir, dünyanın dört bir yanında, onun adını bir şarkının nakaratında yüzlerce ve binlerce kez bazen fısıldayan, bazen de yüksek sesle haykıran milyonlarca insan vardı.

O kadının adı, Marianne Ihlen’di.

Dünyanın en ünlü müzisyenlerinden birinin, Leonard Cohen’in, bir zamanlar sevgilisi ve ilham perisiydi.

Adına şiirler ve şarkılar yazdığı, “yaşamımda gördüğüm en güzel kadın” dediği Marianne.

O şarkılardan biri de, gelmiş geçmiş en unutulmaz şarkılar listesinin en üst sıralarında yer alan “So long, Marianne!” (Hoşça kal, Marianne!) şarkısıydı.

xxx

“Pencereye gelmeyecek misin, küçük sevgilim?
Avuç içini okumaya çalışmak isterdim
Biliyorsun bir çeşit çingene çocuğu olduğumu düşünürdüm
Beni eve götürmene izin vermemden önce”

“Hemen hemen gençken tanışmıştık
Yeşil leylak rengi parkın derinliklerinde
Bir haçmışım gibi bana sarıldın
Biz karanlık boyunca diz çökerek giderken.”

xxx

1958 yılının sonları. Hydra Adası, Yunanistan.

Oslo’nun soğuk havası ve giderek kalabalıklaşan caddelerinden kaçan iki genç, yerleşmek niyetiyle adaya gelmişlerdi

Gençlerden biri Marianne’di. Diğeri ise yeni evlendiği eşi Norveçli yazar Axel Jensen.

Daha önce birkaç kez geldikleri adayı çok sevmişlerdi. Bu küçük ve sakin ada, Axel’in yazmaya başladığı yeni romanını bitirebilmesi için ideal bir çalışma ortamına sahipti.

Bir tepenin üstünde, beyaz badanalı, kapı ve pencereleri maviye boyalı mütevazi bir köy evi satın almışlardı.

Adada, rüya gibi geçen birkaç yılın ardından bir de çocukları olmuştu. Adını Axel Jr. koymuşlardı.

Axel Jr. altı aylık olduğunda Axel, geçici bir süreliğine ayrıldığı adaya bir daha geri dönmemişti.

Oslo’ya yerleşmişti ve yaşamında artık başka bir kadın vardı. Amerikalı ressam Patricia Hamlin.

xxx

Adada oğluyla birlikte yeni bir yaşam kurmaya çalışan gönül kırıklığı içindeki Marianne, bir sabah elindeki sepetine koyduğu süt şişelerini doldurmak için bakkala inmişti. Sırtı kapıya dönüktü. Ayak sesleri duyunca, dükkâna yeni girenin kim olduğuna bakmak için döndü. Esmer, orta boylu yabancı bir erkeğin ona bakıp gülümsediğini gördü.

“Biz dışarıda oturuyoruz. Bize katılmak ister misiniz?” diye sordu erkek.

Marianne, onlara katıldı.

Ona gülümseyen yabancı, Leonard Cohen’di.

Marianne ve Leonard, 60’lı yıllarda on yıla yakın bir süre büyük bir aşk yaşarlar.

Leonard, “Hoşça kal, Marianne!” yanında diğer bir unutulmaz şarkısını da onun için yazmıştı:  “Tellere konmuş kuş” (Bird on the wire).

xxx

Marianne ve Leonard, uzun yılların ardından ayrı düşerler birbirlerinden.

Yıllar sonra hasta yatağında Marianne’den ümit kesilmişken, arkadaşı Jan Christian Mollestad, onun çok sevdiğini bildiği Leonard’a haber verir.

Leonard hiç bekletmeden ona bir mektup yazıp gönderir.

Mollestad’ın elindeki mektup, Leonard’ın Marianne’e yazdığı o son sözleridir.

Marianne uyandığında mektubu ona okur:

““Evet, Marianne, gerçekten çok yaşlandığımız bir zamandayız ve bedenlerimiz ayrı düşüyor. Sanırım ben de yakında senin olduğun yere geleceğim. Bil ki, senin hemen arkandayım ve elini uzattığında, sanırım benim elime dokunabileceksin. Ve bil ki, seni her zaman güzelliğin ve bilgeliğin için sevdim. Bu konu hakkında daha fazla bir şey söylememe gerek yok. Zaten her şeyi biliyorsun. Şimdi sana yalnızca iyi yolculuklar dilemek istiyorum.

Hoşça kal eski dostum. Sonsuz aşkım, yolun sonunda yine görüşeceğiz.”

xxx

Marianne, bir gün sonra, 28 Temmuz 2016’da  yaşama veda eder.

Vedanın ardından Mollestad, Leonard Cohen’e yeni bir mektup gönderir:

“Sevgili Leonard,
Marianne dün akşam son uykusuna daldı. Tamamen huzurlu ve yakın arkadaşları etrafındayken.
Mektubun geldiğinde hâlâ konuşup gülebilecek vaziyetteydi. Yüksek sesle mektubu ona okuduğumda ancak onun yapabileceği gibi gülümsedi. Ona, “senin hemen arkandayım ve elini uzattığında, sanırım benim elime dokunabileceksin” satırlarını okuduğumda elini açtı ve uzattı.
(…) Son saatlerinde elini tuttum ve hafifçe nefes alırken ona “Tellere konmuş kuş”u mırıldandım. Odasından ayrıldığımda, ruhu yeni maceralara katılmak için pencereden uçmuştu. Başına bir öpücük kondurdum ve senin yazdığın o ölümsüz sözleri fısıldadım:

Hoşça kal, Marianne!”

xxx

Mektubunda, “Sanırım ben de yakında senin olduğun yere geleceğim.” diye yazmıştı Leonard.

Çok bekletmedi Marianne’i.

Dört ay sonra, bir daha ayrılmamak üzere “yolun sonunda” yeniden buluştular.