Önce Sn. Akıncı’nın hakkını teslim edeyim. Müzakerelere başlarken çözüm vaat ettiydi. Geçen süre içinde bu kararlığından bir dirhem eksilmedi. Nitekim artık Cenevre’den de bir sonuç...
Yirmi aydır Lefkoşa’da konuşup üzerinde anlaşamadıkları Kıbrıs davasını Cenevre’ye taşımakla halledeceklerini sanmak çok da mantıklı değildi. Fakat kanaat şuydu: “Kıbrıslılar geçmişteki olaylardan dolayı birbirlerine güvenmiyorlar....
Bazı politikacılarımız büyük ikramiyeyi tek bir numara ile kaybetmiş gibi 2004’de Annan planının referandumdan dönmesine hâlâ hayıflanıyorlar! Ondan mükemmel plan olamazdı diyorlar! Şimdi durup...
Müzakerelerin seyrinden Rum tarafı da memnun değil. Kafaları epey karışıkça! Lefkoşa’da inisiyatif ellerindeydi. Cenevre’ye taşındıktan sonra olagelen dörtlü (yahut beşli konferans) Ankara’nın da devreye girmesi...
Geçen hafta bir gözümüz Cenevre’de öteki de günlük döviz kurlarındaydı.. Bir üçüncü gözümüz olmadığı için ıraklardaki yeni Cumhurbaşkanı Trump’ın törenle göreve başlamasını çok da önemsenmedik....
Başta Eide’nin, BM’ler genel sekreterinin, AB Parlamento Başkanı ile öteki tüm memurlarının ve Kıbrıs’la ilgili irili ufaklı ülke başkanları ile yöneticilerinin, gözlerinin ta ninnilerine bakarak...
Ortak akıl yoksa “bütünsellik” de yoktur! Tutun ki olmaması demokrasinin teamülüdür, amenna! Fakat olmayan akla karşın her kafadan bir ses çıkarken eğer herkesler kendi doğru...
Yarın “son” değil fakat bir kez daha öncesinden arta kalmış müzakerelere bir nokta koymak için taraflar yeniden toplanacaklar.. Sonuç alınır veya alınmaz! “Önemli değil” demiyoruz....
Çözümsüzlüğün sürdürülebilir olmadığını Sol’dan Sağ’a, işçisinden Cumhurbaşkanına, yoksulundan zenginine kadar bilmeyen yoktur. Dolayısıyle çözüm istemeyen de yoktur. Buna karşın sanki Tanrı’nın alnı şakkımıza...