Yazmaya başladığımda ve ilk yazım Halkın Sesi Gazetesinde yayımlandığında henüz Ortaokuldaydım. Tutun ki şu veya bu şekilde altmış yıldır yazıyorum.. Bitmeyen bir kaderin alınyazısı gibi!...
Bu nedenle Kendi iç sorunlarımıza kıvrık bir toplumuz.. Her ne kadar oturduğumuz yerde sabahtan akşama TC Cumhurbaşkanı Erdoğan’a, akşamdan sabaha dünya aleme ince ayar veriyor...
Dediğimizin üzerinden 35 yılı aşkın süre geçti. Bu büyük açmazın bir nedeni tanınmamış devlet olmamız nedeniyle her yönden “dünyaya kapalı bir toplum rejimine” kilitlenmiş olmamızsa...
Geçen hafta göreve yeni başlıyormuşçasına.. Derin bir nefes aldıktan sonra.. Her halde yeni bir yıla başlamanın da heyecanıyla.. Sn. Başbakan Üstel bir süredir...
Seçimler sonrasında göreve başlayan belediyelerimizden elbette büyük “mucizeler” gerçekleştirmelerini beklemiyoruz. Hatta “mucize” ne kelime bu güne kadar “öyle gelen rutin görevleri” ötesinde “başka” iş yapmalarını...
Yarım asrı aşkın süre geçti! Kıbrıs siyasi sorununu kanıksamakla kalmadık.. “Çözümsüzlüğü” hem bir “devlet” mertebesine ulaştıracak hem de sosyoekonomik düzen haline getirecek olağan bir çözüm...
Takvimlerin hayatlarımızı ne kadar değiştirdiğini bilmem ama milyonlarca insanın kendi ülke iklimlerinin koşullarına uydurulduğunca kendi zamanlarını kendilerinin saptadığı, sonuçta o zamanları “miladi takvim” üzerine kurguladıkları...
“Adalıyız” ya! Heyecanlıyız, fasaryacıyız, dedikoducuyuz ama çok da kanaatkâr bir toplumuz. En zor koşulları yaşamış olsak da bitirip sona geldik mi “ilahi yarabbi şükür” deriz....
Geçen hafta haberlerin arasına sıkışmış fakat nasılsa benim aklıma takılıp kalan bir cümleyi unutamadım. Sahibi Ak Parti Genel Başkan Vekili Numan Kurtulmuş’tu. UBP’nin hazırladığı önemli...
Seçim oldu bitti derken ve sonuçlar ortalara dökülüp üzerlerine yorumlar faslı gelince baktım, artık medyadaki haberlerde “1970’lerden kalma çoktan unutulup gitmesi gereken iki “izm”li kelime...