“Adalıyız” ya! Heyecanlıyız, fasaryacıyız, dedikoducuyuz ama çok da kanaatkâr bir toplumuz. En zor koşulları yaşamış olsak da bitirip sona geldik mi “ilahi yarabbi şükür” deriz. Ve hemen her yolculuğun ardından vardık mı gideceğimiz yere sanki bir dünyadan çıkıp bir başka dünyaya ayak basmışız gibi “çok şükür geldik” dedikten sonra derin bir nefes alırız. Hatta “gittiğini” var saydığımız için “yenisinin” geldiğini sandığımız 365 günlük bir sürenin ardından bir yıldan bir yeni yıla atlarken bile hep öylesiyiz!
HEP umut doluyuz, hep umut ederiz. “İnşallah deriz bu yıl geçen yıldan daha bereketli daha iyi daha güzel olacak..”
Derin bir soluk alır kendimizi mistisizmin duygularında bir dua gibi ilâhileşen bilinmedik geleceklerin çoğu zaman o kadersel kollarına bırakırız. “Artık ötesi Allah’ın işidir” düşüncelerinde!***
…YILIN bu ilk yazısını rihter ölçeğiyle sekiz şiddetinde depreme uğramış gibi darmadağın olmuş bilgisayarıma bağlı klavyede yazıyorum. Çoğu tuşların “abeceleri” belirten harfleri parmak uçlarımın sert vuruşlarında silinip deforme oldukları için tippex ile üzerlerini yeniden yazıp belirttiğimce tabi! Fi tarihinden kalmış bir gazetecinin bugünlere kadar sürüklediği alışkanlıklarıyla işte… *** VE NEREDE KALMIŞTIK? 2022’nin son gününde! Bugün yeni bir yılın İlk günü ama! Öyle mi zannediyoruz yoksa öyle mi gerçekten bilmiyorum. İnsanların geçen zamanları dilim dilim kıyarak her birine bir yeni anlam yüklediği muhakkak! Kimileri takvim yapraklarında, kimileri tarih kitaplarında.. Kimileri hayallerde kimileri hatıralarda…
Geleceği göremediğimizden “geçmişle” yaşamak zorunda kalmaktayız… Dedikten sonra gelelim “Vehbinin kerrakesine!..”
***
TOPLUMSAL SORUNLAR ARTIYOR: Ve büyüyor! Belki farkında değiliz ama bizim “çocuklarımız, torunlarımız dediğimiz yeni bir nesil yetişiyor.. Ki hatırlamamak mümkün değil. Mesela bizim nesil (her zaman yazıp seslendirdiğimce) ağabeylerimizin koltuk altlarında yetişirdi.. Babalarımız analarımız kadar bizlerden sorumluydular. Fakat o yıllarda cemaattik! Mesela henüz yakın tarihin 1958’lerinde, hani Eoka’nın faaliyete geçtiği dönemlerde nüfusumuz seksen bin kişi var ya da yoktu! Zaten 1974’lerde de 120 bin kişi falandık.. Bu nüfusla ne köy olunurdu ne kasaba!. Oysa biz devlet de olduk devletlu da! Bugün dört yüz binleri orsa etmişliğimizle fakat hâlâ kendimize yarım milyon bile diyemediğimiz gerçeklerde tutun ki tüm kurumlarımızla, seçimlerimiz, anayasamız, yasalarımız hatta üniversitelerimizle falan… Devletiz! Devletiz ama siyasi yönden tanınmamak gibi büyük bir eksiklik ve aksaklıkla! Üstelik toplumsal sorunlarımız da “üniversiteler” mertebesine kadar ulaşmış hiyarerşik yapılaşmamızdan dolayı arttıkça artmaya devam ettiklerince… Şöyle ki: ***
HADİ ANLATAYIM: Tam da yılbaşı arifesiydi.. Sabah bir arkadaşı aramak için hiç uğramadığım bir hahvehaneye uğradım.. Baktım sırtlarında okul çantaları ilkokul öğrencisi oldukları belli iki çocuk kendilerinden az büyükçe bir başka kız öğrencinin uzattığı sigaraları yakmışlar fasur fusur dumanlar püskürtüyorlar! Şaşmak bir yana müdahale etmem gerekir ama orada yabancıyım. Üş beş kişi ise masalarında kayıtsız o çocuklara dönüp bakmıyorlar bile. Tezgâhın arkasındaki Kahveciye “ne bu hal” diyorum.. “Pöö” diyor.. Bu daga ne ki! Bunlar esrar bile çekerler!..”
UZUN UZUN yazmaya gerek yok!.. Ne diyordum yukarıdaki anlatımımda: “Biz ağabeylerimizin koltuk altlarında, onların korumasında yetiştikti..” Toplumun her bireyi kendinden küçüklerden sorumluydu.. En azından bugünkü gibi genç insanlar, çocuklar ne sere serpe öylesi sigara içebilecek kadar özgürdüler ne de sahipsiz ve derbeder!..
NE VAR Kİ artık medyada sık sık yayımlanan haberlerden de öğreniyoruz. Yetişmekte olan gençlerimiz esrarın pençelerindeymiş!
Üstelik ve yanı sıra az biraz yetişmiş palazlanmış kızların da sorumsuzluğu çakan sorunları büyümekteymiş!.. KISACA yarının “büyükleri” dediğimiz bu yeni nesil gençler toplumsal erdemle ulusal hasletlerin ötesinde başıbozuk yetişmekte!
***
TABİ Kİ yeni bir yıla girerken bismillah deyip bunları yazıp konuşmayacktık ama daha yeni yıl girmeden başta Sn. Başbakan olmak üzere, tüm öteki Hükümet yetkili ve sorumlu kişiler “aydınlık yarınlardan” söz ettiler!..
OYSA ne diyordu büyük düşünür Ziya Gökalp: “Yarınları görmek için elimizde rasat aletleri falan yoktur. Fakat yetişmekte olan çocuklarımıza gençlerimize baktınız mıydı o gelecekleri görmeniz mümkündür!..”
NE diyorsunuz? Görmeye başladık mı?
…HER şeye karşın 2023 hepimize kutlu olsun.. İnşallah siyasi çözümü de görürüz genç neslin KKTC’ye basiret ve sevgi ile sahip çıktığına da…
































