Müzakerelerin seyrinden Rum tarafı da memnun değil. Kafaları epey karışıkça! Lefkoşa’da inisiyatif ellerindeydi. Cenevre’ye taşındıktan sonra olagelen dörtlü (yahut beşli konferans) Ankara’nın da devreye girmesi ile hem sertleşti hem hayalleri yıktı! Pekala neydi Lefkoşa’da Sn. Akıncı ile Anastasiadis arasında süren müzakerelerin konusu?
Anastasiadis Kıbrıs Cumhuriyetini federal sisteme dönüştüreceğiz diyordu.. Türk tarafından kaynaklı “birleşik Kıbrıs” arzusunu kullanan Rum tarafı, müzakereleri postu Kuzey’e serebilmenin hesapları üzerinde sürdürdü. Büyük olasılıkla ellerinin altındaki Annan planından çok yararlandılar. Nitekim açıklanan başlıklar da Annan’dan kalmaydı..
Hatırlamak gerekirse: 1.Devletin şekli ve Yönetim. 2.Vatandaşlık, İkamet Hakları ve Siyasi Hakların kullanılması.. 3.Toprak ayarlaması ve Düzenlemeleri. 4.Mülkiyet Rejimi ve Toprak ayarlamaları dışında kalan bölgeler. 5.Güvenlik. 6. Uygulama safhası.
Cenevre’ye giderken üzerinde anlaştık denilen başlıklar “Güç ve Yönetim Paylaşımı” ile Vatandaşlık konularıydı. AB müktesebatına bağlı olarak ikamet hakları ise 4 özgürlüğü de kapsamına alarak epey gürültü çıkartmıştı. O sorunun Cenevre’de nasıl ele alındığını bilmiyoruz.
Yine hatırlatalım ama: “Rum tarafı için 4 özgürlük sadece AB müktesebatına bağlı hakların kullanımını hedef almıyordu. Bu hakkı kullanarak Kuzey’de serbest dolaşım, ikamet, mülk edinme ve her türlü finansal ekonomik işleri yapma özgürlüğünü kazanırlarsa, Türkiye’nin Kuzey’deki garantörlüğünü anlamsız hale sokacaklarını hesaplıyorlardı. Çünkü böyle bir iç içelikte Türk askerinin yeri olamazdı.. (Bu konunun Cenevre’de nasıl ele alındığını da bilmiyoruz..)
KİLİSENİN ETKİSİ: Rum tarafı eğer çözüm olmazsa 2018 yılında Cumhurbaşkanlığı seçimlerine gidecek. (Çözüm olması halinde her halde iki Kurucu devlet kendi içlerinde yeni yönetim ve seçim düzenlemeleri yapacaklar.)
Başpiskopos 2. Hrisostomos geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanlığı seçimleri startını
verdi ve “Anastasiadis’in Kıbrıs sorunun çözümsüzlüğünden korkmaması gerektiğini söyledi!” Başından beridir Hrisostomos’un çözüme karşı olduğunu çeşitli açıklamalarından biliyoruz. Bu son çıkışına ise Anasatasiadis şu cevabı verdi:
“Kıbrıs sorununa adil ve yaşayabilir bir çözüm sağlanması fırsatı size verildiği zaman korkup kaçmak vatan için yapılabilecek en kötü hizmettir”
Ancak bu karşılıklı atışma Hrisostomos’u hiç de yıldırmadı. Çok açık seçik “Başkanlığı benim destek verdiğim aday kazanır” diyerek Anastasiadis’e meydan okudu! Anastasiadis ise bu çıkışa karşı çok klasik olan şu politik cevabı verdi: “Başkanlık seçimini önemsemiyorum!”
İnanacak olanın avurdu delinsin diyeceğiz de olay şu: “Güney de çözüm konusunda tahminlerimiz hilafına bir konsensusa varamadı mesela kilise referanduma gidilirse “hayır” demeye hazırlanıyor!
YÜCE MECLİSİMİZ NE ALEMDE? Meclis KKTC’nin aynasıdır. Orada konuşulanlarla tartışılanlara, yasa tasarılarıyla çıkartılan yasalara bakın memleketin ahval’ini anlarsınız. Ki bizim gibi “Köşecilerin” ana malzemeleri “Meclis”ten tedarikliklidir!
Geçen gün artık oturumları eskisi kadar heyecan vermeyen, muhalefetin bile konuşmaktan usandığı Meclis’te tam aksine müthiş bir heyecan vardı! Sanırsınız hamamda yıkanırken Arşimet gibi yeri yerinden sallayacak bir “buluş” yakaladılardı da sahipliğini pay edemiyorlardı! Oysa oturumlarındaki fikir ve zikirleriyle her zaman öncü olması gereken “Yüce Meclisimiz” son dönemlerde olduğu gibi yine kamuoyunun gerisine düşmüş, öleli 5 yıl olduğu halde hâlâ adını anarken bitiremedikleri hesaplaşmalarını sahaya süren ezeli ve ebedi muhalifleri bu kez de rahmetlinin vakti zamanında toprak konusunda Perez De Cuellar’a yüzde “29+” olarak sunum yaptığının hatırasını anlatıyorlardı.
Ve bütün olay Sn. Akıncı’nın toprak konusundaki sunumuyla örtüştüğünü ispat etmeye dayanıyor, sonuç olarak da Meclis’e bir kez daha lider Denktaş’ın o devasa “politikacı kimliği” düşüyordu!
SORUNLAR HEP AYNİ MİNVAL! Lafı Meclis’ten açmışken devam edelim:
Rahmetlik Denktaş’ın yüzde 29’unu gündeme getirip Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu’nun sinirlerini bozmayı başaran Angolemli’nin Meclisi hareketlendirecek bir sorunu daha vardı. “Mobil Telefon ve konuşma ücretlerinin pahalı olması!”
Pahalı mıdır? Evet! Zaten Bakan Dürüst de TC’ye göre bu pahayı kabul ediyor! Ve ortaya bir sorun daha geliyor.
Gerçekte KKTC’de tüm devlet ve kurumların hizmetleri pahalıdır! Kemal Dürüst’ün söylediğince: “Yüksek insan nüfusunun olduğu yerde fiyatın düşmesi doğru orantılıdır.”
KKTC Sosyal Sigortalarından Elektriğine dolayısıyle mobil telefonlarına kadar, hizmetlerin parasal karşılıklarını alacak abone4 veya kullanıcı sayısına sahip değildir.
Ancak bu olay Ersin Tatar’ın da vurguladığı gibi “rekabetsizlikten doğan” esas sorunu gözden kaçırmak için bahane olamaz! Tatar “rekabet eksikliği” var diyor ve doğrudur..
Kısaca Meclisimiz “büyük olayları” büyük icraatları” değil; Ekmek su gibi günlük kaygılarımıza oturmuş aslında çoktan çözülmeleri gereken sıradan sorunları tartışıyor…
NE DİYOR SANER: Bu haber de Meclis dışından: Bakanlığından yaptığı açıklamada diyor ki Saner “Denetleme yapılsa ülkedeki tüm inşaatlar durur!”
Oldu mu ya! Muhalefetten birileri bunu iktidara söylemiş olsa görevini yapmış olacaktı. Fakat sorunla ilgili Bakan kendi gözünü çıkarırcasına böylesi bir itirafta bulunursa “sorunları bildiği halde üzerine gitmeyip savsakladığını” ayazlatmaz mı? Ne var ki bizde bu tip itiraflara “samimiyet” derler! Oysa bal gibi tıkır tıkır çalışan o büyük sistem işte: “Popülizm!”
KISACA TAKILDIĞIM: (EMEKLİLERİN KESİNTİLERİNİ ALMA FORMÜLÜ!)
Kim hakkını ve alacağı olan parayı alamaz, dayanır hükümetin ilgili Bakanlarının kapısına! Hakkı verilene, alacağı para ödene kadar da bir yere ayrılmaz… Bu konuda en savaşçı ve kahraman iki zümre hayvancılarla çiftçilerdir.
Oysa beş yıldır zavallı emekliler mahkeme kararı olduğu halde hâlâ devletin kendilerinden gasp ettiği şu yılan hikâyesine dönmüş “kesintilerini” bir türlü alamaz çünkü bırakın Bakanlık basmayı yürünmeye bile takatları olmayan yaşlı insanlar!
İşte emeklilere bir öneri: “Gidin Hayvancılar ve Çiftçilerle güç ve işbirliği yapın. Sonra hep birlikte ve araç gereçleriyle dayanın Serdar Denktaş’ın kapısına. Bakalım “kesintilerinizi” alır mıydınız almaz mıydınız? Hem nasıl alırdınız, havada kaparak!
































