Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Cenevre sonrası: (Ve Maraş kozu!)

Yarın “son” değil fakat bir kez daha öncesinden arta kalmış müzakerelere bir nokta koymak için taraflar yeniden toplanacaklar.. Sonuç alınır veya alınmaz! “Önemli değil” demiyoruz. Çünkü “Cenevre sonrası Kıbrıs siyasal sorunu, artık öyle geldiği gibi gitmeyecek.” Çünkü:

Yirmi aylık süre içinde Kuzey’de ve Güney’de sonrası müzakerelerin yeniden başlamasını çağıracak etkin saflaşmalar oldu. Mesela:

Çözümcüler: (Gözleri kapalı!)  Bu kesim nasıl çözüm istediklerini açıklamak gereğini bile duymadan “hemen çözüm” diyenlerden  oluştu:” Propagandalarını “nasıl olursa olsun yeter ki çözüm olsun” politikasına oturttular!

         Kararsızlar:  “Çözümle çözümsüzlük”  arasında karar vermekte zorlananlar. Bir yandan çözümsüzlüğün sürdürülebilir olmadığını kabul ederlerken, öte yandan “çözümle gelecek büyük değişimlerden korkanlar!

Retçiler: (Çözüm için bir tırnaklık bedelin ödenmesini bile kabul etmeyenler!)  Büyük bir kesim olmasa da çözümsüzlüğün kendilerine sağladığı kişisel çıkarları nedeniyle düzenlerinin bozulmasını istemeyenler!

Yargılayıcılar: “Nasıl olursa olsun” değil, güvenli, kalıcı ve TC’nin garantörlüğünü içeren bir çözüm isteyenler..

DAĞINIKLIK: Ki hemen hatırlatalım. Eğer Sn. Akıncı müzakere sürecinin periyodik aralıklarında Türk halkına hangi konularda uzlaşıya varıldığı ile hangi konularda zorlandıklarının açıklamalarını yapabilseydi, belki masada sürdürdüğü müzakerelerde olumlu veya olumsuz eleştiriler nedeniyle  eli zayıflardı ama, halkın çözüme yönelik bilincini güçlendirirdi.. (Geldi geçti diyelim, olanları geri getiremiyorsak geleceğe bakalım.)

BUNDAN SONRA: Kılıçlar kından çıktı yavuz atlar kişnedi! Yarın geleceğe yönelik bir karar alınmazsa  (ki ben Lefkoşa’da bundan sonra da taraflar arasında çözüm arayışlarına devam edileceği konusunda bir kararın alınacağına inanıyorum)   yukarıda sözünü ettiğim çözümle ilgili siyasi görüşleriyle saflaşmış kesimler etkinlikleri ile mücadelelerine devam edecekler. Mesela:

MARAŞ SORUNU: 42 yıldır  KKTC’nin kamburunda töhmet ve şaibesi ile taşıdığımız 42 yılın kadavrası Maraş, eğer Evkaf mallarımızın sürgit davasıyla  Rum tarafının önüne konulamazsa  bundan sonra başımızı daha çok ağrıtacaktır!

Buna karşın Maraş tek başına Kıbrıs siyasi sorunun içinde ayrı bir sorun değilse ne zaman iadesi gündeme gelse Türk tarafına verilecek “karşılığının”  da gündeme geleceği bir siyasi realitedir.

Mesela Maraş’a karşılık Doğu Akdeniz’deki gazın TC üzerinden akıtılması!

Mesela Maraş’a karşılık ambargoların kaldırılması!  Dolayısıyle AB kapılarının Türk halkına da vizesiz açılması..

Mesela Maraş’a karşılık Rum tarafının Karpaz’ı Güzelyurt’u istemekten vaz geçmesi…

Denecek ki “Maraş siyasi koz olarak elde tutulduğundan zaten böylesi pazarlıklara hep açıktır…” Evet, doğru ama 42 yıldır akla gelen bu pazarlıklar da yapılmadı! Bundan sonra yapılabilir diyoruz çünkü böylesi başlangıç çözümün de anahtarı olur.

Nerede kaldık? Yarın Cenevre ile uyanacağız. Hayırlısı olmaz ama hayırlara vesile olsun…

 


    

   MEMLEKETİN AHVALİNDE LEFKE’NİN İLÇE OLMASI!

Gelip giden iktidarların  kendilerinden  “icraat” bekleyenlerle “iş aş” bekleyenler arasında bölündükleri doğru mu? Evet!

Açıktan teşviklerle imtiyazlı olanaklar isteyen üretici kesimlerin baskıları üzerlerinde mi? Evet?

Gitgide çoğaldıkları için mesleki kesimlerin   yeni işyerleri açılmasının önüne geçilmesini hükümetlerden  istedikleri doğru mu? Evet!

Müşavirliklerin kaldırılması istenirken, seçimlerin bile Müşavirlikler ve  üst kademe bürokratlığı vaatlerinde kazanıldığı doğru mu? Evet!

“Devlet Kurumları” tümden batmışken, sendikaların ve ötesi STÖ’nin baskıları sonucunda, bilerek ve isteyerek zararları hazineden karşılanma pahasına, devletin kamburunda taşındıkları doğru mu? “Evet!”

Bakkal dükkânı açar gibi on dört üniversite açılmasına cevaz veren gelip giden hükümetlerin KKTC’nin çapına çok bol geldikleri için diğer devlet okullarıyla birlikte eğitim öğrenimi seviyesizleştirdikleri doğru mu? Evet!

Büyük çaba ve planlara karşın hâlâ Sağlık hizmetlerinde sağlıklı sistem kurulmadığı doğru mu? Evet!

Sırf sendikalarla mevcut sanayi ve finans çevrelerini ürkütmemek için TC ile imzalanan reformların savsaklandıkları doğru mu? Evet!..

PEKALA: Bu koşullarda Yeniiskele’den sonra Lefke’nin de  Kaymakamlık  haline getirilmesi, çiçeği burnunda püri taze bir popülizm  olduğu da doğru mu? Evet!

Yeni bir ilçe oluşturmanın yeni bir Kaymakamlığı daha devreye sokmanın  yeni ve büyük maliyetleri gerektireceği, bunun da zaten tamtakır olan devlet hazinesini beterince  yolunmuş tavuğa çevireceği biliniyor mu? Evet!

BUNA KARŞIN:  “Popülizme selam batmaya devam sisteminde” gelip giden hükümetler; yolların çukurlarını bile iki üç kovalık asvaltla doldurmaktan aciz, akşamları yolların karanlıklarını dağıtacak  bir katrelik ışığı bile sağlayamadıkları gerçeğinde! Ki   “icraat” yerine heyamola çekmeye devam ederlerken!

Ha ne diyecektik? Lefke’yi ilçe yaptınız  emrine de iki Bucak bağladınız. Hayırlı uğurlu olsun da yamacındaki Güzelyurt’u kopartırken, şimdi kime yar olacaksınız? “Ben de hastahanemi isterim” diyen  Lefke’ye  Güzelyurt’ta inşa edilecek hastaneyi mi göstereceksiniz?

Kısaca bulunduğunuz yerden en uzak yere araba ile bir saatte ulaşılabilen  bu küçük coğrafyayı popülizm uğruna böle doğraya Rum tarafının sunduğu haritadan beter eylediniz!

 


KISACA: (Dr. KÜÇÜK, OSMAN ÖREK, RAUF DENKTAŞ…)                                  

                        Dr. Fazıl Küçük Denktaş’la, Osman Örek’le anıldı hep. “Üç arkadaştılar, anlaşırlardı  kardaş kardaş..”

O İngiliz sömürge idaresine savaş açan bir yiğit doktor bir serdengeçti gazeteciydi.. Denktaş ise Doktor’un yanında Türk halkının hakkını savunan bir genç avukat…

O Kıbrıs Türk halkının davasını Ankara’ya anlatıp kabul ettirme yollarını açandı… Denktaş ise o yollardan yürüyen arkadaşı..

O toplumun lideri, halkın sesi, hakkın savunucusuydu.. Denktaş ise yanındaki savaşçısı!

O ilk kez Kıbrıs Türk toplumunu bu adada Rum toplumu ile bir devlet çatısı altında birleştirirken Kıbrıs Cumhuriyetine ortak yapan Cumhurbaşkanı yardımcısı… Denktaş ise Türk toplumunu birlik beraberlik içinde tutandı…

O ölürken Denktaş’ın kurduğu devleti gören, kutlayan ve kutsayan büyük toplum lideri… Denktaş ise yanı başında doktor Küçük, o devleti ilan ederken,  “işte liderimiz” diyen   bir büyük  lider…

Varsak bugün bu adada onların, arkadaşlarının, o günlerde bugünlerin özgürlük ve egemenliği için vuruşup şehit olanların  sayesinde varız… Gazetesinde yirmi yılı aşkın süre yazdığım  Doktor’u ve  Osman Örek’i de Denktaş’ı da rahmetle anarım.