Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AB riyakârlığı hâlâ devam ediyor!

Başta Eide’nin, BM’ler genel  sekreterinin, AB Parlamento Başkanı ile öteki tüm memurlarının ve  Kıbrıs’la ilgili irili ufaklı ülke başkanları ile yöneticilerinin, gözlerinin ta ninnilerine bakarak sormak ve sorarken o gözlerin nasıl tepkilerde değiştiğini görmek isterdim. Açıkçası riyakârlıklarını görmek için! Mesela şunları sormayı çok isterdim:

Adadaki Rum toplumuna karşın  azınlıkta olduğunu bildiğiniz Kıbrıs Türk toplumuna olası çözümde nasıl bir statüyü uygun görüyorsunuz?  Gerçekten Güney’le Kuzey’in siyasi eşitliğine inanıyor musunuz? “Evet siyasi eşitlik olmalıdır” mı diyorsunuz?  Siz de Türkiye’nin garantisi olmazsa çözüm de olmaz düşüncesinde misiniz?

Kendinizi kime yakın görüyorsunuz? Türkiye ile Kıbrıs Türk halkına mı? Yoksa Rum halkı ile Yunanistan’a mı?

Dahası açık ve net Kuzey’in  gerçek sahibinin (Rum veya Türk) olduğunu söyleyebilir misiniz?

       CEVAP ALAMAM: Mümkün değil ama ne diyordum? O gözlere, doğrular kadar sözlerin yalanlarını da gizleyemeyecekleri inancında bakacaktım!  Ne kadar samimi olduklarını görmeye çalışacaktım! Artı gözlerimden kaçırırlarken gözlerini, ellerinde olmayan sıkıntılı refleksleriyle vücut dillerini okuyacaktım! Ki bazıları ellerini nereye uzatıp koyacaklarını, bazıları kelimeleri “eee” diye uzatırken nasıl cevap vereceklerini şaşıracaklardı!

       Tabi ki böyle bir olay asla gerçekleşmeyecek! Ama gerçekleşmiş gibi merak etmeye hep devam edeceğim. Ta ki riyakârlıklarını saklayan yüzlerindeki o koyu makyajlar dökülüp gerçek suratları ortaya çıkana kadar!

       İşte o zaman her halde görüp  anlayacağım şu olacak! Avrupa’nın da BM’lerin de bize biçtiği model siyasi eşitliğimize dayalı, Rum halkı ile ortak koşullarda oluşacak bir federasyon değildir. Rum halkının tüm adaya egemen olacağı, Türkiyesiz bir Kıbrıs Türk’ünün de bu Rum egemenliği altında haklarının güvenceye alınacağı söylenen  bir çözümdür!

       Bu tasavvurlarını 2004’de Annan planına “hayır” demesine karşın “evet” diyen Türk tarafına inat ve nispet, Rum tarafını AB üyeliğine almalarıydı!

       Fakat yılardır adayı Rum-Yunan ikilisine yedirmek hedefinde oluşturulan planlarına  karşın başaramadıkları bu   siyasi operasyonu, bugün Cenevre’de noktalamak istiyorlar!

       Başaramazlar mı diyorsunuz? Türkiye’yi adadan kopartıp uzaklaştırana kadar  uğraşacaklar.. Bunu başardıklarında  Rum-Yunan ikilisi de ada egemenliğinin sahibi mutlakı olacaktır..

       Çözüm, bu hedefin yolunu bir daha açamayacakları şekilde tıkamaktır. Nasıl olacağı da Türkiye’nin garantörlüğü ile ispatlı ve  hesaplıdır.

                                  **********

       EKONOMİK VE FİNANSAL SIKIŞIKLIK ARTIYOR!

       2001 yılını hatırlatan günler yaşıyoruz. Farkı, o yıllarda KKTC ekonomisi bu kadar büyük değildi. Kişisel harcamalar  mütevaziydi. Araba patlaması olmamış, inşaat sektörü oluşmamıştı. Dolayısıyle “TC’den ithal ürünlerle idare edilen yaşam koşulları zaten geçmişleri acılarla geçmiş  kuşakları çok da bunaltmamıştı bir iki banka krizinden öte…

       Şimdilerde o yılların koşullarını yaşamıyoruz. Dolayısıyle elimizde olmayan “dövizin yükselişi” KKTC’nin hemen her sektörünü olumsuz etkiliyor. Bu “devletin olumsuz etkilenmesiyle eş bir kriz!”

       DAHA KÖTÜSÜ: TC ile Türk parasını kullanırken, oranın döviz karşısında tedbir alabilmesi, buranın alamaması!

       Devlet olduk ama olamadık diyoruz ya! Bir açmaz da finans sektöründe yaşanıyor! TC’den sağlanan “yardım amaçlı” para akışı KKTC’deki “doğrudan ve dolaylı vergilerle”  takviye edilip “KKTC bütçesini” oluşturuyor. Bunun dışında  Merkez Bankasına bağlı yığınla banka var ama faaliyet alanları dar, çoğu “bankerlik” yapıyor para alıyor para satıyor..

       Çizmeden yukarı çıkmadan diyelim ki  hisse senedimiz yok, altınımız yok! Tutun ki TC’nin bir şubesi gibiyiz..  Orada esen rüzgârlar burada fırtınaya dönüşüyor!

       İYİ YÖNETİM: İşte böylesi kriz günlerinde nev’i şahsımıza münhasır sosyoekonomik  yapımızı insanları acıtıp bağırtmadan geçiştirebilen yönetimdir “iyi yönetim!”

       Mesela daha dün ayazlandı medyada: Türk Ticaret Odasından sonra “2017-2021 Kuzey Kıbrıs Sanayi Stratejisi Raporu!” Her bir cümlesi bile finansal ve ekonomik sorunların başlığını teşkil edecek  uyarıları içeriyor. Mesela  daha iyi anlayabildiğim için şu uyarıyla karışık önerisini  aktarıyorum:

       “KUZEY Kıbrıs için mali disiplini sağlamaya çalışmak gerçekten zorlu bir süreç olacaktır.. Bu alanda başarılı olmak hükümetlerin tutarlı ve dirayetli politikaları ve Meclis’in etkin çalışmalarla gerekli yasal düzenlemeleri yapmalarıyla sağlanacaktır. Diğer bir deyişle mali disiplin sağlamak ancak siyasi erkin tümden bunu benimsemesi ve her koşulda uygulamasıyla mümkün olabilecektir. Yoksa belli çıkar gruplarının siyasiler üzerinde oluşturduğu baskılar ve  eylemler sonucunda hükümetlerin esnek davranması, yıllardan beri süregelen bu yapısal sorunların aşılmasına yardımcı olmayacaktır!”

       AKIL YOLU BİRDİR: Hükümete yönelik uyarı açık ve seçiktir. Popülizmden vaz geçilecek, gerekli yasal düzenlemeler derhal yapılacak, kısaca dirayetli yönetim erki oluşturulacak..

       Ekliyorum: Meclis, “iktidarın ak dediğine muhalefetin ille de kara diyeceği bir dövüş arenası değildir! Yazık ki “devlet sosyoekonomik krizlerle boğuşurken bile bu teamül değişmiyor!   Yeter ki “hükümet krizin altında kalıp ya istifa etsin veya erken seçime gitsin. Olanlar halka oluyor tabi! Kısaca ve lütfen uyarıları dikkate alın!

                                  **********

       KISACA TAKILDIĞIM: (ÜNİVERSİTELER DE YENİDEN YAPILANMALI!)

       Bir iyi haber: Üniversiteler tüm  yönleriyle  masaya yatırılacakmış. Çok geç kalındığını söylemeye gerek yok!  Çünkü neredeyse nüfusumuzun  üçte biri kadar üniversite  öğrencimiz var. (99 bin kişi) Nasılsa tanınmamış KKTC’ye Japonya’dan Çin’den bile öğrenciler geliyor. Hele Nijeryalıların, tutun ki KKTC ikinci vatanları oldu!

       Ancak gitgide bu öğrenci kesimlerinde illegal olaylar da artırıyor. Hemen her gün gazetelerde haberlerini görüyoruz. Memlekete para bırakıyorlar  falan demiş olsak da boynuz kulağı geçti miydi zararlar hanesi dolmaya başlar. Kısaca sürekli yazdığımızca  ülkeye girerlerken bu öğrencilerin sadece pasaportlarına değil, kimlikleriyle aidiyetlerine de çok iyi bakmak gerekir.