Kebabın kömürü de adana’dan…

25 Ağustos 2018 Cumartesi | 11:03
Köş, Moreket

Haberi okuyunca gerçekten üzüldüm.

Meğer Adana’da insanlar KKTC’ye odun kömürü yetiştirmeye çalışıyormuş.

Adamlar işletme kurmuş, sıcağın altında gündeliği 75 liraya adam çalıştırıp, narenciyeden kömür üretip, bize gönderiyormuş…

Kebap, geleneğimiz sözde. Kömürü de öyle. Ama kebabın kömürünü bile ithal etmeye başlamışız.

Ne ayıp…

Geçen yılın Eylül ayında UBP-DP hükümetinin kararıyla kapatıldı gaminiler.

Odun kömürü üretilen bölgelerde “nefes alamıyoruz” diyen vatandaşların “hassasiyetlerini” gördü Hüseyin Özgürgün ve tümünü kapatma kararı aldırdı…

Bu arada işletmecilere, yeni sistemle odun kömürü üretmek için yer gösterileceği, yer gösterilene kadar da gaminilerin yıkılmayacağı sözü verildi.

Tabii ki yerine getirilmedi ve Aralık ayında hepsi bir bir yıkıldı.

Mesele yeni değildi aslında. Taaa 2014’de zamanın Çevre Bakanı Hakan Dinçyürek gaminilerin yeni teknolojiye geçmesi konusunda yol haritaları olduğunu falan söylemişti. Ama 2 yıl sonra yıkım günü geldiğinde böyle bir harita falan yoktu ortada.

Hatta Hakan Dinçyürek o günlerde yaptığı bir açıklamada, bugünlerin işaretini de vermiş. “Dünyada kömür mü yok” falan da demişti.

Sonuç şu, kültürümüzün bir parçası kebap kömürünü ithal ediyoruz.

Tamam çevreciler de, bölge insanları da haklı. Zehirleniyorlardı. Kontrolsuz odun kesiliyor, çevreye zarar veriliyordu. Ama yok muydu bir çaresi?

Uygun bölgelerde, modern tesisler için teşvikler verilseydi ya.

Cebinde milyon dolarlarla gelip yatırım yapan kadar, yerli üretici de düşünülseydi ya…

Kaç tane gaminici kaldı, kaçı modern üretime geçti bilmiyorum ama durum ortada, demek ki ihtiyacı karşılayacak üretim olmamış, hooop ithalat…

Hep merak ederim, şu yatırım plancıları, devlet teşviklerini belirleyenler aynı ilgiyi neden yerel üretime göstermezler?

Bakın mesela, dağ taş gabbardır değil mi? Ne su ister ne bakım. Ama gabbar dünyada ciddi ticari değeri olan bir ürün. Tohumu her derde deva capari, meyvesi kornişon. Dağda bayırda, yol kenarında yüzüne bakmadığımız gabbarın ürünlerine küçücük bir kavanoz için 7-8 lira öderiz de üretmek aklımıza gelmez…

50 gramı 15 liraya satılan son zamanların mucize meyvesi gojiberry aynı şekilde.

Amaaan, tek bir inşaat için bir kalemde 50-60 ağaç kesilmesine göz yuman insanlarız biz, bunu mu düşüneceğiz.

Gerçekten üzülüyorum. Bitirmek, tekelleştirmek, ithalata yöneltmek o kadar kolay ki…

Üretmek zor, üretimi planlamak zor, kendine yetmeye, kendi değerlerini korumaya karar vermek hepsinden zor….

 

 

YERİN KULAĞI VAR

 TEK DERTLERİ:

Hür-İş Genel Sekreteri Ali Yeltekin, hükümetin, çalışanların maaş ve haklarından kesinti yapmasını kabul etmediklerini, bundan sonraki süreçte her türlü eylem haklarını kullanacaklarını belirtmiş. Hükümetin çalışanların maaşlarından kesintiye gideceği yönünde ne bir kararı, ne de bir söylemi var. Belli ki birileri sendikacının kulağına birşeyler fısıldamış, o da önceden kendilerini garantiye almayı tercih etmiş. Ülke ekonomik krizden kırıldı ama onların tek derdi, alacakları paradan yapılabilecek bir kesinti…

 

ONLARIN DERDİ BAŞKA:

Bayram tatili sonrası sadece hükümet kanadında değil, kurultaya hazırlanan ana muhalefet UBP’de de ilginç gelişmeler yaşanabilir. Ankara’dan beklediği randevuyu henüz alamayan Başbakan Erhürman, ülkedeki ekonomik durumdan çıkış yolları için kafa yorarken, UBP’de tek gündem kurultayda kimin kazanacağı. Son göstergeler, Eroğlu destekli Faiz Sucuoğlu’nun diğer adaylara göre daha şanslı olduğu yönünde…

 

YA GİRNE NEYİN GÖSTERGESİ:

İngiliz Guardian gazetesi, İstanbul’un profilindeki değişimin, Türkiye ekonomisinin göstergesi olduğunu yazıyor. Düşük faizli döviz kredileriyle her yeri gökdelenlerle doldurulan İstanbul. Şimdi hem özel sektörde, hem devlet yatırımlarında, hemen her girdisi ithal olan inşaat sektörü, Türkiye’yi bitirmeye aday… Ben de düşünüyorum, ya Girne? İstanbul’dakinden daha büyük bir inşaatlaşma var Girne’de. Alınan krediler, elde kalması, satılamaması, kiralanamaması muhtemel daireler, zora giren sektör başa bela olmayacak mı? Bir zamanlar “Girne, çok yakında Maraş gibi hayalet kent olacak” demiştim, korkarım hızla o günlere gidiyoruz…

 

AMAN HA:

Okulların açılmasına çok bir zaman kalmadı. İlahiyat koleji ve din dersleri konusunda Eğitim Bakanı Cemal Özyiğit’e diş bileyenler okulların açılmasını dört gözle bekliyorlar. En ufak bir eksikliği, bir yanlışı fırsat bilip saldıracaklar. Eksiklikleri bir kez daha gözden geçirilmeli. Bu işin şakaya gelir yanı yok, bizden söylemesi…

 

NEREDE KALMIŞTIK:

Uzun bayram tatili nedeniyle gündemden düşen, döviz, zamlar ve fırsatçılar yeni hafta ile birlikte yine gündemin ilk sırasına yerleşecek. Bayramda olan parayı da yiyip, içip gezen ve bunları düşünmemeyi tercih eden vatandaş, Pazartesi yeniden yüzleşmek zorunda kalacak. Özellikle dövizdeki artışı fırsat bilen bazı açıkgöz işadamlarının fiyatları nasıl uçurduğunu, yeni zamların neler olacağını öğrenince eminim hop oturup, hop kalkacağız…

 

MALUMUN İLANI:

“Döviz ne zaman düşer” diye bekleyenler boşuna umutlanmasınlar. Ekonomistler bundan sonrası için de umutlu konuşmuyorlar. Mali müşavir Göksel Saydam bir gazeteye verdiği mülakatta, dövizdeki artış nedeniyle vatandaşların alım gücünün giderek azalacağını ve borç taksitlerinin ödenmesinde ciddi sıkıntıların yaşanacağını söyledi. Zaten şu anda da birçok vatandaşın borç taksitleri, maaşlarını geçmiş durumda, bundan sonrasını düşünmek bile istemiyorlar…

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Nicollo Machiavelli: “Eğer bir millet ikitdarda bulunan kişilerin şereften, onurdan, ahlaktan yoksun davranışlarını, hırsızlığını yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir. Erdemini yitiren millet bir gün vatanını yitirir”…

 

 

DİPTEKİLER

Özdil Nami (Ekonomi Bakanı): Enerjiden de sorumlu Ekonomi Bakanı Nami, ülkede akaryakıt fiyatları ve dövize bağlı olarak sürekli artış gösteren elektrik ücretlerinin artık sürdürülebilir olmaktan çıktığını söyleyerek elektrikte yeni bir zammın kapıda olduğu müjdesini verdi. Ülke ekonomik bir krizdeyken sesi pek çıkmayan Nami keşke vatandaşın cebine el atmak yerine Kıb-Tek çalışanlarının avantalarına el atabilseydi…