Köşe Yazarları

NE İSTENİLDİĞİNİ BİLMEK ÇÖZÜMDÜR






Bizim gibi Kıbrıs Cumhuriyeti vatandaşlığından evrilerek bugünlere gelmiş kuşaklar için siyasi soruna yönelik “çözüm arayışları”  çok inişli çıkışlı oldu.

Hâlâ  pek çok ikilemi yaşarken türlü çeşitli çözüm formülleri üretilmektedir ama sonunda iki ana olasılıkta birleştik galiba! Şöyle ki “iki Devlete dayalı çözüm..”



Ki ne diyorduk? “İki kurucu Devlete dayalı federal sistem!”

Dikkat ama! Çok yanıltıcı olan “iki toplum arasında” ifadesi ve statüsüne bağlı çözüm  değil!

Bunu 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinde denedikti. Bir iki yıl ancak dayandı çünkü “kurulan Cumhuriyeti oluşturan toplumlardan biri “cemaat” esamesinde azınlıktaki Türk toplumu, diğeri de “payı” daha büyük olan çoğunluktaki Rum toplumuydu.. (Ki hatırlatayım: Eğer Rum’un nüfusu kadar nüfusumuz olsaydı bu adada Eoka parmağını bile oynatamaz, değil yanına Yunanistan’ı, Amerika’yı da alsa tırnak kadar başarı sağlayamazdı!)

…UZUN ve büyük badirelerden geçerken tutun ki adada “iki ayrı bölgenin” oluşması Allah’ın bir hediyesi  olmalıdır!  Ki bugüne kadar Kuzey’deki varlığımızı koruyabildik!

Ancak “çözümü sağlayamadık!” Federal sistemle iki ayrı Devlet arasında oluşan görüşlerle hatta “düşman” kamplara bile ayrıldık ki en büyük tartışmayı da Annan planında yaşadık!

ANCAK şimdilerde hem Sağda hem Solda çözüme ilişkin çok daha akılcı öneri ve arayışlar kulaklarımızı delerken, “neden olmasın” diyoruz.

BİRİSİ Dışişleri Bakanı Kudret Özersay’ın da ifade ettiği gibi “önce toplumlararası işbirliği sonra çözüm” formülüdür.. (Ki geçmişte bu formülü Köşemden çok ayazlattımdı.)

DİĞERİ de zaten BM’lerce de teşvik edilen “iki toplum arasındaki sosyoekonomik ilişkilerin güçlendirilerek belirli bir yakınlaşma sağlanmasıdır ki  kendiliğinden ve artarak gerçekleşmektedir..

…BUGÜNE kadar “iki ayrı devlet”  savunucusu da oldum, “iki ayrı devlete dayalı konfederal”  sistemi de  savundum. Toplum kesimlerine  baktığımda azınlıktaki bir iki örgüt ve düşünce ötesinde zaten çok farklı öneriler de söz konusu olmadı..

YANİ tutun ki 46 yıl sonra “nasıl bir çözüm” sorusuna asgari müştereklerde cevap verebiliyoruz..

Geriye kalan bu asgari görüşleri tümden KKTC politikası haline getirmektir ki Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın “siyasi eşitliğimizden” ödün vermeyen” politikasına dayanan “İki bölgeli, iki toplumlu, Türkiye’nin garantisini içeren” tutumu da zaten çözüm kapısını açacak tek anahtardır.

Artık Rum tarafı bu “çözüm” şeklini  anlamak  zorundadır,  yoksa sonunda tek kaybedeni kendi olacaktır!

*****

KUMAR PARALARINI BİLE MAFYAYA KAPTIRMAK!..                                                     

Hiç gocunup yerinmeye neden yoktur! Nasıl bir dönemlerde Rahmetlik Özal siyaseten tanınmayan, ekonomisi olmayan

Ülkeye; “Serbest Piyasa Ekonomisini” layık  gördüydü hatta uğruna bir de “serbest liman” inşa ettiydi…

Dolayısıyla turizmi olmayan ülkedeki otelleri  “casinolarla” donatıp KKTC bütçesine akıtacağı paraların hesaplarında oluşan illegal olayları da yadırgamaya hiç gerek yoktur!

BU nedenle  TC Dışişleri Bakanı Sn. Süleyman Soylu “yasa dışı bahis” yani “Kumar” konusunda CNN’de konuşurken eğer “Kıbrıs’ta oluşan bir mafya grubunun olduğunu…”     “Ortada dönen illegal bahsin boyutunun 50 milyar lirayı bulduğunu” söylemiş… Ve  bu kanunsuzluğun  “aile, ticaret, evlilik kavramlarını ortadan kaldırdığı” nasihatını çekip, “olayın Kıbrıs’ta oluşan bir Mafyanın işi olduğunu açıklamışsa…”

HAYIR! hiç aldırmayın! Çünkü bu işin birincil derecede sorumlusu bizatihi Türkiye’nin kendisidir!

Nitekim TC de  kumarhaneler yasaklanırken “gidin Kıbrıs’ta oynayın” denilerek bize de  “kapın zenginlerin parasını akıtın  fukara hazinenize” teşviklerinde bulunan Türkiye’de artık  aileler bile evlerinde  kumar, yani  modern  adıyla “bahis oyunu” oynayamazlar yasaktır! Çünkü Sn. Süleyman Soylu’ya göre “sadece oynayanları değil, aileleri, toplumları bile tarumar eden bir felakettir kumar!..

EVET öyledir de neden her hafta TC’den, KKTC’deki Casinolara kumar oynamaya gelen “kumarbazlar” TC’den uçaklarla beleş taşınırlar!

Eğlenmeleri için TC’den gelen şarkıcılara iki üç saatlik programları için 300 yüz, 500  bin lira verilir!..

…EVET! Üretemeyen dolayısıyla ihracatı nanay!.. Vergi alamayan dolayısıyla  yıllık bütçelerini bile “açıkla” yapan!.. Türkiye’nin parasal katkısı ancak memurin takımını ödemeye yeten KKTC’nin…

Casino gelirlerinden tutun da  üniversite  öğrencilerinin harçlarına, çarşı pazara akıttıkları paralara kadar ihtiyacı vardır, kabul!

Ama Sn. Soylu, “suçlu ayağa kalk” dercesine “Kumar Mafya’sının KKTC’de üslendiği” açıklaması bir yana, üstüne üstlük bir de ahlâki nasihatlerde bulunuyor ki dam başında saksağan vur beline kazmayı!

Çünkü otellerinden  casinolarına, oynayanların kazandıkları paralarını söğüşleyen   mafyaya kadar  tescilli marka Meid in Turkey’dir!

Üstelik Casino gelirlerinin KKTC bütçesine  katkı sağladığını, önceleri de hiç sanmıyordum, şimdi ise “mafya” dalgalarında kimlerin “paraları götürdüğü” de bizzat TC Dışişleri Bakanının açıklaması ile ayazlandı!

HA ne mi yapılmalı? Tatar hükümetine tavsiyem olsun: Gözünüzü dört açın da hiç olmazsa casino gelirlerini kaptırmayın mafyaya!







Başa dön tuşu