Köşe Yazarları

Karne geleneksel eğitimin eskimiş yüzüdür…








Karneler boş birer kağıt parçasıdır. İçerisinde hiçbir şey yazmıyor aslında. İlkokul 2. Sınıfta Hayat Bilgisi karnede iki bölüme ayrılmış; ‘Olgu ve Olaylar Bilgisi’ ile ‘Gözlem Yapma ve Sonuçlarını Açıklama’. Türkçe ve İngilizce ise ‘Dil’ öğrenimi olduğu için Konuşma, Okuma, Yazma, Anlama, İngilizcede anlamaya ek ‘Dinleme’ olmak üzere 4 dil becerisine ayrılmış. Diğer dersler de bazı alt bölümlere ayrılmış. Öğrencilere bölümlerden kuru kuru harfler veriliyor.




Öğrenci örneğin Hayat Bilgisi dersinden ‘Olgu ve Olaylar Bilgisi’ bölümünden B harf notunu alırsa anlamı nedir? Aile veya öğrenci neden B almış, neden A almamış veya C almamış? Cevabı karnede yok. ‘Olgu ve Olaylar Bilgisi’ bölümünde, bilgi düzeyinin hangi alt basamağında yeterli davranışları kazanmış ya da hangi basamakta zorlanmaktadır, bunun da cevabı yok.



Eğitim biliminin geldiği son nokta ‘bireysel farklılıkların ciddiye alınması gerekliliği’dir. Öğrenme parmak izi kadar bireyseldir. O nedenle her öğrencinin öğretim sürecine getirdiği ‘eski bilgiler’ çok önemlidir. Yeni kazanacağı bilgileri, eski bilgilerin üzerine yapılandırılacaktır. Her öğrencinin uzun süreli belleğinde, yeni öğretim sürecine getirmiş olduğu bilgiler farklı olduğundan, her öğrenci yeni bilgileri kendi bilişsel yapısına göre farklı yapılandıracaktır.

Eğitim bilimi bu nedenle öğrenci ya da birey merkezli programları savunmaktadır.  Çok Boyutlu Zeka Kuramı’nın (Multiple Intelligences) kurucusu Prof. Dr. Howard Gardner karnelerin hakim olduğu geleneksel okul görüşüne ‘Üniforma Görüşü’ (Uniform View) der (Gardner, 1993;sf. 6)*.

Üniforma okullarında bir çekirdek program var, herkesin öğrenmesi gereken bir set olgu var ve çok az seçme şansı var. ‘Belki de yüksek IQ derecesine sahip iyi öğrencilerin eleştirel okuma, matematik ve düşünme becerilerini gerektiren dersleri almasına izin verilir’, diyor Gardner.

Üniforma okullarında IQ veya SAT gibi kağıt kalem testleri kullanılan değerlendirmeler var. Bu testler insanları güvenilir bir şekilde! sıraladığı inancı olduğunu belirtir. En iyi ve en parlak öğrencilerin daha iyi kolejlere girdiklerini ve belki de (fakat sadece belki) ileriki sosyal yaşamda da daha üst sıralarda yer aldıklarını belirtir. Gardner hiç şüphe yok ki bu yaklaşımın sadece bazı insanlar için iyi çalıştığını vurgular (Gardner 1993: 6). Üniforma okuluna en iyi örnek olarak da Harward Üniversitesi’ni gösterir. Gerçekten de öyle; Harward herkes için değil, bazı sosyal tabakalardaki insanlar içindir ve oradan mezun olduktan sonra da yaşamda en yüksek prestijli meslekleri onlar kaparlar. Buralardaki kolej olgusu da tam buna bir örnektir, kim ne derse desin.

Gardner (1993) üniforma okullarına karşıt ‘birey-merkezli okul’ları önerir. Birey-merkezli okullar çok boyutlu zeka kuramını ciddiye alırlar diyor. Bu okullarda öğrenciler zeka profillerine göre farklı uyarıcılarla öğrenmeleri için şanslar bulurlar.

Değerlendirme de bireysel farklılıklar göz önüne alınarak yapılmaktadır. Her öğrenci kendi zeka profiline göre nasıl öğrenmişse, farklı yollarla da öğrendiklerini sergilemelerine fırsat verilir. Sadece öğretmen sınavlarından aldıkları notlarla öğrenciler değerlendirilmez.

Öğrenciler, öğretmenlerin değerlendirmelerine ek olarak, müdürler, anne-babalar, diğer öğrenciler ve kendi kendilerini değerlendirmelerinden elde ettikleri sonuçlarla değerlendirilirler. Bu amaçla da öğrenci portfolyoları kullanılır, eskimiş karneler değil.

Gardner birey-merkezli okulların, bireysel yetenek ve eğilimlerinin değerlendirilmesinde zengin olması gerektiğini belirtir. Bu okullardaki öğretmenlerin değerlendirme uzmanları olmaları gerektiğini vurgular. Değerlendirme uzmanları zeka-temelli araçlarla öğrencileri değerlendirmelidirler. Diğer bir deyişle sekiz farklı zekada da üstün olan öğrencilerin neler öğrendiklerini, kendi zeka profillerini içerecek araçlarla ölçebilecek becerilere sahip olmalıdırlar. Yani karneler artık pek işe yaramaz.

Buralardaki karnelerse hala daha 200 yaşındaki ve 1900 yılındaki ‘tek bir zeka var’ görüşü ile insanların zekalarını ölçen ve bunu destekleyen geleneksel eğitimin eskimiş, kirli  yüzüdür. Öğrencilerin bireysel farklılıklarından en önemlisi ve temeli olan zeka profilleri hiç dikkate alınmaz. Öğrenciler tek tip zekaya sahiptir ve bu nedenle bir grup öğrenciye aynı şekilde anlatılan dersten sonra, tek bir uyarıcı ile ölçülen sınavdan alınan notu içeren, bir kağıt parçası olan karneler ile öğrenciler değerlendirilmektedir. Hala daha 200 yıl öncesinde var olan karnelerle tek tip öğretimin ölçme-değerlendirmesini içeren karnelerle, farklı zeka profiline, ilgiye ve yeteneğe sahip olan öğrencileri ölçme-değerlendirmeye tabi tutmak, çağdaş eğitimde yeri olmayan bilimsel değerini yitirmiş bir uygulamadır.

*Prof. Dr. Howard Gardner (1993). Multiple Intelligences The Theory in Practice. New York: BasicBooks.

               





Başa dön tuşu