Köşe Yazarları

İki Papa Bir Mesih


Netflix inanılmaz hızla büyüyen gerçek bir dijital sinema üretim/tüketim platformuna dönüştü. Tüketimin hızına yetişmek gerçekten kolay değil. Şu sıralarda insanların sohbetleri içerisinde şu cümleye oldukça sık biçimde rastlamak mümkün:  “Ben şu X diziyi yeni bitirdim… Yeni dizi arıyorum. Bana hangisine başlamamı önerirsiniz?”. On bölümlük ve sürükleyicilik konusunda iddialı bir dizinin, izleyicisini gerçekten sarması durumunda bitme süresi neredeyse 24 saata düştü. 24 saat içinde izleyici şunu soruyor: “Evet bu güzeldi… Peki başka ne var?”

 

“Sıradaki gelsin…”

Sektörün bu tüketim hızına yetişmesi çok da kolay değil çünkü seçenek çoğaldıkça ister istemez kalite ve rekabet de artıyor. Üstelik yerel ve global olan artık aynı düzlemde rekabet ediyor. İzleyici KKTC Devlet Televizyonu BRT’deki herhangi bir programı izlerken, 1-2 tuşa basıp BBC yapımı olan Sherlock’u da izleme imkanına sahip. Bu bakımdan yerel ve global içerik artık aynı dijital platformun içerisinde yan yana duruyor. Koşullar eşit mi? Bütçelerin eşit olmadığı ortada. Ancak bu noktada mazeret bulmak sadece bir tercih. Geriden gelip en öne geçenler için ise bunlar mazeret değil… Mesela Netflix… Geleceğin dijital olduğu gerçeğini anlamak için önemli teknoloji firmalarının borsa değerlerine bir göz atmak yeterli; Facebook, Amazon, Apple, Netflix, Google ve Microsoftun toplam değeri, ABD borsasındaki en değerli ilk 100 şirketin toplamından daha fazla. Bu dev şirketler arasında sadece Netflix inanılmaz denilebilecek bir hızda büyüme gösterdi. Dünya çapında yıllar içerisinde katlanarak 158 milyona ulaşan üye sayısıyla Netflix şu anda sektör içinde gerçek bir dev olarak kabul ediliyor. Ekonomist dergisinin raporuna göre yıllık bütçesi 2013 yılında 2.4 milyar dolarken, 2018 yılında bu rakam 13 milyar dolar ve bunun içerisinde pazarlama ve reklam bütçesi yok. Hollywood’un en büyük stüdyosu Warner Brothers yılda 20-30 arası film üretiyorken, Netflix 2018 yılında 82 orijinal film üreteceğini açıkladı.

 

158 milyon kişi bekliyor…

 

Sürekli “Başka ne izleyebilirim?” diye soran bir kitle için yılda 82 orijinal film yeterli mi? Bunun yanına belki de onlarca diziyi de eklemek lazım. Bence hala yeterli değil çünkü üretim kapasitesine ek olarak bir de sürekli yükselen bir çıta var. Örneğin bir dedektif dizisi yapacaksanız kendinize şu soruyu sormak zorundasınız: Sherlock’tan iyi olacak mı? Uyuçturucu mafyasını anlatan bir dizi çekecekseniz Breaking Bad’ten Narcos’dan iyi olacak mı? Siz senarist veya yönetmen olarak sormayabilirsiniz ama içinde bulunduğumuz çağda izleyicinin soracağından emin olabilirsiniz.

 

İki Papa, Bir Mesih…

 

İşte bu mükemmeliyetçilik içinde Netflix tarafından hazırlanmış 2 yapımdan bahsetmek istiyorum… Birincisi İki Papa filmi, İkincisi ise Mesih dizisi… Birinci adımla başlayalım. İki Papa, üzerinde ciddi düşünülmesi gereken bir yapım. Filmin içinde geçen çarpıcı bir söz: “Günah bir yaradır. Bir leke değildir. Yok edilmesi değil, iyileştirilmesi gerekir…” –  Filmin senaryosu gereği biri hali hazırda görevde olan, diğer de onun yerine görev alacak olan iki papa inanç ve kilisenin kararları üzerinden kıyasıya birbirini eleştiriyor… Bizim eksiğimiz sanırım dini alanda biraz burada. İnanç veya inançsızlıkla ilgili olarak düşünce veya sanat üretmiyoruz. Bu alanı tamamen dışlayıcı, kindar ve öfkeli bir zihniyete teslim ettik ve bunun sürekli mağduru olmakla yetiniyoruz… Oysa ki Tanrının olduğu yerde nefret deplasmandadır. Sevgi ise kendi evindedir… İnsan bu filmi görünce bunu daha da iyi hissediyor… “Evet bu güzeldi… Peki başka ne var?” dediğinizi duyar gibiyim… Bir diğer tavsiyem de Netflix’in Mesih Dizisi olsun o zaman… Onun üzerine de söyleyecek çok şey var ancak Mesih’i de şimdilik önümüzdeki haftanın yazısına bırakalım…

 




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı