11 Aralık 2016

Anastasiadis halkına söz vermemiş miydi?

Haber İçi Üst

Anastasiadis daha seçilmesinin üstünden daha bir ay geçmeden, Güney Kıbrıs, tarihinin en büyük ekonomik ve sosyal kaosuyla karşılaştı.

AB troykası Güney Kıbrıs’ı kurtarma işini masaya yatırdığında ortaya çıkan rakam 17 milyar Euro’ydu. Uzun süren pazarlıklar sonucunda cumartesi sabahı kararlarını verdiler ve Rum Yönetimi’ne “Bunun 10 milyarını biz verelim, 7 milyarı sen bul” dediler. Bu kararın arkasında, şu anda AB’nin yönlendiricisi olan Almanya’nın tutumu vardı. “Sizin bankalarınızda batırdığınız Rus paralarını, ben kendi vergi mükelleflerime ödetmem” diyerek ayak diretti ve sonuçta da onun dediği oldu. “10 milyar Euro, Güney Kıbrıs ekonomisinin toparlanması için kullanılacak. AB’nin vermediği 7 milyar Euro da mevduatların miktarı. Bunun büyük bir kısmının Rus kara parası olduğu biliniyor.
Bu durumda Anastasiadis’in tıraş denilen yönteme başvurması kaçınılmaz oldu. Yani mevduatların anapara kısmından vergi adı altında kesinti yapmak. İnsanlar paralarının tamamını kaybetmek yerine,  bir kısmından vazgeçecekler. 100 bin Euro’nun altındaki mevduatlardan yüzde 6,75 ve 100 bin Euro’nun üzerindekilerden ise yüzde 9,9 oranında kesinti yapılacak.
Bu tıraş meselesi, bizdeki banka krizlerinde de gündeme gelmişti. Ama bizim Türkiye’miz vardı ve Mehmet Bayram mevduatların yüzde yüzüne garanti vermiş, Türkiye de faizleriyle birlikte paraların tümünü ödemişti. Her neyse.
Krizin faturasını halka ödetmeyeceği sözü vere vere gelen Anastasiadis’in bu son kararı üzerine, cumartesi gecesinden itibaren halk sokaklara döküldü. Vadeli mevduatlarını çekemeyeceklerini bildikleri halde, panik halinde ATM’lerdeki paralarını çektiler. Bir de üstüne üstlük bugün Güney’de Bank Holiday nedeniyle bankaların kapalı olacağını bilmeleri, hepsini çıldırttı.
Gül gibi Kıbrıs Lirası’yla, Avrupa’nın sayılı ekonomilerinden olan Güney Kıbrıs’ı bu hale getiren nedenlerin başında, sırf Türkiye’ye ve Kıbrıs Türklerine inat ve sadece siyasi nedenlerle AB’ye girmesi geliyor. AB’ye girmekle kalmayıp, bir de Euro kullanımına geçmeleri her şeyi mahvetti. Bu şekilde paralarının kontrolünü kaybettiler, Rum Merkez Bankası’nın hiç bir hükmü kalmadı, ellerindeki paralar pul oldu, o da yetmedi, Eurozone’a geçen tüm ülkelerde olduğu gibi pahalılıkla yüz yüze kaldılar.
Tabii olayın AB boyutu da var. AB’nin bu kurtarma planını The Economist bile “Adaletsiz, kısa görüşlü ve kendini düşünen” bir karar olarak niteliyor. Ama Rumlar aylardır kapı kapı gezmelerine rağmen, bu “Adaletsiz” öneriden başkasını bulamadılar.
Sonuçta, Kıbrıs Rumlarını ve orada yaşayan herkesi zor günler bekliyor. Mesele İngilizler, tüm emeklilik birikimlerini Rum bankalarına yatıran İngilizler. Rum hükümetinin, paralarına el koyma kararını “hırsızlık” olarak niteliyorlar. Hepsi şaşkın, AB’ye öfkeli. Öte yandan Ruslar… O paralar pek de alın teriyle kazanılmış olmadığından, yapılacak kesinti onları fazla etkilemeyecek, ancak Güney Kıbrıs’ı en kısa sürede terk edecekleri de kesin.
70 yaşındaki Nicos Adamou’nun sözleri durumu özetliyor; “Politikacıların bugüne kadar bizi besledikleri yalanlar, şimdi döndü bizi mahvediyor”…

YERİN KULAĞI VAR
DEVLETE 60 YENİ İSTİHDAM MI?:
ETİ Teşebbüsleri Ltd.’nin mallarının haraç mezat satıldığını duymuşsunuzdur. Bu konudaki şaibeler kaç gündür gazetelerde yayınlanıyor. Peki satış durumunda oradaki 60 çalışana ne olacak? ETİ Genel Müdür Vekili Memduh Vaiz, çalışanların devlete aktarılacağına dair söz verildiğini ve seçim yasakları biter bitmez bu aktarmanın yapılacağını söylüyor. Oysa ETİ bir Limitet Şirket.  Devletle uzaktan yakından bir ilgisi yok. Tıpkı KTHY gibi. Her batırılan şirketin çalışanları nitelikleri ne olursa olsun devlete aktarılıyor. Devlet daha da şişiriliyor. İşsiz ve nitelikli gençlere yine fırsat verilmeden kadrolar dolduruluyor. Her vatandaşın devlete girmede eşit hakkı olduğu kuralı yine çiğneniyor…
İKİ TON SIZMANIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ: Kalecik tesislerindeki iki ton petrolün denize sızması çevre felaketleri konusunda KKTC’nin ne derece hazırlıksız ve yetersiz olduğunu ortaya koydu. Aslında petrol üretme ve arıtma konusunda deneyimli ülkeler de bu tür felaketleri ancak bir yere kadar önleyebiliyor. Petrol sızıntılarının yarattığı çevre kirliliğini temizlemek ise müthiş şekilde pahalı ve özel araç gereç, teknoloji ve birikim gerektiriyor. KKTC’de ise bunların hiçbirisi yok. Bu olay, ülkenin en güzel ve en turistik yerlerinden birinde petrol arıtma tesisi kurulmasına onay vermeyi düşünen hükümete de bir uyarı olsun. Ülkede yeni çevre felaketleri görmek istemiyoruz…
KİŞİSEL İKBAL İÇİN:  Bir zamanlar bir Aydınlık Yarınlar Hareketi vardı. Her olayda demeç üstüne demeç patlatır kamuoyunu meşgul ederdi. Söylemek gerekir ki, bu hareket bazı kesimlerde samimi olduklarına dair bir inanç da yaratmıştı. Oysa sonradan hareketin ileri gelenlerinden bazıları ve yakınları, bu hareketi bir manivela olarak kullanarak devlete kapılandılar. Demeç vermekten öteye gitmeyen hareketlerinin maharetini, AB lobiciliği konusunda uzmanlık  ölçüsüne vardırdılar. Artık maaşlı oldular, dolayısıyla hereket bitti derken geçen gün Meclis’in toplanmaması konusunda “Topluma en büyük saygısızlık” demeci patlattılar. Meclis’in toplanmaması saygısızlık da, toplumsal bir hareketi kişisel ikbal için kullanmak daha hafif bir ayıp mı? Çürümüşlük zaten sendika, dernek ve diğer toplumsal hereketlerin  en önlerinde yer alanların kişisel ikbal peşinde koşmasıyla başladı…
BAKANLAR KURULU DA TOPLANMASIN!: Geçen gün KTÖS Genel Sekreteri Şener Elcil, “Meclis’in toplanmamasından çok mutluyum. Toplandıklarında bu toplumun yararına bir karar aldıklarını hiç görmedim” demiş. Ah keşke bir de her Çarşamba Bakanlar Kurulu toplanmasa. İnanın, milletçe bayram edeceğiz. Her Çarşamba oradan çıkacak kararlar ile devletin elini cebimize atması çok büyük bir stres oldu. Benzin zammı, elektrik zammı, harçların artırılması falan derken her hafta kalp krizi geçirecek duruma geliyoruz. Hükümetten ricamız, her Çarşamba bizi bu baskı altına sokmasınlar. Yani toplanmasınlar…
HASİPOĞLU FUHUŞ YAPILDIĞINI KABUL ETMİŞ OLDU: Gece kulüplerinin ne işe yaradığını bilmeyen yok. Devlet çalışma izinleriyle, vergileriyle buralardan önemli bir gelir elde ediyor ve buralarda çalışan ve esir muamelesi yapılan kadınların feryadını duymamazlıktan geliyor. Onları haftada bir gün devlet hastanesinde cinsel hastalıklara karşı kontrol ediyor. Buradaki kızların feryadı, uluslararası raporlara konu oluyor. KKTC insan kaçakçılığı ve fuhuşa zorlama olayları bakımından dünya kamuoyunun odak noktalarından biri halinde. Oysa bugüne kadar gelip geçen hükümetler buralarda  kızların kendi rızalarıyla sadece konsomasyon ve dans gösterileri yaptığını söylüyordu. Hiçbir yetkili açıkça gece kulüplerinde fuhuş yaptığını resmi olarak açıklamamıştı. Ta ki geçen günkü Sayın Hasipoğlu’nun yaptığı gafa kadar. Sn. Hasipoğlu aslında “anektoduyla” KKTC’deki gece kulüplerinde fuhuş yapıldığını resmi olarak  ilk kez kabul etmiş de oldu. En azından yaptığı gaf buna yaradı…
YENİ PARTİ KAPIDA OLMALI: Toparlanıyoruz Hareketi, “vazgeçmedikleri suçlarından dolayı” tüm partileri statükocu ilan etmiş. Peki ne öneriyor? halkı bu partilerle yaptıkları ortaklıktan kurtulmaya çağırıyor. O halde akla tek bir şey geliyor, Toparlanıyoruz hareketi yakın bir zamanda partileşecek. Bu suçlamalarla herhangi bir partiye destek vermeleri beklenemez…
HESAP ONAY VERENDEN SORULMALI: Adaylar bir bir televizyona çıkıyor. Biz de vakit bulup dinlemeye çalışıyoruz. İçlerinden biri dikkatimi çekti. Günler önce burada değindiğim bir konuyu, popülizm yapmadan, parmağının arkasına saklanmadan dile getiriyordu. Hani LTB’nin aldığı o usulsüz krediler ve o kredilerin hesabının onay verenlerin tümünden sorulması meselesi. YKP Belediye meclis üye adayı Ergün Emiroğulları “Usulsüz alınan kredi, onay verenlerden mahkeme yoluyla alınmalı” diyordu. Gayet somut ve cesur bir tutum. Neden diğer adaylar bu kadar kesin konuşamıyor sizce..?
İNŞALLAH BÖYLE DEVAM EDER: Hafta sonu tüm belediye başkan adaylarının durak noktası Arasta oldu. Parti başkanlarının da eşlik ettiği kalabalık guruplar halinde yürüyen adaylar ister istemez karışıklığa da neden oldu ve köşe kapmaca oynamak zorunda kaldılar. Ancak, yolları kesişen farklı partilerden adayların, birbirlerine sarılıp başarılar dilemesi ise gözlerden kaçmadı ve vatandaşlar tarafından takdirle karşılandı. İnşallah bu tür dostluk görüntüleri seçimlere kadar aynen devam eder… 

ZİRVEDEKİLER
Sunat Atun:
Sanayi bölgesinin durumundan Sanayi Dairesi de sorumludur demiştik de, Daire’nin bağlı olduğu Ekonomi Bakanlığı, “Bu iş bizim değil, Belediye’nin” diye açıklama yapmıştı. Ancak Bakan Atun, bu açıklamanın ertesi günü inisiyatif alarak, bölgenin temizlik işini Bakanlığının üstlendiğini bildirdi ve bir kaç gün içinde bölge pırıl pırıl oldu. Bundan sonrası, yeni gelecek Belediye Başkanı ile bölgede faaliyet gösteren iş çevrelerinin görevi. Temizletmek kadar, temiz tutmak da önemli…

DİPTEKİLER
Elektrik ve Su Faturaları:
Son günlerin en çok tartışılan konusu elektrik ve su faturalarındaki astronomik rakamlar. Yakmadığı elektrik, kullanmadığı su için eve gelen faturayı gören vatandaş sinir krizi geçiriyor.Hele aylarca çöpe boğulan, musluklarından lağım akan Lefkoşalıya gönderilen yüzlerce liralık su faturasına ne demeli..?

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil