Köşe Yazarları

YEŞİL HAT TÜZÜĞÜ’NÜ TARTIŞIYORLAR


 Türk lirasının değer kaybıyla birlikte kuzeyden alış veriş yapan Rumların sayısının artması, güneyde bazı kesimlerde telaşa neden oldu.

Ticaretin dini imanı olmadığı malum. Nerede ucuzsa, oradan…

Eczacılar, akaryakıt istasyonları, ev sahipleri, marketler, derken şimdi de Rum İşçi Konfederasyonu SEK, itiraz etmiş. Yeşil Hat Tüzüğü yeniden düzenlenmeliymiş, hükümet bu ticarete karşı önlem almalıymış.

Bir sendika olarak konuyla çok alakalı görünmese de, SEK, üyelerinin işsiz kalmasının derdinde galiba. Tabii bir de özünde aşırı sağ bir sendika olması durumu var.

Sözde liberal ekonominin, yasakçı sendikası. “Türklerden hiçbir şey alınmayacak”…

SEK bu tepkiyi, geçen yıl Ağustos’ta da koymuş, yine hükümetten tedbir almasını istemiş.

Ama anlaşılan Rum Yönetimi’nin henüz böyle bir tavrı yok, “gündemimizde değil” açıklaması yapmışlar.

Peki ya 2003’den beri Kıbrıs Türkleri kendi piyasalarına milyonlar akıtırken neden sesleri çıkmazdı?

Tam 16 yıldır, ayda en az 1 milyon Euro harcadı Kıbrıslı Türkler.

Güneyden gelenlerin harcamalarının her zaman iki katı hatta daha fazlasıydı bu rakam.

Trend, 2018’in yaz aylarında değişti. İlk kez Ağustos 2018’de Rumlar 400 bin Euro daha fazla harcama yaptılar. O günden beridir de böyle devam ediyor.

Aslında harcamaları, daha çok kişisel gereksinimleri için.

Bu da Yeşil Hat Tüzüğü’nün bir parçası.

Ticari olmayan maksimum 260,00 EURO değerindeki ürünler ve 1 lt. alkollü içki ile 40 adet (2 paket) sigara vergiden muaf. Yaptıkları bundan fazlası değil.

Rakamı yükselten ise, otel ve casino harcamalarıyla, Türkiye seyahatleri.

Buna bile tahammülleri yok, neredeyse ekonomik krize girdiklerini ilan edecekler.

Çok açık ki, tepkiler, ekonomik olmaktan çok, siyasi.

Diğer her konuda olduğu gibi….

Bugün SEK söylüyor, yarın siyasi partiler söyleyecek. Belki de politik bir hazırlığın bir parçası…

Elimiz kolumuz bağlı seyir mi edeceğiz?

Yeşil Hat Tüzüğü’nü ortadan kaldırma niyetlerine karşı bir planımız var mı?

 

 

 

KKTC DE KENDİ STRATEJİ KURULLARINI OLUŞTURMALI…

“KKTC’de Deniz Sistemleri Araştırma Merkezi kuruluyor” haberini görünce, heyecanlandım.

Sandım ki, devlet kendi mekanizmasını nihayet kuruyor.

Değilmiş.

ASELSAN ile İTÜ-KKTC işbirliğinde kuruluyormuş.

Deniz sistemlerine yönelik araştırma ve geliştirme faaliyetleri gerçekleştireceklermiş.

ASELSAN, bir anonim şirket olsa da, devletle organik ilişkisi olan ve bilgi-teknoloji üreten bir kurum.  Bu kurumun İTÜ’nün akademik çalışmalarıyla birlikte çalışma yapması aslında güzel tabii.

Ancak neden KKTC devletinin de içinde olduğu, kendi uzmanlarının da katkıda bulunduğu bir merkez, bir işbirliği, ya da bir komisyon oluşturulmasın?

KKTC devleti, şu anda en önemli gündemlerinden biri olan deniz kaynakları, buna bağlı stratejiler konusuna neden bu kadar uzak olsun.

Onca üniversite, konuya vakıf onca uzman varken…

Hatta aralarında dünyanın saygın kuruluşlarınca dinlenen Kıbrıslı Türk uzmanlara sahipken.

Türkiye’nin bilgi ve deneyimleriyle, bizim uzmanlarımızın bilgileri birleştirilse, devlet de kendi katkısını koysa…

Doğru siyasi kararların alınması, bilimsel temelli stratejilerle mümkün.

Türkiye’de asker sivil uzmanlar, akademisyenler ve bürokratlardan oluşan gruplar, konu üzerinde sürekli çalışma halindeler…

Neden bizim devletimiz de kendi çalışmasını yapmasın?

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

İMZALADILAR AMA:

Hükümet TC ile işbirliği protokolunu imzalayıp, oradan gelecek parayı bekliyor. Sendikalar protokolde özellikle çalışma hayatıyla ilgili maddeleri yargıya taşımaya hazırlanıyor. Eylem ve direnişler kapıda. Protokolde yer alan bazı maddelerin hayat geçirilmesi oldukça zor görünüyor. O nedenle hükümet 750 milyonu bir an önce almaya baksın, yoksa bu gidişle zor olacak…

HADE CANIM:

Başbakan Tatar KKTC’nin “artık güçlü bir devlet” olduğunu söylemiş. Ekonomisi batmış, üretim yok, herşeyimiz ithalata dayalı, sanayi dersen varla yok arası. Türkiye para göndermese bırakın yatırım yapmayı, maaş ödemekte zorlanacağız, insanlar fakir, sorunlar dağ gibi, suçlar tavan yapmış ama Başbakan, KKTC Devleti’nin bölgede güçlü bir Türk devleti olduğundan söz edebiliyor. Herhalde farklı ülkelerde yaşıyoruz…

 

100 BİN KİŞİ BEKLİYOR:

Yeni asgari ücretin belirnemesini dört gözle bekleyen 100 binin üzerinde insan var. Sendikalar yeni asgari ücretin en az 3 bin 500 lira olmasını isterken, işveren tarafı bu rakama pek sıcak bakmıyor. Asgari ücret halen brüt 3 bin 150 lira olarak uygulanıyor. Maliyenin çalışanlara vereceği yüzde 5’lik artışı tarfalarca da kabul edilirse, yeni asgari ücret 3 bin 300 lira olacak…

 

NEDEN YOKTU:

Bilmem fark ettiniz mi, 20 Temmuz’da Türkiye ile imzalanan protokol töreninde Başbakan Yardımcısı Kudret Özersay yoktu. Önceki gün Başbakan Tatar’ın prorokole yönelik basın toplantısında yine gözler Özersay’ı aradı ama o, yine yoktu. Böyle çetrefilli konularda ortalıkta görünmeyerek “sorumluluktan” ve tepkilerden kaçmak mı istiyor acaba diye düşünmeden edemedim…

 

“HAÇLI SEFERİ”:

Başbakan Tatar’ın her açıklaması bir alem. KKTC’ye düşen füze, dövizle ilgili açıklamaları hala belleklerde duruken, şimdi de hidrokarbon konusunda yaptığı,“Müslüman, Hristiyan çatışmasına kadar gidebilir” açıklamasıyla dikkat çekti. Bu açıklamalar kulağa hoş gelebilir ama, bazen ülkenin Başbakanı olduğunu ve açıklamalarının sadece kendisini değil, ülkeyi bağladığını unutmaması lazım…

DURAK YAPMAK YETMEZ:

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan, sosyal medyada bir tartışma grubuna mesaj göndererek, Girne-Lapta dolmuşlarının artık duraklarda duracağını, gelişigüzel durup, yolcu alamayacağını söyledi. Bunu Girne Belediye Başkanı da defalarca söyledi, güzergaha onlarca durak kondu, çare olmadı. Çünkü yaklaşık 90 tane verilmiş T izni var. Talebin çok üstünde. Yollardan adam topluyor, hatta otellerin bulunduğu bölgelerde, mahalle aralarında dolaşıyorlar. Çare, toptan satın alınan taşımacılık izinlerini kısıtlamak. Ve tabii denetim. Durak yapmakla olmayacak bu iş…

 

 

 

ZİRVEDEKİLER

Mert Özdağ: “Ekonomik krize yönelik politikalar ve uygulamalar oluşturulurken yalnız ‘kriz anına- günlerine’ yönelik değil; krizin etkilerini hafifletmesi ve yakıcı sonuçlarının şiddetini azaltması yönünden kriz sonrasına yönelik politikaların oluşturulması gerekliliği çok açık ve nettir. Yani yaşadığımız soygunlar sürpriz değil, göstere göstere gelmiştir. Ve dahası da yoldadır, kapıları kilitleyin!”…

 

 

DİPTEKİLER

Kudret Özersay: “Vatandaşın Kuran öğrenme yada Arapça öğrenme yönünde talebi varsaydı bunun zamanında devlet okullarında seçmeli dersler olarak çözümlenebilirdi. Ancak bu şekilde olmadı ve baştan doğru kurgulanmış bir yapı oluşmadı. ilahiyat koleji konusunda bazı taahütler var ancak bunun yetki devri anlamına gelmemesi gerekir”… Keşke hiç konuşmasa, konuştukça daha da batıyor…



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı