KÖŞEMDEN:
BM’ler Genel Sekreteri Guterres bu kez Sn. Akıncı’nın “beşli müzakere teklifine” “aman ne güzel ne olumlu” diyerek balıklama dalmadı. Çünkü “Kıbrıslıları” öğrendi! Artık Guterres de biliyor ki gökten “Hz. İsa ile Hz. Muhammet inip Türk ve Rum taraflarını temsilen masaya otursalar, Türk ve Rum liderleri gibi kavga edecekler!
Yani Kıbrıs siyasi sorunu geçen yıllar içinde iki toplum arasında öylesine kritik ve kronik bir hale geldi ki uzlaşmaları mümkün değil!
NE var ki yadsınamaz gerçektir. “Çözümsüzlüğün zararlar faturasını sadece Kıbrıs Türk halkı ödemektedir!”
Rum tarafıysa ayni “çözümsüzlüğün” sefasını sürmektedir!
Ve tabi ne olmaktadır? Sefa ve cefanın yan yana yaşandığı bir siyasi sorun!
BUNA karşın Guterres’in de kendinden önceki BM’ler Sekreterleri gibi yapacak hiçbir şeyi yoktur..
Zaten Erdoğan’ın da sık sık tekrarladığı gibi “dünya” beşten büyüktür!” Ve artık Amerika, Rusya, Çin gibi ekonomi ve teknoloji devlerinin oluşturduğu BM’ler Güvenlik Konsey’inden, sorunu “çözüme” götürmesi gibilerinden bir başarı beklenmemektedir!
Bunu Guterres de çok iyi bildiği için Sn. Akıncı’ya nasıl bir mesaj ilettiydi: “Önce siz sorunu üçlü toplantılarda görüşün.” (Demek istediydi ki beşlisi için kapımı sonra çalarsınız!)
KISACA aradan 45 yıl geçti. Çözümsüzlüğün türlü çeşitli olumsuzluklarında ancak Türkiye’nin güvencesiyle ayakta durabilen Kuzey Kıbrıs’ın mesela hâlâ vaziyeti umumiyesinin ne olup olmadığına bakıp sorgulamak gerekiyorsa, işte yeni doğduğu için ciyak ciyak ağlamakta olan “KKTC-TC Mali ve Ekonomik Protokolü!”
Kİ iki taraf arasında imzalanan ilk protokolleri de hatırlarız.. TC ile oluşturulan Kıyı Ticaretini de hatırlarız.. Mersin Gümrüğünü sağ selim geçebilmek için ne büyük fedakârlıklara katlanmak gerektiğini de hatırlarız.. Enginar değil mi enginar, onu bile TC’ye satamadığımız için fena fena bağırdığımızı da hatırlarız..
Ve 1974’de daha Kuzey’in fethinin kırkıncı günü doldu dolmadı, bir Kıbrıs lirasını 36 TL’ye tekabül ettirdiklerini de hatırlarız da…
Gerçekten bu “protokollere” var mı ihtiyacımız? Bir işe yarayacak mı bu sonuncusu? Aşağıda bakalım:
**********
“PROTOKOL” HATIRA OLARAK MI KALSIN?
Önce, “dün de yazdım” diyeyim.. Yazdığımın özeti ve anlatmak istediğim şuydu: Biz bugüne kadar geçen yıllar içinde Otonom bir Yönetim de kurduktu, Federe devlet adlı olanını da KKTC de!
Peki tüm bu “yönetim sistemlerini” çakan “siyasi gelişmelere” karşın, devleti yönetecek “Kamu görevlilerini” yetiştirebildik miydi?
Şöyle ki “hükümetler her yıl bir erken seçimle gidip gelecekler ama “bürokrasi” dimdik ve dosdoğru görevinin başında “devleti ve devletin kurumlarını” yönetecek..
(Hayır hiç öyle olmadı! Çünkü bürokratlar devletin görevlileri olamadan, önce siyasi partilerin markalı görevlileri, sonra da siyasi partilerle gelip giden “bendeleri” oldular…)
Kurumlara bakalım: “Halâ şikâyetlerimizin odağında değiller mi? Kısır döngülerde artık kendilerine bile hayırları olmayan, dolayısıyla devletin çarklarını çeviremeyen gerçeklerde, beklenen hizmeti veremediklerinin şikâyetlerini yapmıyor muyuz?
Tarım kesimine bakalım: Çarpık yapılaşma sonucunda artık ekilecek toprak da kalmadığından yakınmıyor muyuz?
Eğitim sistemimiz çok mu mükemmel? Üniversitelerimiz çok mu verimli ve faydalı?
Yada Sanayimiz? Ki “Sanayi Bölgelerimizin” alt yapısına bakmak bile içimizi karartıyor!
Kaldı ki yollarımız mı yeterlidir?
Olacağız diyeli bir asrı geçti hâlâ “e-devlet” olamadık, doğru değil mi?
(Yani üç beş örnekleme yaptık. Bunlara, “yalan hepsi uydurma” diyebilir miyiz? Ki “Devlet külliyemizi” oluşturan sorunlarımız say say bitmez, Amerika’ya gider gelirler! “Kısaca takıldığımca”devam edeyim ama:
********** KISACA TAKILDIĞIM: (“YENİLENMEYİ” BİLE BECEREMİYORUZ!)
Kendimize özgüdür: Statükoya çok kızarız ama ne zaman “statükoyu” yıkıp değiştirmek gerekir ayağa kalkar isyanı oynarız!
Nitekim KKTC’nin bir “yenileşmeye yeniden kurgulanmaya” büyük ihtiyacı varken, vakta ki “reformlar” gelir gündeme, bir de bakarız en peşin yargılarımızla olanı olacağı aforoz etmişiz! Yeter ki “öyle geldi böyle gitsin! Oysa zaten bu “protokol” (keşke uygulanabilseydi) beş ayda katiyen uygulanamaz bir! Bu kez de tüm “toplumu” ve yeni trend kelimesiyle “bekamızı” ilgilendirdiği halde adeta “toplumdan” kaçırtılarak ve sadece Türkiye’ye dayanılarak oluşturuldu iki! Yani tüm KKTC’nin malı olacağı için “ulusal” nitelikli olması gereken Protokol’un hazırlanmasıyla tartışılmasını hem gözlerden hem de “akıllardan” kaçırttık üç! KISACA UBP patentli” bir Protokol oldu! (Kütüdür demiyorum. Olması uygulanması gerekir diyorum ama “halka mal edemezseniz ballı kaymaklı baklava olsa kimseye yediremezsiniz! Vesselam (henüz erken ama) bir fırsatı daha galiba heba edeceğiz..
Kİ şimdi anlıyoruz: “Meğer biz kendimizi nasıl “yenileyeceğimizi” de bilmiyormuşuz! O zaman görevi TC yüklenir ne var ki o da “reformlar” falan derken, hazır kuyruğumuzu eline geçirmişken çeker de çeker!
Ne diyelim artık? Allah çektirmesin!
































