Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

VE “EVKAFIMIZ” DA VAR..

Bir devletin seçilmiş hükümeti eğer gerçekleştirmesi gereken “plan ve programlarını” uygulayamıyorsa… Mesela rahmetlik Dr. Fazıl Küçük’ün önderliğinde, İngiliz Sömürge İdaresiyle kıyasıya bir ulusal mücadele sonucunda Türk toplumuna devrini sağladığı “Vakıflar İdaresi”nin dolayısıyla “vakıf mallarının” iyi yönetilmesini sağlamıyorsa…

Bu nedenle Vakıflar Kıbrıs Türk toplumu bünyesinde hâlâ sorunlarıyla tartışılan bir “kurum” olmaya devam ediyorsa…

Ve eğer bir devlet aradan 45 yıl geçmesine karşın hâlâ “enerji sorununu” çözememiş, dolayısıyla kendi öz “varlığı” olan Elektrik Kurumuyla cebelleşmek zorunda kalıyorsa… Falan…

DİYECEKTİM ki “vurun kapıya kilidi, anahtarı da götürüp, (yok gidin Anastasiadis’e teslim edin demeyeceğim) Beştepe’deki zatı Cumhurbaşkanına verin ve deyin ki “efendim biz bu devleti yönetemiyoruz, siz bir çaresine bakın…”

Çünkü: Bu kurumlarımız, uğruna ulusal mücadeleler verilen müesseselerimizdirler…

Ki “bu adada neler çekmedik” derken, “elektriksiz susuz” yaşamak zorunda kaldığımız savaş yıllarını da unutmadık.. 1949 yılında Mağusa’dan Lefkoşa’ya bir tren dolusu Mağusalı ahaliyle taşınıp Dr. Fazıl Küçük’ün, “Evkafın” Türk halkına devri için Selimiye meydanında gerçekleştirdiği o mahşeri mitingi de unutmadık..

Eee şimdi? Geçen gün İngilizden çeke söke devraldığımız “Vakıf mallarımızın aidiyetimize geçtiğinin 53. Yılını kutladık.

Fakat ne sevinçliydik ne de bahtiyar! Çünkü böylesi bir yıldönümünde, “bırakın Güney’dekileri, en çok da Larnaka’da bulunan Vakıf Mallarımızdan umudumuzu kestiğimizi.. Fakat Kuzey’deki Vakıf mallarımıza bile sahip çıkamadığımızın özeleştirisini yapmak zorunda kaldık!

NİTEKİM yıllarca “Kıbrıs Vakıflar İdaresi”nin Genel Müdürlüğünü yapan Taner Derviş’in geçen gün Havadis gazetesinde “Evkafın Türk halkına devri yıldönümü” nedeniyle “Dünü bugünü” diyerek hem belgesel hem de eleştirisel makalesi Vakıflarımızla ilgili tarihi mücadele safhalarını da anlatıyordu.. Ve bir kez daha anlıyorduk ki yıllardır devletin büyük gelir kaynağı olması gereken “Evkaf ve malları” harcıalem yönetim zafiyetlerinden dolayı çoğu zaman harcanmış! Buna karşın Derviş Evkaf varlıklarından toplumun hâlâ ve önemince nasıl yararlandıklarını bircik bircik ve kayıtlara dayanarak anlatırken, “Evkaf mücadelemiz 75 seneden beridir nesilden nesile devam etmektedir” demek gereğini de duydu!

Nedir özgür ve egemen KKTC’deki bu mücadele?

Hâlâ gasp edilmiş evkaf malları peşinde koşturmaktır!

Halâ tutanın elinde kaldığı için tırnak kadar parasal gelir elde edilemeyen evler, dükkânlar, işyerleri, tesisler, otellere yeniden sahip çıkılması uğraşıdır..

Hâlâ Vakıf Bank gibi müesseselerin ıslahıdır..

Kısaca benim de bildiğimce hâlâ “evkaf malları sayesinde büyük voleler çekenlere karşın…

Evkafın hâlâ toplum katlarında tarihine ve işlevine yakışmayacak bir “ulusal Kurum” olarak sorunlardan kurtulamadığı gerçeğinde artık önemine layık olması mücadelesidir.. Öteki Kurumlar gibi!

 

**********

BİTMEYEN KIB-TEK MACERALARI

Maliye Bakanı Serdar Denktaş diyor ki “Kıb-Tek’le oturduk mahsuplaştık. Ne alacağı var ne vereceğimiz..” Üzerinden kaç saat geçti bilmem! Baktık diyor ki Elektrik Kurumu “akaryakıt alacak paramız kalmadı!”

ALLAH Allah! Daha dün “üçlü tarife” adıyla elektriğe zam yapan.. Askerin bile kendisine borcu olduğunu yayan.. Bırakın henüz karar aşamasına bile gelmediği halde “eğer TC’den kabloyla gelecekse pahalıya mal olacağının şıp diye hesap kitabını yapabilen.. Elektrik Kurumumuz… Şimdi de çarklarını çevirecek akaryakıtsız kaldığından yakınıyor!

Yani ha babam he babam bu deve yürümüyor!

Gerçekte belki “vur abalıya gitsin” yaptık ama “Kurumlarımızın” hiç biri yürümüyor!

BUNA karşın: Bir zamanlar Türkiye’ye “anavatan” diyorduk ya! Ya da “Kıbrıslılık” ruhumuzla “Kıbrıslı milliyetçiliği” gibi kendimize yeni bir forma giydirdikti ya! Ve “biz Kıbrıslılar bir başkayız canım” diyerek kendimizi midye içindeki inci tanesi gibi gördüktü ya!..

Bu Sosyal kabuk değişimi önce “ekonomiye” sonra da Ankara ile ilişkilere yansıdı! Ama olumsuzluklarıyla!

AÇIK yazalım. Türkiye’ye en çok muhtaç olduğumuz, sütünü sağıp lıkır lıkır içeceğimiz bu zor günlerde; biz kalktık hem kendimizi (hem de Türkiye bizi tabi) “ikili anlaşmalarla” bünyemize “şakşır” gibi bol gelen “protokollerle bağladık!

Bir de altlarına her defasında imza attık ki gerçekleştirmedin miydi öyleyse “para yok” densin!”

Ha gerçekleştirsen bu kez içteki yangını kim söndürecek?

KISACA: Rum’un ambargosu yetmedi bir de Ankara’nın “yap vazifeni kap parayı” dayatması geldi!

Geldi de gel de Kıb-Tek’i Telekomünikasyonu, Limanları falan özelleştir bakalım ne olur memlekette!

(Evet özelleştirmeleri gerçekleştirmek zorundayız da yüzlerce çalışanı nereye koyacağız?)

Çünkü biliniyor: Devletin yüz kişiyle çeviremediği işi, özel sektör elli kişiyle kıvırır, geriye kalanı da kapı önüne koyar…

TÜM bunlara karşın TC’ye şerh koyan taraf biz oluyoruz ama! Şöyle ki “harçlığımızı bile elinden çekip alamayacak basiretsizliğimizle!”

 

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (YANAN İÇ BARIŞ!)

“Şimdi nur topu gibi bir de “milletvekili dokunulmazlığı” sorunu çıktı. Doğumunu gerçekleştiren de YDP milletvekili Bertan Zaroğlu.

Kiraladığı aracı “ehliyeti olmayan bir başkasına verdi. Polis görevi gereği denetim yaparken aracı müsadere etti… Derken Zaroğlu sosyal medyadan polise demediğini bırakmadı! Tabi dokunulmazlığına sığınarak!

Eğer YDP’i bu vekiller temsil ediyorlarsa, “yandı kül oldu iç barış!”