Köşe Yazarları

Türkiye’nin “deport” ettiği yurttaşlarımız, Özker Özgür ve CTP







Geçtiğimiz günlerde gazeteci sevgili Aysu Basri Akter, ailesi ile birlikte tatil yapmak üzere gittikleri Antalya’da Havaalanı’ında girişleri engellendi, 19 saat mahsur tutuldular ve sınır dışı edildiler. Gerekçe olarak ise “Türkiye’nin milli güvenliğini tehdit edici bir kimliğe niteliğe sahip olması” iddiası gösterildi.




Haberin duyulması ile birlikte doğal olarak toplum içerisinde bir kesim arasında infial oluştu. Kimisi, Aysu ile terörizmin irtibatlandırılmasını kimisi de Türkiye’deki otoriter baskıcı rejimin Kıbrıslı Türk muhalif kesimlere karşı artık çizmeyi aşmış olmasını protesto etti. Sevgili Aysu, Türk hükümetinin bu keyfi uygulamasına karşı hukuk mücadelesi vermek için hazırlıklar başlattığını açıkladı.



İstenmeyenler Çoğalıyor

Aysu Basri Akter’in başına gelenler ilk defa tanık olduğumuz tesadüfi ve keyfi bir uygulama gibi durmuyor. Giderek sıklaşan ve çoğalan bir uygulama. Son bir yılda, toplum içinde kendi alanlarında isim yapmış Ali Bizden, Okan Dağlı, Ahmet Cavit An, Ali Kişmir, Can Sözen, Abdullah Korkmazhan ve şimdi de Aysu Basri Akter ayni gerekçeyle “Türkiye Cumhuriyeti’nin milli güvenliğini tehdit edici kişiler olarak” Türkiye’ye sokulmadılar. Belli ki Türkiye’deki güvenlik örgütleri ile KKTC’deki TC Elçiliği ortak bir çalışma yapmış ve isim ve sayılarını bilemediğimiz ancak küçük bir liste olmadığı anlaşılan çok sayıda yurttaşımızın isimlerinin üzerine çarpı işareti koymuşlardır.

Ankara Bunu İlk Defa Mı Yapıyor?

Şimdi şu soruyu sormak lazım: Türkiye’nin Kıbrıslı Türk aydınlara karşı sergilediği bu düşmanca tutumun tarihsel bir arka planı var mı?
Yaşı elliden büyük olanların anlatabilecekleri sayısız örnekler var. 1971 ve 1980 askeri darbe dönemleri ve onların mirasını sahiplenmiş çeşitli hükümet dönemlerinin pek çok vahşi uygulamaları var. Türkiye’de hükümet destekli paramiliter gruplarca öldürülen veya sınır dışı edilen yaşamları altüst edilen pek çok Kıbrıslı aydın insanımız oldu.
Burada sorulması gereken ikinci bir soru ise şu: Ankara’daki bu hot zotçulara karşı nasıl bir tavır sergilenmeli?
Öyle görülüyor ki, zaman çalıştıkça hain ilan edilecek ve hedef gösterileceklerin sayısı artacak. Bizdeki yönetim ve Lefkoşa’daki elçilik gelişmeleri olağanlaştırmayı deniyorlar. “Birşeyler var ki Türkiye’ye girişleri engelleniyor” denmesini istiyorlar.

Ne Yapmalı?

Peki bireysel tepki ve çıkışlar dışında örgütlü muhalif güçler ve özellikle en büyük muhalif güç konumundaki CTP ne yapıyor? Bu soruya cevap vermeden önce yine CTP’ye ait geçmiş bir deneyimden bahsetmek gerekiyor.
1989 veya 90 yılında dönemin CTP Genel Başkanı Özker Özgür, Yenidüzen gazetesinde dönemin Ankara yöneticilerini rahatsız eden bir yazı kaleme alır. Özker yazısında Ankara’nın Kubrıslı Türklere karşı asimilasyon politikası uyguladığını ileri sürer. Ve çıngar çıkar. Ankara Özker Özgür’ün hain olduğunu, bir daha asla Türkiye’ye girmesine izin verilmeyeceğini ilan eder ve bulundurduğu TC pasaportunu derhal Lefkoşa’daki elçiliğe iade etmesini ister. Özgür ise bu tavra cevaben bir grup arkadaşı ile beraber elçilik önüne gider ve ellerindeki pasaportları elçilik bahçesine savururlar. “Alın pasaportlarınızı” derler.

Bu durum aslında gemilerin karşılıklı olarak yakıldığı durum olarak nitelendirilir ama öyle olmaz. Herkes öğrenir ki siyasette bir artı bir her zaman iki etmez. Aradan dört yıl geçer, genel seçimler olur ve CTP hükümet ortağı olur. Özker Özgür ise Başbakan Yardımcısı olarak Ankara’ya ziyarek gerçekleştirir ve kırmızı halı ile karşılanır.
CTP bazen adım atarak bazen durarak ama ip üstünde bir dönem yaşıyor. İp zaman zaman CTP’yi sallıyor. Türkiye kaynaklı söz ve tavırlar ve uygulamaları çoğu zaman “bu da geçer” misali ya görmezden geliyor ya da düşük sesli tepkilerle geçiştirmeyi deniyor. Üstelik Ankara dediğimiz şeyin sadece bir dış politikadan ibaret olmadığını hayatımızın merkezine yerleştiğini bilerek bunu yapıyor. Bu politikanın gerçek zamanlı sonuçlarına hep birlikte tanık olacağız.









Göz Atın
Kapalı
Başa dön tuşu