Köşe Yazarları

TOP ATIŞI ALTINDA

Ahmet Okan yazdı








Kıbrıs’ta yazılan tarih –aslında yazılmamıştır- bir başarısızlık öyküsüdür.




Kıbrıs’ta “Tarih” denince, ister istemez Osmanlı tarihine bakılır.



Seksen yıllık İngiliz İdaresi’nden önce 300 yıl kadar Osmanlı Dönemi hüküm sürmüştü adada.

İngilizler adaya geldiğinde, milliyetçi düşünceler her iki toplumun şuurunu zapt etmek için yelken açmıştı.

Sırası geldiğinde bu düşüncüler karşı karşıya getirilebilecekti. İngiliz siyasetinin gizli stratejisi de burada pusu kurmuştu.

Osmanlı’nın geri kalmışlığı “batılılaşma” ile İslami değerlerin veya tutumun çatışmasından kaynaklanır bir bakıma. (Bu tutumu şimdi de görmek mümkündür.)

Avrupa aydınlanmasına Osmanlılar yanaşmayınca, birçok Avrupalı aydının kafasında Osmanlılar (Türkler) hakkında bir fikir oluşmuştu.

Bu fikre göre, Osmanlılar Batı’da olup biten bilimsel ve kültürel gelişmelerden yararlanmak istemiyorlar; “kafirden öğrenecek” bir şeyleri yoktu.

Fakat, bu fikre karşı çıkanlar da vardı.

Buna göre Osmanlı’da durum inişli çıkışlıydı.

Osmanlılar Batı’da olup bitenleri merak etmekte ve yaralanmak istemekteydiler; bazı konularda Avrupa’dan da ileriye adım attıkları olmuştu.

Örneğin gökbilimci, matematikçi Takiyüddin İstanbul’da rasathane kurmuş (1573) “yıldızların enlem ve boylamlarını belirlemek için yeni bir hesap yöntemi geliştirmişti.”

Konu ile ilgili Avrupalı bir yazar Takiyüddin’in çalışmaları için “Yöntemi daha öncekilerin hepsinden daha kesindi ve ayrıca yeni gökbilim aletleri icat etmişti” saptamasını yapmaktan çekinmemişti.

Ancak rasathane 7 yıl çalışmış, dönemin Şeyhülislamının kışkırtmaları ile top atışı altında yıkılmıştı.

Osmanlılar daha sonraki yüzyıllarda Fransız aydınlanmasına da ilgi göstermişlerdi.

Bunlar ”yurtseverlik” ve “milliyetçilik” kavramlarıydı.

“Yurtseverlik” anlayışına göre Osmanlı birçok toprak parçasında yönettiği çeşitli halkları ortak bir “toprak sevgisi” etrafında tutabilecekti.

Milliyetçilik ayrılmayı getirebilirdi.

Bunları da çeşitli nedenlerle başaramadılar.

En önemli neden, yukarıda belirtildiği gibi batılılaşma ile İslami değerler arasında bocalama olsa gerekti.

Osmanlı’nın başarısızlık öyküsü, Kıbrıs’ı başka maceralara sürükledi ve Türkiye ile Yunanistan’da baş gösteren milliyetçilik akımlarına ne Kıbrıslı Türkler ne Kıbrıslı Elenler sırt çevirdi.

İleride olacak olanlar bu şekilde başlamıştı.

Günümüzde Kıbrıslılar açısında durum trajikomiktir.

Hatta psikolojik bir hal almıştır denebilir.

Bu durumun başlıca nedeni anlaşılacağı gibi Kıbrıs meselesidir.

Mesele ideolojik tutumları da aşarak bir kibirlilik, bir üstünlük meselesine dönüştü.

Bu tutum tek tek bireylerin tutum ve davranışları haline geldi.

Öyle ki, herkes bir diğerini “gerizekalı” olarak görüyor ve bu bayağı tutum her yerde kendisini hissettiriyor.

Tam bir travma.

Ne bir siyasetçi bir diğerine, ne bir akademisyen bir diğerine, ne bir sanatçı bir diğerine, ne bir gazeteci yazar, ne bir esnaf, ne bir işadamı bir diğerine ne de bir şoför bir diğer şoföre güveniyor;  herkes her şeyin en iyisini biliyor.

Herkes birbirinden üstün hale gelmiş durumda!

Toplumlararası durum da böyle.

Mazisinde gözle görülür, elle tutulur bir “aydınlanma” dönemi geçirmeyen bu kitleler, rasathane gibi top atışına tutulduklarının bile farkında değiller…

 

 

 

 

 

 





Başa dön tuşu