Köşe Yazarları

Siyaset eski yöntemlerle yürümez artık…


İçişleri Bakanı Ayşegül Baybars, basını suçluyor.

Hepimiz olayı dışarıdan izledik.

Kendisi ‘listeyi polise gönderdim’ dedi mi, dedi. Polis de “almadım” dedi mi, dedi.

Bu kadar basit.

Yeni açıklamasında bu konuda bir düzeltme yok.

Şimdi bunu gören biri endişelenmez mi?

Polis Genel Müdürlüğü, çıkıp bir Bakan’ın söylediklerini yalanlıyorsa, ortada bir sorun var demektir.

Bir konuda haklı.

Harmancı’nın verdiği listeye İçişleri Bakanlığı sadece muhaceret açısından bakabilirdi.

Onun dışında eğer ortada işlenmiş bir suç varsa, şikayetin muhatabı polis olmalıydı. Eğer suç işlenmemişse de, yapılacak bir şey yoktu. Bu tamam.

Ama bir şekilde polisin şüpheli listesini oluşturması, böyle bir ihbarı değerlendirmesi gerekirdi ki, onlar da listeyi almadıklarını söylüyorlar.

Her şey halkın gözü önünde oluyor. Eskiden gazete okuyan sınırlı sayıda insan gelişmeleri takip ederdi.

Toplumsal tepki de o oranda sınırlı olurdu.

Şimdi kamuoyu sürekli olarak basını takip ediyor, telefonlara anında haberler düşüyor.

Ve ortaya müthiş bir farkındalık çıkıyor.

Yapılan en küçük bir faul, gereken cevabı alıyor.

Yok öyle eskisi gibi ‘basını suçlayım, kendimi haklı çıkarayım’ olayı.

İkna edeceksiniz ahaliyi, başka yolu yok.

 

 İZAHI NEDİR?

“Türkiye Serdar Denktaş’a güvenmedi” dedi önce Kudret Özersay.

Şimdilerde de “hükümetin mali politikasına güvenmedi” diyor.

Kamuoyu bu davranışlarını, kendisinin de bir parçası olduğu hükümeti, ayrıldıktan sonra yerden yere vurduğu için eleştirdi.

Yeni hükümeti kurdukları günden beri de, kendisini eleştirenlere kızıyor.

Ama aynı şeyleri söylemeye de devam ediyor.

Önce, Serdar Denktaş muhatap kendisi olduğu için konuştu.

Onu dinledik.

O sırada, bozulan bir hükümetin ardından, duygusallığa girmeyip, söylenenlere laf yetiştirmek yerine sessiz kalmayı tercih eden Tufan Erhürman da konuşmaya başladı.

Çünkü artık Özersay, olayı Serdar Denktaş özelinden çıkarttı, hükümet politikalarına yaydı.

Erhürman’ın BRT’de yayınlanan basın Odası programında söyledikleri çok ciddiydi.

“Bana Türkiyeli yetkililer ne söylediyse ben onu bilirim.

Bana söylenen her şeyi de halkımla paylaştım.

Bize protokolün herhangi bir yerinde şu sorun var bu sorun var gibi bir şey söylenmedi.

Mali politikalar açısından yanlış yaptınız vs. gibi şeyler de söylenmedi” dedi.

İşte bu söz, izaha muhtaç.

Yani Türkiye şikayetlerini Kudret Özersay’a mı yapıyordu?

Başbakan’a değil, Yardımcısına.

Başbakan, olaylardan habersiz miydi?

Bunu Özersay ne kadar süreyle kendine sakladı?

Bakanlar Kurulu’nda bu bilgileri paylaştı mı?

Bu noktadan sonra olay “o hükümet, bu hükümet” meselesi değildir.

Bambaşka bir durumdur.

Ben başbakan olsam, bakanlardan biri “Bizden şikayet var” dediğinde, kendi kanallarımı çalıştırır, aslını öğrenirdim. Yapmış mıdır? Yine de aynı sonuca mı varmıştır? Öyle olmasa, “bize öyle bir şey söylenmedi” demezdi herhalde.

Gerçekten tuhaf bir durum.

 

YERİN KULAĞI VAR

ŞİMDİ YANDIK:

Akdeniz’de resmen yalnızlığa itiliyoruz. Türkiye ile birlikte Akdeniz’de gaz arama girişimlerimize bir darbe de Avrupa ülkelerinden geldi. AB Akdeniz’deki 7 üye  Türkiye’ye sanki kendileri hukuku çiğnemezlermiş gibi, “Kıbrıs’ta Uluslararası hukuka saygı ve iyi ilişkiler çağrısı” yaparak uyarıda bulundu. Tek bir sonuç var, işler iyice sarpasardı. Diplomasi kanallarının hala tıkanmamış olması tek umudumuz.

SATARKEN GARANTİ EDECEKMİŞ(!):

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, doğal gaz konusunda özel şirketler ya da AB üzerinden prensip anlaşması yapılmasını önerdiklerini, Tayvan’ı örnek gösterdiklerini Açıkladı. Ancak Rum tarafından, Kıbrıs Türklerinin haklarını, doğal gazı ararken değil, satarken garanti edecekleri yanıtını aldıklarını da söyledi. Böyle bir teklife kim güvenebilir ki? Çavuşoğlu da öyle diyor zaten, “güvenmiyoruz, onun için sondaj yapıyoruz”…

 

YİNE ÜSLER:

Rum muhalefeti, BM’in başlıca yargı organı Uluslararası Adalet Divanı’nın, İngiltere’nin Hint Okyanusu’ndaki Chagos Takımadaları’nın kontrolünü “acilen” bırakması ve adaların Mauritius’tan koparılışının yasal olmadığı” şeklinde Şubat ayında aldığı karardan hareketle, Brexit’i de kullanarak, İngiliz üslerinin adadan çıkmasını talep ediyor. AKEL bu talebin hatalı sonuçlar doğurabileceğini, Anastasiadis’in partisi DİSİ ise konunun ileri götürülmemesinden yana olduğu belirtiliyor… Bu da ikili oyun gibi.

 

KAPIDAN GİRENİ TAKİP EDECEK BİR SİSTEM:

Bir operasyon daha ve 13 kaçak ve suçlu daha sokaklardan toplandı… Görünen o ki, memleket kaçak kaynıyor. Sorun muhaceretle ilgili, polisin bununla başa çıkmasının imkanı yok. Eskiden konuya, sadece Türkiye’den gelenler olarak bakılırdı. Böylesine kozmopolit değildik. Şimdi dünyanın dört bir tarafından gelen kaçakların cenneti olduk. Baksanıza, bir tanesinin ülkeye nasıl girdiği bile bilinmiyor. Dolayısıyla alınacak tedbirlerin de buna uygun olması gerekiyor. Yalnızca Türkiye’yle işbirliği halinde çözebileceğimiz bir sorun değil. Ortada bir ton laf var, tek bir icraat yok…

 

OPERASYONLAR SÜRMELİ:

Polis’in başlattığı “huzur operasyonları” vatandaştan tam destek alıyor. Özgürlükler kısıtlanıyor, çevik birlik sokakta, ellerinde silahlar” martavallarına kulak asmıyor vatandaş. Hatta operasyonların sürekli olması gerektiği konusunda tam bir mutabakat var. Madem ülkeye girişlerde gerekli önlemleri alamıyoruz kaçakların, hırsızın, uğursuzun başka türlü temizlenmesi mümkün mü?

 

ARACI ÇOK:

“Bir süredir, Türkiye’nin yetkililerine basın üzerinden mesajlar gönderilen, biraz da Türkiye yetkililerinin KKTC’ye basın üzerinden mesajlar gönderdiği bir ilişki haline dönüştü. Şu anda ilişkilerimiz bu anlamda çok sağlıklı değil” diyen Özersay Türkiye ile doğrudan diyaloğun çok daha önemli olduğunu, aracı kullanmamak gerektiğini belirtti. İyi de, kadasına göre hareket eden jurnalcilerin adam yerine konup, prim yaptığını  görüyor mu acaba? Asıl bundan vazgeçilmesi gerekiyor.

 

GELEN DE GİDEN DE AYNI:

Bayındırlık ve Ulaştırma Bakanı Tolga Atakan’ın kayınbiraderini Telekomünikasyon Dairesi’ne istihdam ettirdiği iddialarını okumuş ve inanmamıştım. Ancak, Tel-Sen Başkanı Tamay Soysan bu istihdamı doğrulayarak, yapılanın ‘etik’ olmadığını ifade etti. Söz konusu kişi münhalsiz olarak “geçici işçi” statüsünde işe alınmış. Gerçekten çok şaşırdım. Sayın Atakan bir açıklama yapar mı dersiniz? Hani geçen hükümeti nepotizm iddiasıyla düşürmüşlerdi de…

 

ZİRVEDEKİLER

Ferdi Sabit Soyer: “S-400’le Türkiye’ye boyun eğdirmeyi hedefleyen ABD siyasetine sempati duymak yanlıştır. Güney’de buna sevinen Kuzey’de muhalefet duygusu ile tepkisiz kalanlar yanılır. Zamanında ‘yeni bir dünya kurulur Türkiye bunda yer alır’ diyen İsmet İnönü’ye destek olmayanlar gibi olunamaz”…

DİPTEKİLER

Turizim Politikası: Turizmde iki aydır düşüş rakamları yayınlanıyor. Daha önce böylesine sürekli düşüşler görmemiştik. Ortada ciddi bir sorun var bu açık. Geleneksel yöntemlerle üstesinden gelinemeyecek gibi de görünüyor. Devletin turizm politikalarında yapılan bir yanlışlık var demek ki. Tüm politikaların ve bağlantıların gözden geçmesi gerekiyor. Bilindik fuar gezme, gün geçirmeyle olacak iş değil.

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı