Poli

Referandumlar, Popülizm ve Güçlü Liderler


Referandumla Kıbrıslıların tanışması ilk kez 2004 yılında olmamıştı. Bir çeşit referandum olan plebisiti Kıbrıslı Rumlar iki defa daha önce kullanmışlar ve verdikleri oylarla self determinasyon haklarının kullanılmasını talep etmişlerdi (Enosis). Kıbrıslı Türklerin katılmadığı bu plebisit oylaması Sömürge yönetimi tarafından tabii ki tanınmayacaktı. Kıbrıslı Türkler ise ilk olarak 1976’da, daha sonra ise 1985 yılında referanduma gidip ayrı devletlerinin anayasalarını onaylatmışlardı. Yani 2004 Annan planı haricinde Kıbrıs’ta gerçekleştirilmiş referandumlar daha çok milliyetçi amaca yönelik bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Yeni kolektif bir “var oluş” tahayyülü altında dönemin milliyetçi liderleri tarafından siyasetlerini meşrulaştırmak için yapılmışlardı.

Son günlerde özellikle Brexit, Kolombiya referandumu, Macaristan’daki referandum, Putin’in yükselişi, Erdoğan’ın büyük seçim başarısı ve Trump’ın ABD Başkanı seçilmesiyle birlikte,  Otokratik lider ve referandum bağlantılarına daha bir derinden bakılmaya başlandı. Buna tabii ki sadece referandumlar değil ama ölüm kalım savaşına dönüşmüş referandum gibi veya referandum sözü veren seçimler de dahildir.

Voting hand

Dünya’ya baktığımızda İsviçre gibi ülkelerde referandumun çokça başvurulan bir “demokratik” enstrüman olarak kullanıldığını görürüz. Özellikle son zamanlarda Avrupa’da yapılan referandum sayısında da büyük bir patlama yaşandığı gözlenmektedir. Yaklaşık olarak 1970’lerdeki sayının üç misli kadar sayıda referandumun son beş yıl içinde gerçekleştiği bilinmektedir.

Referandumlar Jean Jacques Rousseau’nun “egemenliğin devredilmezliği” tezinden yola çıkarak, halkın nihai sözü söyleme yetkisinde olduğunu iddia ederek, halkı, temsilcilerinin önüne koyar. Anayasa uzmanı Olivier Duhamel gibi bazı siyasetçi akademisyenler, “halk oylamasız bir halk egemenliğinin bir aldatmaca olduğundan söz ederken, demokrasilerde halkın bir seçimden diğerine uykuya yattığını ve onu uyanık tutanın da halkoylaması olduğunu” iddia ederler (Tosun 2016).

Bu görüşe bir yere kadar katılmakla birlikte, referandumların öyle siyah beyaz bir süreç olmadığına inanıyorum. Referandumlar, insanların hayatını daha iyiye dönüştürmeleri için seçimler haricinde de siyasete müdahil olmalarını sağladığı için uygun bir demokratik araç olarak görülebilir, fakat biraz derinlemesine baktığımızda bu tip süreçlerin iddia edildiğinin tersine etkiler de bırakabileceğini bize göstermektedir.

Referandumların önemli özelliklerinden bir tanesi çok karmaşık meselelerin basitleştirilerek halka sunulması durumudur. Konuyu tam olarak bilmeden oy veren birçok kişi kısa bir süre sonra diğer detayların devreye girmesiyle  birlikte verdiği karardan dolayı hüsrana uğramakta ve bu da bazı sosyal patlamalara neden olabilmektedir.

secim-sandigi

Referandum anlaşılabileceği gibi belli riskleri içerisinde taşır. Bundan dolayı karar vericiler bu riski taşıyamayacaklarını anladıkları durumlarda konuyu halka götürmeyi tercih ederler. Bu da seçilmiş siyasetçilerin sorumluluktan kaçmasına yarar. Referandum, plebisit veya halk oylamaları bazen çoğunluğun talebiyle ortaya çıkar. Yani halk oylamasına giderek çoğunluğu mutlu edecek sonuca gidilmeye çalışılır. Bu da bazı hallerde sayıca daha az olan gurupların haklarının ellerinden alınmasına neden olabilir. Yani bir çeşit “Çoğunluk Zorbalığı” yaratabilir. Örneğin 2009’da İsviçre –ki referandumları sıkça demokratik açılım yapmak için kullanırlardı– referandumu kullanarak azınlık Müslümanların minare yapımına sınırlama getirmişti. Birçok islamfobik kampanyaya sahne olan referandum döneminde tüm İsviçre’de kullanımda olan sadece dört minare vardı.

Bu konuyla ilgili yapılan tartışmalarda, Referandum karşıtları tarafından, ünlü işçi partisi lideri Clement Attlee’nin sözleri hala daha en fazla kullanılan alıntılardan biriydi: “Referandum, diktatörler ve demagogların bir aletidir.”

Evet gerçekten de Referandumların bazen otokratik liderlerin aracı veya aleti haline gelebildiğini biliyoruz. Türkiye’deki çoğunluk partisinin ısrarla referandum ve halk oylaması istemesi ve oradaki tek adam rejimini meşrulaştırmaya çalışması gibi birçok yakın tarihimizden örnekler gösterebiliriz.

Demokrasiler genellikle “temsili demokrasiler” tarafından çalıştırılır. Bu da vatandaşların temsilcilerini seçmelerini ve onların da vatandaşlar adına yasamada veya yürütmede konuları gündeme getirmelerini, tartışmalarını ve bazen de karşıt görüşlerle uzlaşmaları şeklinde çalışır.

Tabii demokratik tartışma ortamı çok sıkıcı ve yorucu olabilir. Kararlar ertelenebilir. Kararsızlık uzun bir süre devam edebilmesine rağmen her aşamasında bir karşılıklı diyalog ve tartışma imkanı vardır. En dezavantajlı temsilciler bile söz söyleme fırsatı bulabilir. Tabii bitmeyen kavgalar ve “aşırı” çok seslilik bazen insanları sıkabilir. Özellikle ekonomik krizlerde, belirsizlik ortamlarında, dış tehdit algısının arttığı dönemlerde, onlar için artık “kaotik” veya “kısır döngü” gibi görünen demokratik tartışmalara son verilmesi, geciken beklentilerin yerine getirilmesi gibi nedenlerden dolayı insanlar daha güçlü lider aramaya başlarlar. Yani elini masaya vurup bu “gereksiz” tartışmalara son verecek ve işleri “tıkır tıkır” yürütecek birini.

Son zamanlarda adından çokça söz ettiren Uluslararası İlişkiler profesörü Stefan Walt, gittikçe hızlanan günümüz dünyasına siyasetin ayak uyduramamasından dolayı ve her siyasi tavrın vatandaş tarafından kısıtlama gibi algılamasından dolayı, halkın büyük lider arayışına girdiğini söyler. Walt günümüz insanının büyük bir kısmının önceliğinin, “etkin kurumlar ve liberal değerleri güçlendirmek yerine, insanların kendilerini karanlıktan çıkartıp parlak ve şanlı bir geleceğe götürecek büyük bir lider” olduğunu iddia eder (Çandar 2016).

Trump’ın seçilmesi de buna benzer bir süreç sonrası gerçekleşmiştir. Hollandalı tarihçi Ian Buruma “Referandum Charade” yani “Referandum Kandırmacası” adlı yazısında Referandumların “Donald Trump’un Amerika’sından Orban’ın Macaristan’ına kadar esen popülist havaya uygun düştüğünü ve despotların halk desteğini arkalarına almayı çok sevdiklerini iddia ediyor ve şöyle ekliyordu: “Çünkü, kendilerini sadece Halk temsilcisi imiş gibi görmezler, onlar için Halk ta kendileridir” (Çandar 2016).

Seçimle iktidara gelmiş Hitler de referandum aracını kullanmaktan çekinmemişti. Kısaca Referandum bütün despotlara meşruluk kazandıran önemli “demokratik” yöntemlerden bir tanesidir. Referandum haricinde yukarda da söylemeye çalıştığım gibi, referandum haline sokulmuş diğer seçimler de aynı etkiyi yapabilir. Yani eğer seçim bir “ölüm kalım,” veya “olmak ya da olmamak” savaşına döndürülebilirse istenilen sonuca ulaşması da o kadar kolay olur.

Tanju Tosun, Referandumların “ağırlıklı olarak siyasi iktidarın halkın desteğini alacaklarını umdukları konuları halkoyuna sunmaları, kaybetme riski olan konuları oylatmaya ise yanaşmamaları yönünde cereyan eder.” Buna rağmen iktidar partileri tarafından yapılan bazı referandumların kaybedildiği de bilinmektedir. Brexit gibi. Veya geçen aylarda yapılan Kolombiya referandumu gibi.  Tosun’a göre referandum konusu hakkında halkın çok iyi bilgilendirilmesi gerekir. ‘Halk sandık başında oy kullanırken, konu hakkında bilgili olduğu takdirde, referandumdan beklenen “ortak iyinin” inşasına katkı konmuş olur.’

Öte yandan despotlaşmış iktidarları bir taraf bıraksak bile, bazı referandumların demokrasiye verdiği zarar olumlu katkısından daha fazladır. Akademideki referandum karşıtı görüşe göre “referandumlar, halk ne kadar eğitimli olursa olsun, karmaşık konularda ve teknik meselelere dair halkın bilgi eksikliği nedeniyle, kamuoyunun doğru karar vermesini” güçlendirmektedir. Referandumla oya sunulan yasal bir metin olmasına rağmen, oylatan iktidar olduğu için, sonuç olarak iktidarın doğrularına hizmet etmektedir. Yani başka bir deyişle iktidarın gücünü pekiştirebilir. Tosun’a göre “Parlamentonun konusu olan bir işlem hakkında son sözü söylemenin halka bırakılması, parlamentonun meşruiyetini zedeleyebileceği gibi, parlamentonun etkinlik ve sorumluluğunu da zayıflatabilir” (Tosun 2016)

Sonuç olarak Referandumların birçok soruyu ve sorunu içinde taşıdığını görürüz. Ama öte yandan böyle bir yöntemin de zaman zaman aşılmaz duruma gelen siyasi kilitlenmeleri de aşmakta kullanılabileceği bilinmektedir. Bu da bize önemli olan şeyin Referandumda sorulacak sorunun olduğunu gösterir. Yani, bu tür halk oylanmasına niye gidildiği çok önemlidir. Referandumla karşılaştığımızda kendimize soracağımız ilk soru bence şu olmalıdır:

Acaba bu referandum iktidarın varlığını kuvvetlendirmek için mi yoksa “ortak iyiyi” bulmak için mi yapılıyor?

Kaynakça:

Cengiz Çandar, “Büyük Lider ve Felaket için Yol Haritası,” Radikal 11.03.2016.

Tanju Tosun, “Referandum Demokrasi İlişkisi Ne Kadar Sağlıklı,” Aljazeera Türk, https://www.aljazeera.com.tr


Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı