Mağusa ve Valletta-Tarihi Sur Duvarları ve içlerinde barındırdıkları mekanlar….

1 Mayıs 2017 Pazartesi | 10:29

 Hem dönemsel hem de mimari olarak benzerlikler gösteren iki şehrin sur duvarları içerisinde bulunan mekanların günümüzde nasıl farklılaştıkları üzerine düşünceler…

Hacer Başarır Dindiç
Yrd. Doç. Dr. Hacer Başarır Dindiç

 Mağusa surları, görkemli yapısı ile sadece harita üzerinde değil, kenti ziyaret eden herkes tarafından dikkat çekecek büyüklükte ve çok özellikli bir yapıdır. Özellikle Avrupa ve Orta Doğu’da surlarla çevrili birçok tarihi kent bulunmaktadır. Ancak tarihi Mağusa surları kadar bir bütün halinde günümüze gelemeyen çok sayıda sur duvarı da vardır. Bu anlamda geleceğe nasıl aktarılacağı da, hem bizim ülkemiz açısından, hem de tüm insanlığın ortak mirası olarak önem taşımaktadır.

 

 

Mağusa sur duvarlarının içinde, çok farklı büyüklüklerde birçok iç mekan yer almaktadır. Bu anlamda, özellikle şu anda UNDP tarafından koruma projeleri uygulanmaya başlanan Martinengo (Çifte Mazgallar) ve yakın zamanda projesi başlatılması planlanan Ravelin (Akkule) Burçları dikkat çekicidir. Burda belirtmek gerekir ki, UNDP tarafından yürütülmekte olan projeler ilk etapta yalnızca yapının mevcut durumunu koruma ve sağlamlaştırma hedefiyle yürütülmektedir. Başka bir değişle, bu çalışmalar  şu aşamada bu yapılara yeni işlevler yükleme veya herhangi bir çağdaş tasarımla buluşturma gibi bir öngörü ile başlatılmamışlardır. Bu da mevcut durumdaki finansal ve uzmanlıkla ilgili sıkıntılardan kaynaklanmaktadır. Ancak yine de, UNDP’nin bu yapıları gündeme alarak bir çalışma başlatması, yapıların önemi ve tarihi miras değeri göz önünde bulundurulduğunda, bizler için çok kıymetlidir.

 

Valletta (Malta) ve Mağusa Surları

Avrupa’ya baktığımızda, birçok tarihi şehirde bulunan surların iç mekanlarının yeni ve çağdaş tasarımlarla hayata kazandırıldıklarını görüyoruz. Mağusa surları ile benzer dönemlerde yapılmış olan Valetta (Malta) şehrindeki surların da, Mağusa’dan çok farklı olarak, kullanımda oldukları gözlemlenebilir. Örneğin, Valletta’da hizmet vermiş olan Restaurant 2_22 Two Twenty Two (Resim.1) konuya çağdaş bir bakış açısını sergileyebilir. Bu anlamda, hem dönemsel hem de mimari olarak benzerlikler gösteren iki şehrin sur duvarlarında bulunan mekanların günümüzde nasıl farklılaştıklarını da gözlemleyebiliriz.

 

Restaurant 2_22 Two Twenty Two, Chris Briffa Architects tarafından 2007 yılında gerçekleştirilmiş olup surlardan ilham alan çağdaş bir tasarım olarak karşımıza çıkmaktadır. Eğimli duvarları, tarihi burçların eğimli duvarlarından ilham alırken, işlevsel açıdan da, mevcut tonozun hacmine ve biçimine müdahale etmeden alanı büyüterek restaurant için gerekli alanları oluşturmaya yardımcı olması hedeflenmiştir. Kullanılan malzemelere bakıldığında, çelik, cam ve ahşaptan oluşan yeni eklerin, tarihi taş dokudan her anlamda farklılaştığını ve hiçbir şekilde mevcutu taklit etmeye cüret etmediğini gözlemlemek için de mimari restorasyon uzmanı olmaya gerek olmadığını, mekanı ziyaret eden herkesin tarihi ve yeni ekleri birbirinden kolayca ayırabileceklerini gözlemleyebiliriz (Resim.2).

Buna ek olarak, çağdaş yaşamın gereksinimleri olarak karşımıza çıkan donanımlar; ışık, güç, ısıtma-soğutma-havalandırma sistemleri, ve özellikle böylesi bir fonksiyonda yiyecek ve içeceklerin hijyenik bir ortamda saklanmasına ve sunulmasına imkan verecek donanımlar için tasarlanan hacim, kendi kendini taşıyabilen ve bunun için tarihi yapıya ek bir yük bindirmeyecek şekilde tasarlanan yeni yapı içinde çözümlenmiştir.  Valletta şehrinin sur duvarlarında, bahsi geçen proje gibi pek çok proje yaşam bulmuş, özellikle sanat ve sergileme gibi pek çok yeni işlev tarihi duvarların içine yeni bir soluk getirerek, artık çağdaş yaşamda yer alamayacak sur duvarı gibi bir işlevi, yeniden ve benzersiz bir biçimde kullanıma açmıştır. Yine de bu projenin 10 yıl önce kullanıma açılan görece yıllanmış bir proje olduğunu ve bu açıdan değerlendirilmesi gerektiğini de belirtelim (Resim.3).

Valletta Şehrinin sur duvarları içerisinde  buna benzer pek çok proje tasarlanmış ve uygulanmıştır. St. Elmo Kalesi’nin müze ve polis akademisi olarak; St. James Cavalier-Tabyası’nın ise çağdaş sanatlar müzesi olarak tasarlanan proje uygulamaları bunlara birkaç örnek olarak sıralanabilir. Ayrıca tarihi kentin giriş kapısı için mimar Renzo Piano dahil olmak üzere pek çok mimardan öneri projeler istenmiştir. Tarihi Mağusa kenti ile Valletta’nın bir başka benzerliği de denizle surların yakın ilişkisi sayılabilir. Valletta’da tarihi limanın canlandırılması ile ilgili olarak, bölgede bulunan depo binaları da dahil olmak üzere kapsamlı çalışmalar yapılmış ve turizime uygun olacak şekilde pek çok yapı tasarlanarak yeniden kullanıma açılmıştır.

Politik İzolasyonlar- çağdaş mimari korumaya engel mi yoksa yardımcı mı oluyor?

Mağusa sur duvarlarının içindeki mekanlar ise büyük ölçüde kullanıma kapalı durumdadır. Özellikle yukarda bahsi geçen Martinengo (Çifte Mazgallar) ve Ravelin (Akkule) Burçları içlerinde mekan kalitesi açısından çok zengin hacimler barındırmaktadır. Kuzey Kıbrıs’a politik nedenlerle günümüze kadar uygulanmakta olan izolasyonların turist akşını ve buna bağlı olarak da bu tür çağdaş yaklaşımları zorladığı iddia edilebilir. Ancak, çağdaş anlayışa uygun olmayan ve tarihi kopyalamaya çalışan örnekleri gördükçe, örneğin sur duvarlarının Canbulat Kapısı’na yakın kısmında, 2014 yılında yapılmaya çalışılan ve birçok uzman tarafından eleştirilen sarı taşla yapılan denemeleri düşündüğümüz zaman, aslında izolasyonlar bizi yanlış ve geriye dönülmez uygulamalardan korumuş olabilir diye düşünmeden de edemiyor insan….