Köşe Yazarları

Kişi başına milli gelir 14 bin Dolar, bütçe açığı 851 Milyon…


İki rakam. Kişi Başına Düşen Milli Gelir ve bütçe açığı…

Diyecekler ki, elmalarla armutlar toplanmaz.

Ama ben en temel ekonomi bilgimle diyorum ki, biri doğru olsa, diğeri  bu kadar yüksek olamaz.

Tek bir çıkarım yapılabilir, vatandaş zengin, devlet fakir.

Öyle mi acaba?

KKTC’de kişi başına düşen milli gelir 14 bin dolar gelir olarak açıklanıyor.

2000’lerin ortalarından itibaren de aşağı yukarı aynı rakam.

Var mı böyle bir yıllık geliri olan?

Ya da kaç kişi?

O zaman gelir dağılımı ne durumda?

Öyle ya, önemli olan vatandaşın cebine reel olarak giren para.

DPÖ’nün en son 2015 tarihli bir raporu var, Hanehalkı Gelir Dağılımı…

Raporda, gelir düzeyleri yüzde 20’lik dilimlere bölünmüş.

Buna göre anlatımı basitleştirirsek, en yüksek gelire sahip gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 40.6 iken, en düşük gelire sahip gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 7.1.

Eşitsizlik ölçüsü 5.7 kat…

Kırsal kesim, kentsel kesim fark etmiyor, sonuç aşağı yukarı böyle.

Ve aradaki bu fark, AB ülkelerinin oldukça üstündeymiş.

Bir araştırma yaptım, en yüksek gelir düzeyine sahip olanlarla, en düşük gelir düzeyine sahip olanların sayısal verilerine ulaşamadım.

Eğer böyle bir rakam çıkmış olsaydı gerçekten çarpıcı olurdu.

Bir ikincisi, milli geliri belirleyen mal ve hizmet üretim rakamlarının neye göre bulunduğu.

Hepimiz çok iyi biliyoruz ki, bu ülkede özellikle üst gelir gruplarında ciddi bir vergi kaçağı var.

Yurt dışına çıkarılan paralar da ha keza.

Beyana göre yapılan hesaplamaların bir anlamı yok…

Devlet, başı çeken sektörler olan inşaat, üniversite, otel kumarhane sektörlerinde mal ve hizmet üretiminin ve elde edilen gelirin net olarak takibinde mi?

İşte son rakamlar; 2017’de Gayri Safi Yurt İçi Hasıla’da turizm sektörü de, üniversiteler de sadece yüzde 9 paya sahip. İnşaat, ki en çok büyüyen sektör, payı 5,8….

Normal mi bu?…

Buna bir de açıktan vergi kaçaklarını ekleyin…

Devlet gireni çıkanı tam olarak bilse, vergi kaçağı olabilir mi?

Dişlerimizi sıkmaktan bir hal olduğumuz bugünlerde milli gelirin 14 bin dolar olduğunu duymak ne yalan söyleyim, can sıkıyor…

Devlet önce ülkede üretilen mal ve hizmetin gerçek değerini bilecek, ona göre sistem geliştirecek, sonra da bu hasıladan gerçek payını alacak.

Bir şey daha, uzmanlar diyor ki, bütçe açıklarının nedeni enflasyon değildir.

O halde?

Sizin gelirleriniz tamam değil.

İnsanın aklına bugünlerde tüm dünyada tartışılmaya başlanan “varlık vergileri” geliyor.

Oysa bizde buna bile gerek yok.

Envanter tamam olsa, adam gibi vergi toplansa, lüzümsuz destekler ve teşviklerle devletin gelirleri düşürülmese, varlık vergisine falan gerek yok.

Defalarca yazdım, statükonun Allahı bu sistem.

Değiştirmediğiniz sürece bütçe açıklarıyla, “yandık, bittik mahvolduk” ağlamalarıyla ve sürekli olarak başkalarını suçlayarak, sizden öncekiler gibi koltuğu bırakır gidersiniz.

Sizler belki bir sonraki seçimlerde partilerinizin desteği ile yine milletvekili olursunuz ama, bu memlekete de yazık olur.

 

YERİN KULAĞI VAR

SUÇLARI NE?:

Mahkeme kararı ile tasviye edilen CAS şirketi çalışanlarından bir gurup açlık grevi başlattı. Açlık grevindeki iki kişi fenalaşarak hastahaneye kaldırıldı. Yeni yıl öncesi, hele de çift maaşlarla harcama çılgınlığına girenleri gördükçe, “bu insanların suçu ne?” diye sormak lazım. Oraya nasıl ve kimin vasıtasıyla girdiklerinin hiç önemi yok. Bildiğim tek şey, bu insanlar işsiz, parasız, hele de aç bırakılmamalıdırlar. Yoksa gerisi teferruattır…

 

KENDİ HALKINA DA ZARAR VERİYOR:

Güney Kıbrıs’la imzaladığı Euromed boru anlaşmasını fırsat bilen İsrail, sırf Güney Kıbrıs’a yaranmak için Türkiye’ye karşı söylemlerini sertleştirerek, Türk ordusunun Kıbrıs’ta “işgalci” olduğunu söyledi. Doğal gaza tek başına sahip çıkmak için Kıbrıs’ı büyük çekişmenin içine taşıyan Anastasiadis,  sadece Kıbrıslı Türklerin değil, kendi halkının geleceğini de tehlikeye attığının farkında herhalde…

 

İTALYA’YA NE OLDU:

İsrail doğal gazının Güney Kıbrıs ve Yunanistan üzerinden Avrupa’ya taşınması konusunda, bu üç ülkenin liderleri bir anlaşmaya imza attılar. Anlaşma Avrupa Komisyonu’ndan da onay alması gerekiyor. Ancak bu yolun sonunda, doğal gazın ulaşacağı ülke İtalya ortada görünmüyor. Oysa anlaşmanın 4’lü olması gerektiğini biliyoruz. İlginç değil mi…

 

EKONOMİDE TAMAM DA:

UBP ve DİSİ başkanları ‘Polili’ olmaları dışında ekonomik yönden ‘liberal yakınlık’ ortak noktasında buluştular. Ama iş siyasete geldi mi ikilinin düşünceleri taban tabana zıt. DİSİ başkanı Neofitu; “Kıbrıslı Türk sol partilerle, Kıbrıs sorunu üzerinde daha iyi anlaşabiliriz. UBP ile çözüm sonrası ekonomi konularında iyi anlaşırız, çok iyi işbirliği yapabiliriz. Ama çözüm konusunda vizyonlarımız farklı, çünkü biz federasyon, UBP başka bir çözümü savunuyor” dedi…

 

ÜNİVERSİTE DE KATKI YAPMALI:

UKÜ öğrencileri, caddeyi geçmeden okula ulaşmaları için hazırlanan alt geçitte ışıklandırma olmadığından yakınıyorlar. Haklılar. Ama kampüsün içinde de sokak lambaları yanmıyor. Evet, devlet işini düzgün yapsın da, okul da kendi öğrencileri için en az devlet kadar duyarlı olmalı. Neden devlete yardımcı olmaz? Bu ışıkların sürekli yanmasını sağlamanın maliyeti nedir ki?…

 

ZENGİNİN PARASI:

Bir otomobil firmasının, “KKTC otomotiv tarihindeki en pahalı Land Rover teslim edildi. 1.7 milyon TL!!!” paylaşımı olay oldu. Döviz karşılığı 250 bin sterlin. Kimin aldığı bizi ilgilendirmiyor, kazasız belasız kullansın. Ancak, bu parayı verecek kişinin devlete ne kadar vergi ödediğini bilmek hakkımız. Maliye Bakanı bu aracı alanla ilgili bir araştırma yapar herhalde…

ZİRVEDEKİLER

Mert Özdağ: “Devletin malı deniz’ mantığı iliklerimize işlemiş. Dedim ya, sesi soluğu çıkmayan kimileri ‘ham hum’ peşinde…En fazla kızdığım ise, bu tiplerin haktan emekten bahsetmesi…Adam kişisel refahı için devletin aracında gezmiş…Kamudan uçak bileti çıkarmış. Yakıtları kendi aracına koymuş. Kasayı dolandırmış. Paraları senelerce cebe atmış… Sorsanız, en kahraman emekçi kendisi… En ilerici de kendisi… En sosyalist de kendisi… Böylesine bir ülke işte, bizimkisi… Sahtenin de sahtesi”…

 DİPTEKİLER

Zeytinyağı İthalatı: Bu haber çok canımı acıttı. Zeytin cenneti bir adada, sonunda zeytinyağı ithalatına da izin verildi. İthalat yapılması değil derdim, neden bu hale düştüğümüz. Bu bizim utancımız. Son yıllarda bilimsel yöntemlerle yapılan üretimler başlamış olsa da, üretici hiç bağırmasın. Genelde asırlık ağaçlardan hiç bakım yapmadan sağlanıyordu üretim. Zeytin üretimine bir standard getirilip, ona göre teşvik verilmeli. Bir de Tarım Dairesi zeytin popülasyonunun envanterine sahip mi? Merak ederim…

 

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Göz Atın

Kapalı
Başa dön tuşu
Kapalı