Köşe Yazarları

Kiprianu’nun umutsuzluğu!

“Rum tarafı Türkiye’nin içine düştüğü enflasyonist durumu yakından izlerken, neredeyse zil takıp oynayacak” demek fazla, çünkü oynuyor!

Elbette vah vah demelerini beklemiyorduk. Ancak ne kadar “sol” olduğunu bugüne kadar anlayamadığımız   AKEL ve lideri Kiprianu bile zil takmış oynuyor!

Teorileri de çok ilginç: Diyor ki Kıbrianu “Amerika Türkiye kriziyle Türk parasının değer kaybetmesi muhtemelen hayırlara vesile olabilir!”

Bu temennisini de Türkiye’nin Amerika’dan uzaklaşırken, Rusya ile Batıya yaklaşması olasılığına bağlıyor…”

Kiprianu efendinin bir değerlendirmesi   daha var ama: “Acaba diyor bu olay nedeniyle Kıbrıslı Türkler Türkiye’ye olan bağımlılıktan kurtulabilecekler mi? Sorusuna yine kendisi cevap veriyor: “Bugünkü koşullarda hayır!”

“Büyük tahmin mi” diyelim? Çünkü Kiprianu Kıbrıslı Türklerin ekonomik yönden tam anlamıyla TC’ye bağımlı olduklarını bu nedenle  siyasi yönden de  bağımlı olmak zorunda kaldıklarını iddia ediyor!

ANCAK: Sürprizzz! Buraya kadar okuduğunuz   değerlendirmelerinden sonra  sanırsınız ki Kiprianu  şöyle bir şeyler söyleyecek: “Bu gelişmeler Kıbrıs Türk toplumunu Türkiye’ye karşı harekete geçirirken çözüm zorunluğunu da  büyük ölçüde artıracaktır.. Bu nedenle Guterres belgesi şimdi çok daha büyük önem kazanıyor…”

OYSA tam aksine diyor ki Kiprianu, “zaman geçtikçe bazı şeylerin bizim için çok daha zor hale geldiğinin farkına varmamız halinde, korkarım ki bu Kıbrıs sorununun çözümü oyununu kaybedeceğiz!”

EVET doğru tahmin! Fakat Türk tarafının tutumundan dolayı değil..

Nitekim Kiprianu’dan “gerçekleşemeyecek” dediği çözümün sonrasını da değerlendirmesini beklerdik. Mesela “çözüm olmazsa ne olacak?”

BİZ söyleyelim. Annan planında Erdoğan “kazan kazan” diyordu. Ve TC olarak da her iki tarafın kazandığı görüşündeydi ki Kıbrıs Türk halkı referandumda  “evet” dediydi.

Peki Güney’de iki taraf da “kazanırken” Akel ne dediydi? “Hayır!”

Ve hatırlatalım: “İki ayrı devlet” kavramı KKTC’nin gelişmesi, Rum tarafının o hayır’ından  sonra başladı devam ediyor.

Ve evet Kiprianu haklıdır! Rum bu treni çoktan kaçırdı gelip geçici krizlerden medet ummak nafile bir umuttur. Artık anlaşma iki ayrı devlet esasında olur..                                                                                                                                                                                         **********                                                                                                      YILLARIN  EKONOMİK PROGRAMLARI

“Başından beridir Ne Türkiye ile birlik olabildik ne Türkiyesiz kalabildik! Dahası ne Türkiye bizimle olmak istedi ne de bizsiz!

Anlaşılması zor bir ilişki: Örneğin niçin “Türkiye’nin yüz akı” olamadık!

Ayni soruyu hemen yamacımızdaki Mersin’e geçerek soruyorum: “Türkiye olarak  Kıbrıs Türk devletini dünya aleme karşı neden yüz akımız yapamadık?”

Kaldı  ki eğer Türkiye bizi gerçekten kucağında ninnilerle  büyüteceği bir evlatlık olarak kabul etseydi mesela Annan planına “evet” dedirterek ve garantilerin bile  sulandırılmasına göz yumarak, Rum’un kucağına oturtmaya çalışmazdı…”

BİZE gelince. Geçtiğimiz günlerde (kendisi hesap kitap adamıdır) eski maliye bakanı Ersin Tatar “Reformlar yapılırsa Ankara’dan 2.2 milyar gelir, rahatlarız” dediydi..

İyi ama bu reformlar günün sorunu değil ki? TC’li bakanlar  İsmail Cem’ler’den Abdüllatif Şener’lere, Başbakan Özal’dan Demirel’lere varıncaya kadar  KKTC için önerilmedik, söylenmedik hiç bir ekonomik plan  kalmadı ama 44 yıl sonra bile ve hâlâ “planlardan” söz ediyoruz!“

ÇOK uzun yıllardır yazdığım için biliyorum. KKTC’nin derdi davası hep   “Merkeziyetçi ve bürokratik engellere dayanan  hantal devletçiliğinden  kurtulmak üzerine oldu!

“Mali ve Ekonomik protokoller” tüm hükümet programlarına da girdi ama rahmetlik Özal’ın KKTC’i ziyaretinde “sizin ekonominiz liberal ekonomidir” deyişine karşın hâlâ uygulanmadılar..

Hem de Türkiye’nin bu nedenle çok canını sıkmamıza karşın!

BAKIN yine hatırladım. 1974’lerden önce bile tartışırdık: Şöyle ki “acaba sosyoekonomik yönden kalkınıp sonra mı siyasi sorunu çözüme götürelim? Yoksa siyasi sorunu çözdükten sonra mı sosyoekonomik sorunlarımıza eğilelim?”

Bugün belki ayıp olur diye böyle saçmalıklarla uğraşmıyoruz ama doğruya doğru siyasi sorunun çözümünü hâlâ sosyoekonomik sorunlarımızın önünde götürüyoruz! Ve çok zaman kaybediyoruz. Daha doğrusu çok zaman kaybettik!

O kadar ki Akel’in Kiprianus’unun bile dikkatini çekti bu “şaşkınlığımız! “Hem siyasi hem de ekonomik yönden TC’ye bağımlısınız” diyor…

GENE de soralım ama: “Bugün bile geç değildir. Bazı kurumlarımızı (kafamdaki adlarını yazmıyorum) özelleştirebilir miyiz? Sırtındaki bu yükü atan Devleti, denetim ve yönetim mekanizmalarıyla yeniden yapılandırabilir miyiz!

Benim cevap vermem mümkün değil ama kim cevap verecekse çok acele etmelidir!

               **********

KISACA TAKILDIĞIM: (HAZIR MIYIZ?)

Ben gene yazmış olayım. Her ne kadar bu kez “krizden” kaynaklı bir maruzat varsa da “okullar açılıyor” demiş olayım ve ekleyim. Eksikler giderildi mi? (Sendikalar alarmdadır dikkat!) Ki benim de  bu sendikalardan ricam olacak.                                                  Sadece eğitimi değil, öğrencilerin evlerinden okullarına kadar gelip gidecekleri yolları, otobüsleri, kaldırımları, trafiği de alsınlar gündemlerine.

Çünkü: Bazı öğrencilerin otobüs bekleyecekleri durakları yoktur. Bazılarının üzerinde güvenle yürüyeceği yolları kaldırımları! Bazıları yoğun trafiğin ortasında kalabilmektedirler!..

Yani sadece okulda değil, öğrenci olan her yerde olması gereken düzgün alt yapıdan söz ediyoruz..

Kısaca       Belediyeler, Kaymakamlar, yetkililer, kıpırdanmalı, yollara çıkmalı!..

İlgili  sendikalar  denetim görevi de sizin olmalı..

 

Daha Fazla Göster



İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı