Köşe Yazarları

Kıbrıs’ta futbolu ancak biz birleştirebiliriz


Mağusa İnsiyatifi, uzunca bir süreden beridir Mağusa’nın 1974 öncesi Türk-Rum sakinleri ve onların devamcıları arasında insani ilişkilerin oluşturulması yönünde gayret yürütüyor. Çünkü bir insanlık ayıbı olarak 44 yıldan beridir yok olmaya terk edilen koskoca Maraş kentinin oradaki varlığı, Mağusa’nın ekonomik motivasyonunu zehirlerken, eski sakinlerinin de vicdanlarını sızlatıyor. Mağusa İnsiyatifi, Mağusa’nın  köşeye sıkıştırılarak turizm kapasitesini kullanamadığına, geçmişin turizm ihtişamının yerine sadece bir üniversite (DAÜ)nün yarattığı kapasite ile hayata tutunmaya çalıştığını ileri sürüyor. Üniversitenin ve ona paralel gelişen inşaat ve hizmet sektörlerinin uzun vadede kurtarıcı rolünü kaybedebileceğine inanılıyor. Bütün bu gerekçelerle bu güne kadar medyada sayısız defa Maraş’ın açılmasına yönelik daha çok ilişki, daha çok karşılıklı ziyaretler, Derinya –Maraş-Mağusa yolunun açılması, turizm, kültür, sanat ve nihayet sportif alanlarda  karşılıklı faaliyetler üzerine haberler okuduk. Bu faaliyetlerin sportif açıdan en kayda değer olanı ise, Mağusa Türk Gücü futbol kulübü ile eski bir Mağusa takımı olan Nea Salamina kulübünün çeşitli düzeylerdeki karşılıklı temasları oldu. Ancak, hani bıraksalar belki de kader birliği yapabilecek kadar yakınlaşmış olan bu iki kulübün, geçtiğimiz hafta işbirliğine ve barışa katkı olsun diye bir karşılaşma yapma girişimleri aptal bir organizasyon sonucu akamete uğradı. Tabir caizse, iyilikten maraz doğdu.

Konumuz MTG-Nea Salamina maçının neden oynanamadığı, pek çok kurumun taraf olduğu bu maçın neden fiyasko ile sonuçlandığı değil. Konumuz, futbol dahil toplumlararası her türlü ilişkide karşılaştığımız  bilek güreşi mantığının nasıl aşılabileceği sorunu.

Normalleşme, kuşkusuz ki iki toplumun anlaşabilecekleri uzlaşmaya dayalı çözümle mümkün. Ancak ne yazık ki; “ya hep ya da hiç” mantığı üzerinden yürütülen toplumlararası görüşmeler, 1968 yılından beridir sonuç üretemiyor. Her tüketilen fırsatta Güney Kıbrıs’taki yönetim, uluslararası kurumlarda elde ettiği konuma sarılarak, daha kibirli daha isteksiz tepeden bakan bir kimliğe bürünüyor. Türkiye’nin benzer türden kaprislerini ise gerekçe olarak kullanıyor. Biçare Kıbrıslı Türkler ise, BM, AB, OECD ve AGİT gibi uluslararası kurumların yasal üyesi haline gelmiş ve kendini doğal üstün sayan güneydeki yönetim ile baş etmeye çalışıyor. Eşit olmayan güçlerden oluşan bu dengede ümitsizce yolunu bulmaya çalışıyor. Başarısızlıkla sonuçlanan MTG-Nea Salamina maçı bende,  bu tür ilişkilerde artık yeni bir yol denenmesi gerektiği sonucunu doğuruyor. Pilot bir alan seçip, karşı tarafın elinde tuttuğu oyuncakları almaya yönelik şaşırtıcı hamleler yapmak gerekiyor. Nasıl mı?

Kıbrıs’ta futbolun birleştirilmesi konusu 2007 yılından beridir her iki tarafın yetkili organları ve UEFA düzeyinde tartışılıyor. Hemen söylemek gerekir ki bu tartışma, gönüllülük ile yapılmıyor. Bir “oldu bitti” girişimi sonucu başlamış. Şöyle ki; 2007 yılı KKTC şampiyonu ve güneyde kalmış futbol federasyonu KOP’un kurucu üyelerinden Çetinkaya’nın göstermelik de olsa KOP’un yeni federasyon binasının açılışına daveti ile gelişen olaylar, dönemin UEFA Başkan Platini’yi böylesi bir söz vermeye zorlamıştı. KOP adına Çetinkaya Başkanı Zeki Ziya’ya plaket vermek isteyen UEFA Başkanı Platini, beklenmedik bir tepki ile karşılaşmıştı. Plaketi almayı reddeden Zeki Ziya, “Kıbrıs Türk gençliğine uygulanan insanlık ayıbı spor ambargosu ortada dururken ben bu ödülü kabul edemem” demiş, Platini ise, “Siz lütfen bu plaketi alın, Kıbrıs Türk gençliğinin durumunu anlıyoruz gerekli adımları atacağız” demişti. Bu olayın yankıları devam ederken kısa bir süre sonra, KKTC Başbakanlığı’nın sponsorluğunda İngiltere’nin 1’inci Lig takımlarından Luton Town, KKTC şampiyonu Çetinkaya ile maç yapmaya davet edilmiş ve büyük bir kriz yaşanmıştı. Olaya İngiliz Büyükelçiliği, İngiltere Futbol Federasyonu, KOP ve UEFA müdahil olmak zorunda kalmıştı. Bu olaydan kısa bir süre sonra da UEFA Kıbrıs’taki her iki futbol federasyonunu davet ederek “Kıbrıs Adası’ndaki futbolun geleceği” konulu görüşmeler başlatmıştı. Uzun yıllar süren ve bir mutabakat metni ile sonuçlanan görüşmelerin temeli, o dönemin proaktif girişimleri ile atılmıştı.

Peki UEFA’nın liderlik ve hakemlik yapacağı ve uzlaşma metnine bağlı kalınarak yürütülecek müzakerelerde hangi prensiplere bağlı kalınacaktı? KOP, kuzeyden KTFF’nun da katılımı ile iki toplumlu bir kimliğe dönüşecekti. Mevcut siyasi şartlar gereği, kuzeydeki futbolun organizasyonu KTFF’na bırakılacaktı. Buna karşılık UEFA, kuzeydeki teknik adamlar, hakemler ve futbolcuların eğitimi ile futbol sahalarının geliştirilmesi için özel bir finansman hazırlayacaktı. Kıbrıs’ta futbolun ortaklaştırılması, bunun hangi modellerle nasıl yapılacağı konuları ise iki tarafın sürdüreceği görüşmelerde belirlenecekti. Daha bu aşamada bile güney Kıbrıs’ta başını APOEL kulübünün çektiği “sağcı” kulüpler, etnik temizlik yapılmış KOP’a Türklerin girmesi halinde KOP’tan ayrılacaklarını deklere ettiler. Bu haliyle KOP, çıkmaza girdi. Çünkü 60 yıldır tekerlemekte oldukları ezber bir anda bozulabilirdi. Bu nedenle KOP işleri yavaştan almaya ve zamana yayıp konuyu unutturmaya aldı. Ancak ne yazık ki, ayni şeyler bizim tarafta da yaşandı ve konu nerede ise unutuldu. Şimdi ise, MTGile Nea Salamina’nın neden 90 dakikalık ciddi bir maç yapamadıklarını, her iki tarafın gerçek kapasitelerini ölçemediğimizi tartışıyoruz ve ambargolardan, mağduriyetten söz ediyoruz.

Market fiyatlarına bakarak güneydeki futbol kulüplerinin piyasa değerlerini ölçmek mümkün. Örneğin uzun yıllardan beridir Kıbrıs lig şampiyonu olan ve şampiyonlar liginde yer alan APOEL futbol takımının 26 kişilik kadro değeri 16 milyon 500 bin Euro’dur. Diğer bir Lefkoşa takımı olan OMONYA’nın değeri ise, 10 milyon 500 bin Euro. Limasol’un AEL’i de öyle. Örneğin Mağusa Türk Gücü ile maç yapması öngörülen Nea Salamina’nın takım değeri 5 milyon 880 bin Euro’dur. Bu paralar ilk bakışta çok büyükmüş gibi görülebilir ancak hiçbir pazar değeri olmayan, hedeflerini ve seyircisini kaybetmiş Kuzey Kıbrıs futbolunun yıllık harcama miktarlarına da bakarsak, bu rakamların hiç de abartılı olmadığı söylenebilir. Kıbrıs Türk takımlarından bir ya da birkaçının ortak Kıbrıs ligine katılması halinde birkaç yılda bu seviyelere çıkarılmaları mümkün. Bu konuda ihtiyaç duyulan tek şey ise irade geliştirmektir. Üzerlerine gitmek ve “tek yasal olan benim” oyuncağını Kıbrıs Rum futbol federasyonunun elinden almaktır.

Kaldı ki bunun günümüz dünyasında somut örnekleri de vardır. Avrupa Futbol Federasyonu UEFA, 1990’lı yıllarda iç savaş yaşayan ve bölünen Moldova’yı, futbolda ayrılıkçı ve tanınmamış Transdinyester devletçiği ile işbirliği yapmaya zorlamış ve bunu sağlamıştır. Bütün konsantrasyonunu tek takım üzerine yoğunlaştıran Transdinyester devletçiği ise, F.C SHERİFF isimli bir takımı Moldova ligine sokmuş ve bu takım, onlarca defa lig ve kupa şampiyonu olarak Moldova’yı şampiyonlar ligi ve UEFA liginde temsil etmiştir. FC Sheriff takımının 26 kişiden oluşan kadrosunun Pazar değeri 12 milyon Euro. Takımın yarısı yarısı 13 kişisi lejyoner yani yabancı oyuncu. Geriye kalan 13 futbolcunun ise 9’u milli takım oyuncusu. Kulübün 13 bin 300 kişilik UEFA tarafından onaylanmış küçük bir stadyumu var ve maçlarını bu stadyumda oynuyor..  Son söz: Kıbrıs’ta toplumlararası barış çalışmalarında aleyhimize doğru seyreden süreci –dehşet dengesini- tersine çevirebilmek için şaşırtıcı ve sürükleyici çıkışlara ihtiyacımız var.

Yüksek siyaset ise bu soruna bir çözüm getiremiyor. Koskoca kent adeta milliyetçi uzlaşmazlığın elinde tutsak kalmış yok olmayı bekliyor. Mağusa İnsiyatifi ise, temas edebildiği Rum muhatapları ile bu soruna akıl yolu ile bir yaklaşım kazandırma çabaları yürütüyor. Bunun için

 




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı