Köşe Yazarları

İnanın ne olur Statüko seviciler çoğunluk değil…

Petrol devi Exxon Mobil, önümüzdeki 10 yıl içinde dünyada elektrik tüketiminin 2 kat artacağını tespit etmiş…

Öyle ya adamlar 10 yıl sonra ne kadar petrole ihtiyaç olduğunu görmek için araştırıyorlar.

“Outlook for Energy” başlıklı bu rapora göre, bunun önemli bir nedeni, artık ünlü otomobil firmalarının akaryakıtla çalışan araba üretiminden tamamen vazgeçecek olmalarıymış. Yani elektrikliye döneceğiz. Mecburen…

Diğer bir neden, kalkınmakta olan ülkelerde orta sınıfın daha da büyüyeceği.

20 yıl sonra OECD dışındaki ülkelerde orta sınıf, yüzde 80 büyüyecek, 5 milyar nüfusa ulaşacakmış.

Daha fazla insan kişisel araç, klima v.b. ürünlere sahip olacak, enerji talebi büyüyecek.

Konuyu tartıştığım bir arkadaşım “dünyanın yaptığını yapsak, Mesarya ovalarını güneş panelleriyle döşesek, arpa üreticisine de tarlaları için kira ödesek” diyor.

Olmalı, yapılmalı da, biz boşu boşuna kuraklık primi ödemeye devam eder de böyle bir devrim yapmayız.

Üstüne para ödediğimiz arpanın ekildiği tarlaların büyük bir kısmı devlete ait olduğu halde…

Buradan geleceğim yeri anladınız sanırım; “Biz böyle eyiyik”….

Sadece bu yılın başından beri dövizdeki artış tam %35 olmuş…

Geçen yılı da sayarsak, yüzde elli.

Anayasa fırlatma olayındaki duruma geldik bile.

Ama o günlerin Türkiye’si yok karşımızda.

Hani “Kıbrıs meselesi kritik aşamadadır. Halk isyan eder, çözüm ister, aman efendim para” diyelim de katkılar ikiye katlansın, biz de memura, eşe dosta dağıtalım. Hem sendikalar sesini çıkartmasın, hem de biz seçimi garantileyelim…

Yani geleneksel popülizm….

Yok artık öyle bolluk….

Geçtiğimiz günlerde Netkent Akdeniz Araştırma ve Bilim Üniversitesi kadrosuna katılan Yrd. Doç. Dr. Birikim Özgür, kendi blog’unda paylaştığı yazısında, karınca gibi çalışıp, kendi ayakları üzerinde duracak sistemi kurmak yerine, işin eğlence kısmını tercih ettiğimizi, Türkiye’nin kaynak aktarımı için ortaya koyduğu programların da bu nedenle uygulanmadığını yazıyordu.

Önerisi de kısaca şöyle; “Dörtlü koalisyonun, Türkiye’ye avuç açmanın değil ama karınca gibi çalışacağımız bir süreci temsilen Türkiye ile imzalanacak yeni protokolün krizden çıkış için tek fırsat olduğunu topluma açıklayabilmesi gerekecek. Ancak bu sayede beklentiler pozitif yönlü gelişebilir ve ekonomideki daralma tersyüz edilebilir”…

Birikim Özgür ne düşünür bilmeyiz ama, biz buna devletin ta başından almaktan vazgeçtiği vergileri toplamasını da ekleyelim. Gerçi onlar da Türkiye ile imzalanan protokollerde var ama. Bence buradan başlanması gerek…

Sonra sormazlar mı adama, “sen ne yaptın” diye…

Arkasından tarımdan, kamuya ve tüm diğer konularda reformlara hız verilmeli. Ekonomiyi bitiren kara delikler bir bir kapanmalı.

Öyle geçmişteki gibi,  “özelleştirme” tartışmalarında boğulup, bırakıp gitmek yerine, inanarak,  cesaretle…

Biz bu hükümeti sırf bunun için, baştan aşağı bir değişim yapacak, radikal önlemler alacak, kendimize saygımızı gösterecek, popülizmden uzak cesur davranacaklar diye destekledik.

Aslında, destekleyenin de desteklemeyenin de tek arzusu bu.

Bakmayın siz o ekmek elden su gölden dümenini döndürenlere.

Çoğunluğun beklentisi budur.

Hani baştan “biz böyle iyiyik” lobisinden bahsettim ya, o aslında bir azınlık. Asla çoğunluk değil.

Değişimi gerçekleştirmek isteyenler, mevcut durumdan beslenenlerin değil, değişimi isteyenlerin çoğunlukta olduğunun farkına varsalar, bu iş olacak…

 

 

YERİN KULAĞI VAR

İSTEMEM, SİZE KALSIN:

Henüz lise ikinci sınıf iken asker oldum. 2 sene 8 ay gönüllü mücahitlik yaptım. 1974 harekatının her iki bölümünde de hiçbir karşılık beklemeden görev aldım. Ve benim gibi binlercesi. Peki ama bugün düşünüyorum da, biz hangi ülke için savaşıp, can verdik? Cinayet, hırsızlık, tecavüz, kumarın tavan yaptığı; halkın partililer, muhalifler olarak bölündüğü; tarikatların, mafyanın cirit attığı bir yer yaratmak için miydi onca ezgi ve cefa. Uğruna savaştığımız özgürlük bu muydu? İnsanın, ‘istemem, size kalsın’ diyesi geliyor…

 

EROĞLU’NUN ADAYI SUCUOĞLU MU?:

UBP’de yaklaşık 3 ay sonra yapılması beklenen UBP kurultayı için adaylar yavaş yavaş ortaya çıkarken, en çok merak edilen Onursal Başkan Eroğlu’nun kime destek vereceğiydi. Hafta sonu sosyal medyaya düşen bir fotoğraf, kafalardaki soru işaretlerini de ortadan kaldırdı. Eroğlu’nun Mağusa gezisi sırasında başkan adaylarından Faiz Sucuoğlu’nu da yanına alması, “Eroğlu’nun adayı Sucuoğlu mu?” sorusunu akıllara getirdi. Belki de tabana verilmek istenen mesaj da buydu…

 

BAŞSAVCI SEÇİMİNİ DE BECEREMEDİK:

Üç adaydan ikisi çekiliyor, dönüp seçimde oy kullanıyorlar, beklenen oluyor, oylama kilitleniyor. Çekilmelerinin arkasında da büyük ihtimal yine kilitlenme var. Kalan tek aday da kazanamıyor. İyi de kazanamıyor. Emekliliği gelmiş, birkaç ay için Başsavcı olacak, maaşı artacak, tabii ki emekli ikramiyesi de. Bu “ben iyiyim, benim hakkım” meselesi değildir. Altı ayda ne vereceksin ki? Yarısı da izine gidecek. Yazılı kural yoksa bile, etik olarak aday bile çıkmamalı. Yargı bağımsız. O halde yargı mensuplarının kendilerinin bu etik kurala uyması beklenir. Daha önce Sayıştay’da böyle bir durum olduğunda, başkan adayının adaylıktan çekildiğini hatırlıyorum…

 

KİM İNANIR:

Adamlara diyoruz ki, “sen yurt dışında yaşıyorsun onun için senin seçme ve seçilme hakkın yok”. Ama, seçme ve seçilme hakkı olmayan ülkede askerlik yapmaya mecbur ediyoruz. İşin daha vahimi, bir ay önce Dışişleri Bakanımız Londra’ya gidip oradaki insanlarımıza KKTC’ye dönmeleri için çağrı yapmıştı. Siz olsanız bu sözlere inanıp bu ülkeye gelir misiniz? Bu yaşananlar için komik sözü inanın hafif kalır…

 

ÖLÜMÜ GÖSTERİP SITMAYA RAZI ETMEK:

Binboğa Yem Fabrikası, ürünlere yüzde 35 zam yapıldığı haberlerinin doğru olmadığını, artışın sadece yüzde 18 olduğunu açıklamış ve gerekçe olarak da, “Kıbrıs Türk hayvancısının yanında olabilmesi adına bu artışlar yapılmıştır” denilmiş. Bu açıklama, ölümü gösterip sıtmayı razı ettrimek gibi birşey. Et ve tavuk fiyatlarında yakında yapılacak zamma şaşırmayın, bahane hazır…

 

GÖZÜNDEKİ MERTEĞİ GÖRMEYENLER:

Hafta sonu bir gazetemizde okuduğum haber oldukça dikkat çekiciydi. Limasol’da denize girilen bölgelerden alınan numunelerde, koli basili oranı bazı durumlarda bin 800’ü geçmiş, AB standartlarında izin verilen üst sınır da 500’müş. Yahu kardeşim bizim denizlerde, bırakın koli basilini resmen dışkılarla birlikte yüzüyoruz ama sesimiz çıkmıyor. Şimdi siz kalkmış, gözünüzdeki merteği görmezden gelip, el alemin çöpüne takılıyorsunuz.

 

ZİRVEDEKİLER

Birikim Özgür: “Nesnel şartları dikkate almadan zam popülizmi ile sürekli karamsarlık yayan yorumların negatif etkisini ortadan kaldırabilecek tek güç, somut bir yol haritası ve bunu uygulayacağı konusunda ekonomi çevrelerine güven verebilecek bir iktidardır”…

 

DİPTEKİLER

Devlet Ciddiyeti Mi Dediniz: Meşhur Paris Hilton hanımı bizim Turizm ve Çevre Bakanı Ercan’da karşılamış. Mübarek sanki devlet misafiri. Kadın özel bir tanıtım için gelmiş meğerse. Yok efendim ülke tanıtımı için önemliymiş. Hadi canım siz de. Kadına sorsanız haritada yerimizi bile gösteremez. İnsan bu kadar ayağa düşmez, bakansan bakanlığını bileceksin. Hadi gittin karşıladın diyelim, Paris hanım oteline gidene kadar etrafta göreceği çevre rezaleti ve pisliklerle ilgili birşeyler sorsa, çevreden de sorumlu bir bakan olarak ne diyeceksin acaba…

 




İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Kapalı