Köşe Yazarları

Hem nalına!..






Siyasi sorunla ilgili yorumlar yapmaktan usandım. Çünkü  kimselerimizin soruna ilişkin fikri ile zikri uyuşmuyor.

Kimileri aramızdaki TC kökenli yurtaşları işaretleyerek nafakımıza ortak oldukları, hayatımıza karıştıkları, iş gücümüzü paylaştıkları… Dolayısıyla Kuzey’deki aş iş üzerine dayalı “parasal kazançlarımızı” sömürdükleri savından hareketle Türkiye’ye cephe almaktalar…



Kimileri de “Türkiye olmazsa olmaz” demekteler..

DİKKAT ama “hangi Türkiye’den bahsettiğimizi” biliyor muyuz?  En basitinden elini üzerimizden çektiği anda:

Bir: On parasız cascavlak kalacağız!

İki: Sosyoekonomik dengeler öyle bozulacak ki dibe vuracağız!

Üç: Belki Kuzey’deki varlığımızın güvencesi olan Türk askerinden de büyük oranda yoksun kalacağız.

Dört: Böylesi bir “Türkiyesizlik” olayı karşısında Türkiyelilerin Kuzey’deki yatırımlarında büyük oranda azalma olurken piyasalar darmaduman olacak!

Beş:  Tutun ki geriye tek çare kalacak: Güney’deki komşunun insaf ve işbirliğine sığınmak!

…TABİ yukarıda yazdıklarım “düşünceler” de olsalar zuhuratı mümkün olmayan hayallerdir! Fakat düşünmekte yarar vardır!      Çünkü Türkiye ile sürekli sürtüşmeyi hele    “çözümü sağlamanın nedeni” olarak  savunmaya çalışmak, yapabileceğimiz hataların en büyüğü  olacaktır!

Dolayısıyla Rum tarafındaki “kafadarlarını” da yanlarına alarak “bu adada Türkiye’ye ihtiyacımız yoktur biz kendimizi yönetiriz” laflarını işittikçe, bana afakanlar basıyor!

GELGELELİM bazı insanlarımızın kendi kişisel çıkarlarıyla hadi “ideolojilerinden dolayı” diyeyim Rum tarafındaki kafadarlarıyla birlikte   “Türkiyesiz” bir Kıbrıs oluşturma propagandalarını; Cumhurbaşkanlığı mertebesindeki seçim propagandalarının” da malzemesi haline getirmeye çalışmalarını ve adayların bir süre sonra  seçmenleriyle birlikte “Türkiye’den yana, Türkiye’ye karşı” gibilerinden kamplaşabileceklerini  düşündükçe, korkuyla titriyorum.

ÇÜNKÜ böyle bir “olasılığın” karşıt anlamı “Rumdan yana, Rum’a karşı” olmaktadır!

Yani ne? Rum içeri Türkiye dışarı!”

Tabi olacak iş değildir, buna KKTC bünyesinde kimsenin gücü ve dirayeti yetmez ama gönüller  kırılır!

Irkçılığın tavan yaptığı dünyada öküzün boynuzundaki sinek kadar ağırlığı olmayan insanların Kıta Türkiye’si ile oyun oynamaya kalkışmasını şımarıklık olarak bile göremem!

Ha! Türkiye’yi daha bir yoğunluğunca  “çözüm sürecine katıp çözümü sağlamak olayı mı?” Zaten vardır da işte şu yukarıda vurguladığım “gönül birliği” yoktur!

*****

HEM MIHINA!..                             

VE gelelim Anavatan Türkiye’ye! Ki nüfusumuz kadar nüfusu var aramızda.. Fakat:

1974’lerden beridir ne Güney’deki Yunanistanlı Rum  toplumuna karşı Kuzeydeki Türk toplumunun varlığının büyüklüğünü ispat edebildi dünyasal büyüklüğü ile…

Ne de “kalıcı çözümü” sağlamada başarı gösterebildi!

Sonuçta zaten öncesinde de Türkiye’ye muhtaçtık, 1974’den sonra da Türkiye’ye muhtaç bir “dide” olarak devam etmekteyiz yolumuza..

ŞÖYLE ki Türkiye’deki Diyarbakır’ın yüzölçümü 15 bin 335 Km karedir. KKTC’nin 3 bin 355 Km. kare!

Diyarbakır’daki imar iskân olayının zerresi yoktur KKTC’de! Eğer sahillerdeki çoğu TC sermayeli kumarhaneli otelleri saymazsak turizmden de nasibini alamayacaktı, Akdeniz’de esamesi okunmayacaktı!

KALDI ki 45 yıldır KKTC’de altyapı sorunları halledilemedi hâlâ devam ediyor!

Okulsuzluk, yetersiz hastahaneler sorunları da artık ihtiyaçlara cevap veremiyor!

İlçelerdeki devlet daireleri dökülüyor KKTC’nin yüz karası oluvermişler!

Evet su geldi ama tarımsal üretimde yaprak kımıldamadı çünkü “kırsal kesimler” TC kökenlilerin bile yaşamlarını idame ettirebilecekleri “desteklerle yatırımlardan” yoksunlar!

VE asıl olay nedir? Ankara’daki hükümetler zaman zaman gelip giden Kıbrıs Türk Yönetimlerine “ortak plan ve programlarda ödevini yapmadı” diye ceza yazarlarken, aslında Kıbrıs Türk halkını cezalandırmaktalar!

ASIL hayret edilecek olanı, yıllarca bir milyonu aşkın Suriye’li göçmenin kahrını çeken Türkiye’ye  adadaki 300 bin kişilik bir küçük nüfusun  “idamesinin” ağır gelmesi!

KKTC’de istikrar yoksa, bugün böyle yarın daha beterse, yağmur yağdı mı yollar geçilmez olmakta ise, belediyeler batarken insanlar alamadıkları beledi hizmetler nedeniyle tedirginlik duymaktaysalar, Rum’a karşı Kuzey’de kendilerini çaresiz hissediyorlarsa…

VE 45 yıldır KKTC’de ol alem öyle geldi böyle gidiyorsa..

“Eee insaf, yeter gayrı” demez misiniz?  Amerika ile cebelleşen bir Türkiye Kıbrıs Türk halkını uçurmalıydı diyecektik de yürümeye takamız kalmadı çünkü bir yandan da Türkiye’den kaynaklı  döviz dalgalarında boğulmaktayız!

…GELİN “KKTC-TC Masası” kuralım. Sorunları ortak platformlarda komitelerde ele alıp Meclis kararlarıyla onaylayıp icraat haline getirelim..  Ki Türkiye “nereden nereye” diyeceğimiz bir büyük çıkışla Libya ile “karasuları anlaşması imzalamış ülkedir.”

Eee! Biz imzalı olan  “Mali Ekonomik protokolleri”  bile uygulayamıyoruz! Üstelik kavgası da bedava!

Eee yetsin artık!

 







Başa dön tuşu