Köşe Yazarları

HAYAT PAHALILIĞI ALTINDA EZİLMEKTEYİZ







Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde Çalışma Bakanlığının verilerine göre çalışan nüfusun %60’şı asgari ücretli. Asgari ücret ülkemizde ortalama ücret olarak görülmekte ve büyük oranda reel kesim çalışanı asgari ücretle ödenmektedir.




KKTC’de 2021 ve 2022 yılları yüksek enflasyon ve yüksek hayat pahalılığı hane halkı ekonomik yaşamını diğer kesim halkımıza oranla daha çok etkilemekte devam ederken özellikle reel kesim çalışanlarının hayat pahalılığından dolayı satın alma gücü erimiş yapılan asgari ücret artışlarıyla bile yoksullaşma devam etmektedir.



Reel kesim çalışanlarının zaten çok düşük olan satın alma gücü daha da düşmüş ve artık daha az tavuk eti, daha az balık, daha az yumurta, daha az süt kısacası daha fakir bir beslenme ile yaşamını sürdürmeye çalışmaktadır.

Nedir hayat pahalılığı?

İngilizce terimine baktığımızda high cost of living. Yani yaşayabilmek için daha yüksek bedel (parasal) ödemek. Yani elde edilen gelirin ihtiyaç duyulan mal ve hizmetleri satın alınmasına yetmemesidir. Bunu lütfen enflasyonla karıştırmayalım. Hayat pahalılığı enflasyondan farklıdır. Enflasyon oranı sıfır olduğu dönemde bile hayat pahalılığı söz konusu olabilir. Hayatın pahalı olması o ülkede yaşayan bireylerin ortaya çıkardığı bir iktisadi olgu değildir. Bu bir makro iktisat sorunu olup ekonomik konjonktür piyasaya dikte ettiği bir gelişme olurken bunu kontrol etmek ise hükümetlerin görevidir. Ülke bireylerinin bu durumda hiçbir fonksiyonu yoktur elbette. Hayat pahalılığı alım gücünün düşmesine bu ise bireylerin fakirleşmesine sebebiyet vermektedir.

Demek ki bu iktisadi meseleyi düzeltmek ve halkını bu durum karşısında korumak hükümetlerin görevidir. Halkın hayat pahalılığı karşısında ekonomik hayatının devam edebilmesi ve yaşamak için yüksek bedel ödememesi için satın alma gücünün korunması ve hatta yükseltilmesi gerekir. Bunda da parasal ve maliye politikalarını doğru yönetmek ve hayat pahalılığının önüne geçmek gerektiği gibi ortaya çıkan hayat pahalılığının reel kesimi de yansıtılmasının ve asgari ücretlilerin de satın alma gücünün hayat pahalılığı karşısında korunmasının sağlanması ve hatta artırılması gerekir. Ortaya çıkan hayat pahalılığı ve elimizdeki paranın satın alma gücünün erimesi bizim ülke bireylerinin istediği ve elimizdeki olan bir sonuç değildir.

Temmuz ayı hayat pahalılığı resmi olarak %5,21 açıklandı. Bana göre bu rakam %7,20 olmalı ve %41 olarak verilen reel kesim artış oranı ilk aydan %7,20 oranında düşmüştür. Yanlış ücret politikası reel kesimi korumamakta ve devamlı fakirleşmesine sebep olmaktadır.

Asgari ücretin açlık sınırında olduğu ülkemizde yüksek enflasyon dönemlerinde asgari ücretin iki katına kadar olan bütün ücretler vergiden istisna tutulmalı. Asgari ücret enflasyon oranlarına göre değil geçim şartlarına ve ekonomik büyümeye göre saptanmalıdır.

Hükümet bütçesini zarara uğratanlarında değil de halktan tamamlamaya çalışmak yani yüksek dolaylı vergiler ve yüksek elektrik faturaları ile uğranan zarar halka yüklemek yapılabilecek en aciz tavız olarak nitelemekteyim.









Başa dön tuşu