Köşe Yazarları

“GÖK ÇATININ ALTINDAKİLER”

Bazen bir roman yaşayıp fark edemediklerimizi anlatır








Romanın öne çıkan kahramanı Cansu. Geleneksel kurallarla aileyi yönetme peşindeki annesi Nil’in söylemlerine pek kulak asmayan, bireysel özgürlüğüne düşkün doktora eğitiminde, iki çocuklu orta halli Kıbrıslıtürk ailenin ilk çocuğu. Küçük kardeşi Cem ise ablasının tersine annesinin kendi geleceğine ilişkin “doktor olmalısın” telkinleri ve baskısı altında üniversiteye hazırlanmakta. İşinde gücünde maddi kazancın peşinde olan babaya gelince. O da cemaatimizin erkeklerinin boş zamanlarında en çok yaptıkları şeylerden, “mangal zevki” ve “maç seyirciliğiyle” iştigal ediyor.




Cansu’nun bir rastlantı sonunda kendisi gibi doktora öğrencisi Nijeryalı Emmy Emmanuel ile arkadaş olmasıyla başlıyor roman. Arkadaşlıkları kısa sürede aşka dönüşünce, Kıbrıslı beyaz tenli kadın öğrencinin Nijeryalı koyu tenli bir erkekle ilişkisini, Cansu’nun ailesi ve yakın çevresi kendilerine “sorun” etmesiyle başlıyor romanın girizgahı. Cansu’nun dayısının bir gün evinin kapısına dayandığı Emmy’i yeğeniyle ilişkilerini bitirmesi tehdidi sonrasında, ilişkinin kopmasıyla gelişir.



Toplumumuzun önemli bir kesiminde yer etmiş sinsi ırkçılık bir kez daha dayı nezdinde ortaya dökülürken, Cansu-Emmy aşkının nereye varacağı romana ayrı bir heyecan katar.

Öte yandan Cansu’nun çocukluğundan beridir arkadaşı olan Sadiye de romanın anlatısında cemaatimizin aile geleneklerine uygun bir biçimde “aşık” olup evlenen gençlerini tarif ediyor. Sonunda evlendiği ortalama Kıbrıs erkeği özelliklerine sahip “vordo” kocası Erkan ve iki tarafın dünürleri arasında içten pazarlıklı ilişkiler ile sonunun nereye varacağı evliliğinin heyecanıyla roman daha da sürükleyici oluyor. Zaten romanda anlatılan her bir olayın bir adım sonrasında ne olacağıyla ilgili anlatı, okurdaki heyecanı canlı ve sürekli tutuyor.

Yazar kitabına sığdırdığı olaylarda bir yandan okuru evlilik kurumu üzerinde eleştirel düşünmeye zorlarken, aynı zamanda adanın kuzeyinde küçük cemaatimize egemen olan ırkçılıktan cinsiyetçiliğe, eril söylemlerden siyasi cahilliğe, içimize sinmiş bu ve benzeri malul hallerimizin hangi zamanlarda kendilerini ele verdiklerini de açık etmeye çalışıyor.

Yazar adaya gelen koyu tenli Afrikalı öğrencilerden Nijeryalıları, ülkelerindeki yaşamlardan başlayarak önce kendisi tanıyıp anlama çabasına giriştiğini kitabının sonunda anlatmayı tercih etmiş.

Ülkeleri, yaşamları, kültür ve gelenekleri hakkında bilgiler vererek romanının kurgusunu inşa edip zenginleştiren bu genç Nijeryalı öğrencilerin ismini de vererek bir şekilde onurlandırmış.

Bu arada roman kahramanlarından Emmanuel’in Kıbrıs’a öğrenci olarak gelmezden önce Nijerya’nın farklı kültürlerinden oluşan kozmopolit yaşamına sığdırdığı anıları sayesinde yazar, Kıbrıs’ın kuzeyinde sokakta karşılaştığımız her Nijeryalı öğrencinin aslında farklı din, dil ve kültürleri temsil edebilecekleri konusunda adalıları uyarmış.

Ayrıca yazar, Nijerya’dan adanın kuzeyine varınca Kıbrıs’ın tümünün AB üyesi bir ülke olmadığı gerçeğiyle yüzleşen ve geri dönüş biletini dahi çıkaramayan hayal kırıklığı içerisindeki yoksul Nijeryalı öğrencilerin nasıl adanın uyuşturucu trafiğine kolayca bulaştırıldıklarına da yer vermiş romanında.

Yanı sıra romanda anlatılan ve işçi olarak ve de çok ucuza çalıştırıp sömürdükleri Afrikalı erkek öğrencilerin koyu tenlerinin, böyle durumlarda işverenler tarafından pek de dert edilmediği dikkatli okurum gözünden kaçmayacaktır sanırım.

Uzun lafın kısası, romanı bitirdikten sonra Nijerya ve adamızın kuzeyine Afrika’dan gelen bu gençleri hakkında okurun da düşünceleri köklü bir şekilde değişecektir sanırım. Salt yüzden bile okurun roman için harcayacağı zamanına değeceğini yazmış olayım.

Romanla ilgili iki konuya daha değinmek istiyorum.

Birisi Nijerya’lıların kendi aralarında konuşup en çok kendilerinin anladığı Pidgin İngilizcesi ve Kıbrıs ağzıyla bezeli diyaloglardır. Birisi Afrika, diğeri Kıbrıs’ın insanından çıkmış ve yüzyıllar sonrasında oluşmuş özgün iki ağız…

Annan Planından bu yana cemaat olarak belki çözüm ve barıştan ve de bunları umut etmekten epeyce uzaklaştık. Ama oradan bugüne de iyi-kötü, güzel-çirkin, kibar-kaba, kültürümüze ve kimliğimize de evvelki zamandan çok da fazla sarıldık. Bunun bir kanıtı da son yıllarda Kıbrıslı Türk yazar ve sanatçılarının ortaya çıkardıkları eserler.

Diyeceğin o ki; bazen bir romanı okuruz ve o anda yaşamakta olduğumuz zaman diliminde pek çok şeyi nasıl da fark edemediğimizi düşünmeye koyuluruz.

Fatma Türkoğlu ve romanı “GÖK ÇATININ ALTINDAKLER” da bunlardan birisi…









Başa dön tuşu