Köşe Yazarları

Felaket bir hafta ve acizliklerimiz…






Bir hafta memleketten ayrıldık. Galiba son yılların en kötü haftasıydı…




İdlib’de can veren onlarca genç insan, sonu görünmeyen, aksine ateşi giderek artan bir savaş…  Canımız yandı. O ailelerin yerine kendimizi koymaya çalıştık, beceremedik.



Acı günün ardından 46 yıllık yönetimimizin en teşekküllü tek hastanesinde çıkan yangın… Sağlık çalışanlarının, kurtarma ekiplerinin akıl almaz çabası, özverileri, yine boşu boşuna yiten 3 can; sonuçta elde kalan, her türlü melanetin sorumlusu koskoca bir bozuk düzen, kötü yönetim…

Bir sürü spekülasyon yapıldı. Tadilat vardı, kaynak yapılırdı, tüp patladı, şu bu… Resmi açıklama ise, ısınan kablolar! Bir tek bunu gerçek kabul etsek bile, burada bir ihmal yok mudur? “Hastanenin kalbi” dedi bir doktor, doğru mucize tedaviler yapılan bu bölümün elektrik tesisatı en son ne zaman gözden geçirilmişti acaba? Surlar içinde kerpiç ev değil beytambal, yüzlerce insanın korumasız yattığı, çalıştığı bir yer, hastane, hastane… Ortaya çıktı ki, yangına karşı acil önlemi de yokmuş. Allaha emanet…

Bütün bunların üstüne, AYRILIKÇI Anastasiadis’nin kapıları kapatma kararı… Corona virüs gerekçesiymiş. Buna Rumlar da inanmadılar. Biz yaşlarda insanlar kendini istifaya davet ettiler, barikatları yıktılar. O kadar fırsatçı, adice bir karardı. Corona virüs, Çin, İran ve İtalyan ekonomilerinden sonra bir de bizi vurdu. Vurdu da kimsesinin haberi olmadı.

O da yetmedi, hiçbir gerekçe göstermeden, güneyden kuzeye geçişlere kontrol koydu. “Kaldıracağım” dedi, kaldırmadı. Onun gerekçesi de, sözde sınıra Suriyeli mülteci yığılması ihtimaliymiş. Saçmalığa bakar mısınız?

KKTC makamları bağırdı, çağırdı, ancak her zaman olduğu gibi sesimizi duyurmaya yetmedi. Dışişleri Bakanı, BM ve diğer ülkelere görüşlerimizin iletildiğini söyledi. Resmi olarak yapılacak olan belki yapılıyor da, ses getirecek mi? Baksanıza, BM saçma sapan bir açıklamayla geçiştirdi. Bence daha başka şeyler yapmak gerekiyordu. Dikkat çeksin, Anastasiadis’i rahatsız etsin, dünya basını olaya yer versin. Bizim eksiğimiz bu, geçmişte bir çok kez başarılanı başaramıyoruz. Şimdi burada kıyameti koparıyor olmamız lazımdı. Asıl sebep kuzeyden alışverişi caydırmak, esnaf perişan, gitmişler ancak da hükümete ricacı olmuşlar, ama örgütlenemiyorlar, sesleri çıkmıyor…

Diğer bir yönü, Güney Kıbrıs’ın böyle bir düzenlemeyi tek başına yapma yetkisi yok.

Yeşil Hat Tüzüğü’nün ekinde geçiş kapılarının listesi var. O listedeki kapıların çoğu kapandı. Kapıların kapatılması bir politika değişikliğidir ve buna niyeti olan AB Komisyonu’na bildirmek zorundadır. 10. Madde, insanların ve malların geçişi konusunda politika değişikliği olacağında, bu durum Komisyona bildirilir ve Komisyon 1 ay içerisinde itiraz etmezse yürürlüğe girer diyor.

Ayrıca, kişilerin dolaşımı konusunda kontrol, yalnızca kamu politikası ve kamu güvenliği halleri ile sınırlı. Kamu sağlığı diye belirtilen bir durum yok.

Kararı almadan önce Komisyon’a bildirim yapmadığı kesin. Çünkü bunun için en az 1 ay önce harekete geçmiş olmaları gerekliydi. Bu imkansız gibi görünüyor. 1 ay önce salgın tehdidi bu kadar yüksek değildi. Kaldı ki AB, bu son virüs olayından sonra, tüm sınırların açık kalmasını desteklediğini açıkladı.

Yani adam göz göre göre herkese kafa tutuyor. Cumhurbaşkanı Akıncı’yla görüşmeden bu adımı atması ayrıca skandal. Bence bu bir demeydi. 2003’den beri yapamadığını yaptı. Yine, belki de daha fazlasını yapmak için bir denemeydi. Çünkü eli rahat. Bu işten en hem siyasi olarak, hem ekonomik olarak en çok zarar gören taraf olarak biz, onu huzursuz edecek, bir şeylere zorlayacak faaliyet yapamıyoruz.

Cyprus Mail’in başyazısının başlığı “Virüs üzerinden geçişlerin kapatılması, orantısız” şeklindeydi, birçok Kıbrıslı Rum sosyal medyadan “Biz Anastasiadis’in kararına karşıyız” mesajı verdi. Rumların barikatta yaptıklarını bile yapamadık.

En son söylenecek olan da şu; her iki tarafta da ayrılık yanlıları birbirlerinin ekmeğine yağ sürmekle meşgul, ellerini ovuşturuyorlar. Olan budur…

Ama anlaşma yanlılarının pasifliğini, hareket kabiliyetlerinin eksikliğini de not etmekte yarar var. Sanki bir kadercilik, bir ölü toprağı var üzerimizde…

 

 YERİN KULAĞI VAR

YASAKLAR BAŞLADI:

26 Nisan’da yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik seçim yasakları başladı. Yasaklarla ilgili olarak gözler özellikle halen devlette görevde olan 2 adayın, Akıncı ve Tatar’ın üzerinde olacak. Yüksek Seçim Kurulu 20 Mart’ta adayları geçici olarak ilan edecek. O güne kadar bazı şeyler değişir mi hiç belli olmaz. Çünkü hala daha bazı adayların çekilmesi ve başka bir adaya destek vermesi iddiaları konuşulmaya devam ediyor.

 

ANLADIK:

Başbakan ve Yardımcısı, yani iki aday, ağız birliği etmişçesine “bölgede çok önemli gelişmeler var” söylemini sürdürüyor. E, ne yapalım yani? Bölgede savaş var diye sizi mi seçelim? Bu mudur? Ölümü gösterip, sıtmaya razı etmek gibi ucuz bir söylem. Gerisinde neler olduğunu söylemeye gerek yok, herkes anladı zaten. Aptal değil ya bu millet…

 

MAHKEMEYİ BIRAK, KAPILARA BAK:

İşverenler Sendikası, asgari ücretteki yeni düzenlemeyi ara emri almak için mahkemeye götürüyor. Keşke iki yüz liranın peşine düşmek yerine, Anastasiadis’in ambargosuyla mücadele etseler. Bu kapıları kapatma olayına karşı gereken direniş gösterilmezse, devam edecek, yenileri de gelecek, o zaman kayıpları çok daha büyük olacak…

 

KENDİ KENDİMİZİ KANDIRIYORUZ:

Başbakan Tatar, Londra ziyareti sonrasında İngiltere’den direk uçuşların başlayabileceğini söylemişti. Hoş daha o sözü kurumadan İngiltere bunu yalanlamıştı. Bu kez de İngiliz Yüksek Komiseri Lillie, Adanın kuzeyiyle, Türkiye dışında, dünyanın hiçbir ülkesi arasında direkt uçuş yok. Kuzey Kıbrıs’la diğer bağımsız egemen hiçbir ülke arasında direkt uçuş yoksa, neden İngiltere bunu değiştirsin? Bunu kendinize sormalısınız” diyerek, durduk yere ambargosunu perçinledi.

 SİGORTALI MI, DEĞİL Mİ?:

Yanan devlet hastanesinin tamiri için hükümet resmen dilenciliğe çıktı. Halbuki hastanenin sigortalı olduğu söyleniyor. İşin garibi ise kim veya hangi sigorta şirketi tarafından sigortalandığı sanki devlet sırrıymış gibi kamuoyundan saklanıyor. Eğer hastane gerçekten sigortalıysa, ondan bundan destek istemek neyin nesi…  Yanan laboratuvarın sigortasına benzemesin…

GÖRÜNTÜ KİRLİLİĞİ:

Şahsen ben büyük kentlere mobese takılması taraftarıyım. Özellikle son yıllarda artan suç olaylarında caydırıcı bir unsur olabileceğini düşünüyorum ancak, biz bunu bile yüzümüze gözümüze bulaştırmayı başardık. Bunun için ucube gibi dikilen ve çevre kirliliği yaratan o direkler şart mıydı? Tamam direk dikin ama, yok da böylesini…

 ZİRVEDEKİLER

Barikatları Yıkan Kıbrıslı Rumlar: Anastasiadis aleyhimize her adımı attığında, bu sütunlardan Rum toplumunu eleştirdik. Bunu durdurmazlarsa, hep birlikte acı çekeceğimizi yazdık. Barikattaki gösteri o yüzden umut verdi bana. İster ekonomik nedenlerle olsun, ister gerçekten barış arzusuyla olsun, yanlışa yanlış dediler. Bizim yapamadığımızı yaptılar…

DİPTEKİLER

Bakan Pilli: Kendisini eleştirdiğimizde çok kızıyor ama, öyle çok malzeme veriyor ki, eleştirmesek olmaz. Sağlık Bakanı Pilli’den bahsediyorum. Pilli, hastanedeki hasar tespit çalışmalarının sürdüğünü, bunun için Türkiye’den teknik bir heyetin KKTC’ye geleceğini söyledi. İyi de 37 yıllık koskoca KKTC devletinde, hastanenin elektrik alt yapısını kontrol etmediğimiz ortaya çıktı da,  hasar tespiti yapacak adam da mı yok Sayın Ba





Başa dön tuşu