Bir Küçük "Bağlanma Korkusu” Hikayesi - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Şubat 24, 2024
Köşe Yazarları

Bir Küçük “Bağlanma Korkusu” Hikayesi

Ece UsluUzm. Dr. Ece Uslu

Bir pazar günü evde yalnızlıktan bunalan Deniz, kendini huzur bulduğu kitapların arasına atmış, kitapçıda sessizce kitap bakıyordu. Bu sırada onu gören Mavi, ‘Bu sefer olabilir mi?, Bu kez doğru insanı bulmuş olabilir miyim?’ diye heyecanla duraksadı. Önce imâlı birkaç bakış, ardından üç beş basit sual ile yanaşmaya çalıştı Deniz’e. Ama Deniz hiç oralı değildi. Mavi, hiç onun tarzında biri değilken ‘Şimdi niye boşa zaman harcayayım?’ diye düşündü. Hem kitapçıda tanıştığı biriyle mi olmaktı kaderi? ‘Saçmalık’ diye geçirdi içinden. Ama Mavi, Deniz’in peşini bırakmamakta kararlı idi. Kendinden emindi! Bu kez doğru insanı bulmuştu ve mücadele edecekti. Mutluluk onun da hakkı idi. Bir süre sonra; Mavi’nin ilgisi, onu dinlemeye ve anlamaya hevesli hali, hasta iken işini gücünü bırakıp yanına koşması, aynı dili konuşuyor olmaları, sohbet edip birlikte gülebilmeleri Deniz’in de hoşuna gitmeye başladı. Hatta Mavi’nin aramadığı zamanlarda onu özler bile olmuştu. Gerçi Deniz, Mavi’ye her yaklaşmaya çalıştığında, Mavi, sanki kendini kapatıyor, geri adım atıyordu ama yine de bu kadar iyi anlaştığı birini, bir daha nereden bulabilecekti ki! Ayrıca kendisi ile bir ilişki yaşayabilmek adına bu denli peşinden koşmuş birisi, kendisini sevmiyor olamazdı ya. Mavi çok iyi bir insandı ve bu dahi bu ilişkiyi sürdürmeye yeterdi Deniz için artık. Onsuz bir hayat düşünemez hale gelmişti! (Sokaktan geçen her İYİ insanla sanki bir ilişki sürdürebilirmişiz gibi, ‘Ama o iyi bir insan’ bahanesine kapılıp kendilerini doyurmayan ilişkilere kendilerini mahkum edenleri analım istedim burda. İnsan beyni işte, bir şeyi istedi mi hep bir kalıbına uydurur.)

Uzun bir uğraşın ve Mavi’nin ısrarlarının ardından Deniz’in de yelkenleri indirmesi ile bir aşkın ilk temelleri de böylece atılmış oldu… Geçmiş ilişkilerindeki kendince başarısızlıkları telafi etmek istercesine Mavi, ilişkiyi dolu dizgin yaşıyor; her anını Deniz’le geçirmeye çalışıyordu. Hayatının merkezinde o varmış gibi davranıyordu. Hatta kısa süre içinde, aynı evde yaşamayı dahi teklif etmişti Deniz’e. Deniz’in ayakları yerden kesilircesine mutluydu. Kimse onu bu denli hayatının merkezine koyarak sevmemişti ki daha önce; kimse böylesine önceliği ona vermemişti. Düşünmeden, Mavi’nin aynı eve çıkma teklifini kabul etti Deniz. Ancak Deniz’in eve yerleşmesi ile Mavi artık aynı Mavi olmamaya başlamıştı.


Mavi boğuluyor gibi hissediyordu. Yine aynı şey oluyordu. ‘Ya Deniz doğru insan değilse, ya daha iyi anlaşabileceği biri varsa, hem bu yaşında tek bir kişiye bağlanmak akıl kârı mıydı? Arkadaşları ile özgürce görüşmek, aklına eseni kimseye danışmadan yapmak hayal mi oluyordu?’. Tüm bu düşünceler Mavi’nin zihnini kemirirken, Mavi’yi giderek benliğini ve özgürlüğünü kaybetmenim telaşı sarmaya başlamıştı bile. Bu da eve geç gelmeler, anlamsız bahanelerle Deniz’le zaman geçirmeyi ertelemeler, Deniz’den fiziksel olarak uzaklaşmalar şeklinde hayatlarına yansımakta idi. Zaman zaman Deniz’in bunlara alınıp araya mesafe koyması ise bu kez Mavi’ye, Deniz’i ne denli sevdiğini hatırlatıyor ve ilişkinin en başındaki adama dönüşüveriyordu. Bu tutarsız halleri Deniz’in de dengesini bozmuştu. Kendisini sevdiği belli olan bu adamı kendisinden uzaklaştıracak ne yapıyor olabilirdi? diye düşünmekten kendini alamıyordu. Ve cevabı olmayan bu soruya daha çok uzunca bir süre cevap arayacağının, cevap bulamadıkça kendini suçlu, değersiz hissedeceğinin ve giderek bir kısır döngüye hapsolacağının farkında değildi.

Bu gelgitler bir süre devam etti. Bu gelgitler Mavi ilişkiyi bitirse dahi, bir süre sonra geri geleceğinden, Deniz ona ‘Dur!’ diyene dek devam edecekti. Ancak genellikle bu süreçte Mavi, uzaklaşmasının bir sorumlusu olarak da Deniz’i suçladığından Deniz’in ne bu döngüden kendini aklayarak çıkması, ne de yeniden sağlıklı bir ilişkiye adım atabilmesi kolay olmayacaktı.

 

Yukarıda tam anlamı ile bir bağlanma korkusu döngüsü okudunuz. Bağlanma korkusundan söz etmeden önce bahsi geçen isimlerin gerçek kişilerle ilgisi olmadığını ve bağlanma korkusunun, cinsiyet farkı gözetmemesinden ötürü unisex isimler kullandığımı belirtmek isterim.

 

Bağlanma korkusu içeren ilişkiler genellikle, bağlanma korkusuna sahip bireyin ilişkinin başında kendi korkularını hissetmemeleri nedeni ile çok romantik ve tutkulu başlarlar. İlişkinin başında tek odaklandıkları kafaya koydukları kişiye sahip olmaktır. Ancak fetih aşamasından sonra bağlanma korkusuna sahip birey, kaygısını hissetmeye başlar. O kadar ki bu kaygı onu, aşkını sorgulamaya kadar iter. Bir yandan aşkı bir yandan özgürlüğünü kaybedeceği endişesi arasında dengesiz tavırlar sergilemeye başlar. Onun için bu noktadan sonra hayatını kurtarabilecek yegâne şey bu ilişkinin son bulmasıdır. Bu nedenle farkında olmadan pek çok şekillerde (aldatarak, cinsel/fiziksel/duygusal mesafe koyarak, iletişim keserek, eve geç gelerek, karşısındakini yok sayarak, vb) ilişkilerini sabote ederler.

Aslında tüm bu kaygıların temelinde yatan şey bu kişilerin kendilerine karşı olan güvensizlikleri, başarısızlığa uğrama ve terk edilme korkularıdır. Bir insana güvenebilmek ve o insan karşısından gardını indirebilmek ancak kendine güvenmekle başlar. Bağlanma korkusu olmayan bireyler bir ilişkiye başlarken terk edilmek, ilişkinin yürümemesi gibi riskleri göze alırlar. Bu riskler bağlanma korkusu olan bireylerin asla göze alamayacakları risklerdir. Bağlanma korkusu olan bireyler ilişkilerindeki yakınlaşma ve uzaklaşmaya karar veren mutlak otorite olmak isterler. Çünkü terk edilmeleri, hele de kendilerinden, kendileri hazır hissetmedikleri bir noktada uzaklaşılması asla başa çıkamayacakları bir kabus gibidir. Böyle bir durum benlik değerlerinde büyük ve dayanamayacakları yaralar açar.

 

Bağlanma korkusu olan bireyler eninde sonunda ilişkiden çekilirler veya ilişkilerini sabote ederek kendilerini terk ettirirler. Ancak ayrılık gerçekleştikten sonra, yaşadıkları endişe ve korkular aniden yatışır, üstlerindeki baskı kalkar ve birden eski sevgililerini ne denli özlediklerini fark etmeye başlarlar. Sahip oldukları anda özgürlükleri, cazibesini kaybeder. Bu noktadan sonra ayrılma-barışma, yaklaşma-uzaklaşma döngüsü içerisinde ilişkileri sürer gider.

 

Burada anlatılanlardan da anlaşılacağı üzere bağlanma korkusuna sahip bireyler de tıpkı diğer herkes gibi koşulsuz sevgi ve aidiyet ihtiyacı içindedirler. Onları diğer insanlardan farklı kılan bir gün kontrolleri dışında oyun dışı edilme ihtimallerine karşı duydukları korkudur. Bu korku onların bu ihtiyaçlarını fark etmelerinin önüne geçer. Bu durum çok küçük yaşlarda bakım verenleri ile aralarında kurulan sağlıksız ilişkiye dayandığından gerçek sorunun farkına varabilmeleri ancak uzun süreli terapilerle mümkündür. Terapiden geçmeyenler nedenini bilmedikleri bir kaygı ile  pek çok hüzünlü aşk hikayesinin kahramanı olmaya devam ederler. Sona gelirken sizlere bu yazıda ne yazık ki mutlu bir ilişkinin formülünü veremeyeceğim. Ama bağlanma sorunu olan kişilerle ilişkiye girerek veya onların peşinden koşarak mutsuzluğu garanti edebileceğinizi söyleyebilirim.

Tepki göster
Bayıldım
1
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar