Köşe Yazarları

Erhürman’ın tavsiyeleri







Eğer “Dörtlü Koalisyon” Hükümeti” hâlâ iktidarda olsaydı ve  Kıbrıs siyasi sorunu bugünkü süreciyle gündemdeki yerinde bulunsaydı bakın Başbakan Erhürman Sn. Akıncı’ya dolayısıyla Müzakere heyetine nasıl tavsiyelerde bulunacaktı:




“Masada görüşülmemiş bir konu kalmadı. Çözümün sağlanabilmesi için siyasi eşitlikle ilgili tartışmalar ortadan kaldırılarak geçmiş mutabakatlar teyit edilmeli ve ucu açık olmayan sonuç odaklı müzakereler başlamalıdır..”



Anastasadis’in Grans Montana’dan beridir türlü çeşitli önerilerle kafa karıştırdığı doğrudur.. Ancak BM’ler Genel Kurulunda yaptığı konuşmasında siyasi eşitliği kabul ettiğini söylemesinin üzerinde ciddiyetle durulmalıdır.. Keza geçmiş referansları da  kabul ettiğini söylüyor ki dikkate alınmalıdır…”

…Yukarıda aktardığım “tavsiyeler”   Sn. Erhürman’ın “CTP’nin Kurultay Adaylarının tanıtımı için Girne’de gerçekleştirilen toplantıda Kıbrıs sorununa yönelik değerlendirmeleriydi..” Sonunda şunu söylüyordu:

“…Siyasi eşitliği ben kendi halkıma anlatamam” diyerek yıllardır devam eden en temel parametreyi bile kabul etmekte zorlanan Kıbrıslı Rum lider Anastasiadis’in dönüp AB çatısı altında iki ayrı Devleti kabul etmesini mi bekliyorsunuz?..”

Çözümün mutlaka BM’ler çatısı altında bulunacağını da hatırlatan Sn. Erhürman, “yani diyor o çatı altında KKTC’i tanıdığını mı söylemesini bekliyorsunuz?”

Ve son sözü şu:

“…Siyasi eşitlik tartışmalarını ortadan kaldırarak geçmiş tutanakları teyit ederek, sonuç odaklı, ucu açık olmayan bir müzakere sürecine girmek mi yoksa Sn. Anastasadis’in BM’ler şemsiyesi altındaki müzakerelerde KKTC’nin tanınmasını ve AB’ye alınmamızın kabul edilmesini beklemek mi? Halkımıza konuşmamız gereken, anlatmamız gereken konu budur!”

*****

Ey halk! Sn. Erhürman’ın Sn. Akıncı ile bile örtüşmeyen şu yukarıdaki “sihirli çözüm formülünden” ne anladınız diye sormayacağım, benim haddim değildir…

Fakat “vekilleri”  seçme hakkımda oy sahibi KKTC’li bir yurttaş olarak diyeceğim ki “maruzatım vardır efendim!”

Güney’deki Rum toplumunun Cumhurbaşkanı olan, bugüne kadar hiçbir çözüm önerisini kabul etmeyen, bukalemun gibi değiştikçe fikirleri de değişen Anastasiadis kim oluyor ki bu adada bana “siyasi hakkımı” teslim etsin!

Kim oluyor ki “halkına anlatamayacağı için” Türk halkı kendi “siyasi eşitliğiyle özgürlüğünden fedakârlık yaparak BM’ler tarafından  Rum çoğunluğu için uydurulacak bir çözümü kabul ederek, 1960’da olduğu gibi bir kez daha Rum sultası altına girsin!”

Dahası neden çözüm için  Anastasiadis’li Rum toplumu değil de Akıncı’lı Türk toplumu başını eğsin?  Ellerini teslimiyetle havaya kaldırsın? Beyaz bayrağını sallarken ödün versin?

Üstelik Öylesi bir çözümün gelecekteki garantisini kim verecek hele de Türkiyesiz bir ada tahayyül ediliyorsa!

…Ulusal davaların  Sol’u Sağ’ı yoktur! Ulusal bütünselliği vardır..                                                                **********

DURUM VAZİYETLER NANAY!

Ne zaman eğitim sorunu gündeme gelse Marx’ın şu sözünü tekrarlarım: “Her şeyden önce eğiticinin eğitilmeye ihtiyacı vardır!”

Aslında “söz” her bir olayın üstüne maydanoz gibi kıyılacak cinstendir. Nitekim çok rahatlıkla, “önce yöneticinin yönetimin ne olduğunu öğrenmesi gerekir” denebilir..

…Kaldı ki yıllardır yaşadığımız sorundur: “Siyasi partiler bazen “dörtlü koalisyonlar” oluşturmasını becerecek kadar çok kolaylıkla iktidar olmaktadırlar ama  “yönetmek” için yeterli donanıma sahip olmadıklarından ya çok kısa sürede istifa etmekte yada erken seçime gitmektedirler…

Tatar hükümeti de farklı bir performans göstermiyor. Bazı Bakanların şahsi çabaları da olmasa KKTC’de yaprak kımıldamayacak! Nitekim Eylül ayının da gelip geçtiği şu döneme bakıyorum, hani insanın elle tutup gözle göreceği hatta sevineceği ne bir başarılı icraat var ne de istikrar.

Aksine okulların açılmasıyla birlikte canlanması gereken piyasalara bağlı sosyoekonomik devinime bile elleyemiyoruz.

Fakat  okulların açılmasıyla yaşayamadığımız “berekete” karşın trafik sorunundan çevre kirliliğine, yolsuzluklardan gece kulüplerine, alt yapı sorunlarından çarpık yapılaşmalara; hadi en basitini ve göz önünde olanını yazayım mesela Lefkoşa’daki Araba Kayıt Dairesinin  çektirdiği çilelerden bile insanları kurtarmak mümkün olmuyor…

…Tabi Tatar Hükümeti “iktidara geleli dün bir bugün iki” diyecek haklılıkta   “avansını” kullanıyor ama “İktisadi ve İşbirliği Anlaşması” Türkiye ile KKTC arasında 20 Temmuz’da imzalandıydı.      Tabi bu imzalara bağlı olarak “parasal” katkı geciktiydi ama Hükümetin “5 ayda yapacağım” dediği  de yığınla vaadi vardı.

Mesela bakın nasıl bir iddia:            “…Öğretmen başına düşen öğrenci sayısında OECD ortalaması yakalanacak 2019-2020 öğretim yılında okul öncesi eğitimde tamgün  uygulamasına başlanacak, Yüksek öğretimde de strateji belgesi hazırlanacak!..” (Oysa okullar yine eksik öğretmenlerle açıldı!)

Arada Limanlarda yapılacak reorganizasyon var.

Telekomünikasyon 2019’da Kamu-Özel İşbirliği ile yeni model olacak!

Artık “olmazsa olmaz” dediğimiz şu “Genel Sağlık Sigortası 2019’da hazır hale getirilecek deniyor da hani?..

Kısaca ortada yığınla “tasarı,” alınması gereken yığınla karar, çıkarılması gereken yasalar var..                                                               Kısaca KKTC’i yeniden “yaratmak” tahayyülü var da  desem ki “gerçekleştirip başaracak o büyük beceri ve irade yok!..

Bu mali koşullarda belki eleştirilerimiz “haksız ithamları” çakıyor ama  neylersiniz durum vaziyetlerimiz bu yıl da nanay!

 









Başa dön tuşu