Enosis olsun da taş yesek de olur - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Enosis olsun da taş yesek de olur

“Makale” başlıklı bir dosyada çeşitli zamanlarda rastladığım konuları kopyalayıp yapıştırıyor ve ileride yazı konusu olabilir diye biriktiriyorum. 19 Temmuz 1946 tarihinde “Elefteros Tipos” gazetesinde yayınlanan ve Thali Papadopulu tarafından kaleme alınan kısa haber, o dosyada biriktirdiğim yazılardan biridir.

Yazıyı hangi amaçla kopyaladığımı anımsamıyorum. Ama bugünlerde ele alınmasının uygun olduğunu sanıyorum. Herhangi bir yorum yapmadan önce haberi okuyalım:


Tiksindirici Olaylar

Thali Papadopulu

“Son postayla gelen Yunan gazeteleri, Atina stadyumunda 12 Adalar’ın Yunanistan’la birleşmesinin kutlandığı gün, yaşanan ve her Kıbrıslıyı derinden yaralayan ve her Helen’in utanması gereken inanılması güç bazı çirkinliklerin yer aldığı olayların ayrıntılarını bize aktarıyor.

Polis, Kıbrıslı örgütün içeri girmesine izin vermedi ve temsilcilerimiz pankartları katlanmış olarak stadyuma girmek zorunda kaldılar. Üstelik “Hi” teşkilâtına mensup milisler ile polis memurları, Kıbrıs ve Enosis lehinde nümayiş yapılınca Kıbrıslılar da dahil olmak üzere demokratik vatandaşlara öfkeyle saldırdılar, onlara insanlık dışı muamele yaptılar ve onları yaraladılar. (“Hi” örgütü, Grivas’ın kurduğu ve başını çektiği bir yer altı teşkilâtıydı. Atina’daki öğrencilik yıllarında Makariyos da bu teşkilâtta çalıştı. Bu vesileyle Grivas’ı tanıma olanağını buldu. – BA)

Yani Helen anavatanının sözde “vatanseverleri”nin birçoğunun ruhu ve vicdanı bu noktaya kadar mı düşüverdi? Bu tür iğrençliklere karşı en derin tiksintimizi ve aynı zamanda, ruhsal şaşkınlığımızı, yaşadığımız hayal kırıklığını ve acıyı dile getirmekten kendimizi alamıyoruz. Kıbrıslı kardeşlerine en büyük düşmanlarıymış gibi muamele edecek kadar alçalmış olan birtakım Helenler, Kıbrıslıları derinden yaralıyor.”

“Elefteros Tipos” (Özgür Basın) gazetesi, 19.07.1946

Sen kendi kültürünü, örf ve adetlerini bir kenara iter ve senin ülkenden geri olan bir ülkeye birleşmek istersen, “Anavatanla Enosis olsun da gerekirse taş yiyelim” dersen, Anavatandaki insanlar seni küçümser ve aşağılar. Ruhun yaralandı diye sızlanmaktan başka elinden gelen bir şey olmaz. Nitekim 1960’larda Yunan askerleri Kıbrıs’a yerleştirilince Kıbrıslılar Yunanlara “Kalamara” demeğe başladılar.

Kıbrıslıların bir kısmı Enosis fikrinden caydı bir kısmı ise aynı minval üzere yürümeye devam ediyor. Bazı insanlar geçmişte olup bitenlerden ders almayı beceremiyorlar. Hayal kırıklığına uğramaktan da bıkmıyorlar.

Sürtük

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Gezi olaylarına katılanlar için “sürtük” ifadesini kullanmış. Ben duymadım. Gazetelerde okudum.

Argo anlamıyla sürtük, “fahişe, orospu” demektir. Cumhurbaşkanının kelimeyi bu anlamda kullandığını sanmıyorum çünkü bu kelime bir cumhurbaşkanının ağzına yakışmıyor. Üstelik kendisi iki kız babasıdır. Onun gibi mütedeyyin bir kişi, kadınlar için bu kelimeyi katiyen kullanmaz.

Bu kelimenin İngilizce sözlükteki anlamına bakalım. Argo anlamları “prostitute, slut” demek oluyor. Bunların karşılığı olan kelimelere yukarıda değindik.

Öteki anlamları ise “streetgirl” (sokak kızı), “streetwalker” (sokakta yürüyen / dolanan) gibi kelimelerdir ki cumhurbaşkanı kelimeyi herhalde bu anlamda kullanmıştır. Bu gençler sokaklarda yürümekten, parkta yatmaktan başka bir şey yapmadılar. Dolayısıyla onlara rahatlıkla sokakta yürüyen kızlar denebilir.

Kızlara uygun bir isim bulduk ama geziye katılan bir sürü de erkek vardı. Onlara “sürtük” diyemeyiz. Yoksa onlara diplomatik bir dille “arabulucu” mu desek?

Yağ Çekmek

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu, Twitter üzerinden şu müjdeli haberi paylaştı:  “Ülkemizin marka değerini yükseltmek için sayın Cumhurbaşkanımız @RTErdogan liderliğinde başlattığımız süreç nihayete eriyor. BM Genel Sekreteri’ne bugün gönderdiğim mektupla ülkemizin BM nezdinde yabancı dillerdeki adını da “Türkiye” olarak tescil ediyoruz.” (Saygı nişanesi olarak “sayın” kelimesinin büyük harfle yazılması gerekirdi ama o kadar kusur, kadı kızında da bulunur.)

Ülkenin marka değerinin ne kadar yükseldiğini hatta yükselip yükselmediğini bilmiyorum ama, şükürler olsun, kümes hayvanı olmaktan kurtulduk. Neydi o hindi ile eş değerde ve eş anlamlı tutulmak? (Malumunuz olduğu üzere İngilizce “Turkey” Türkiye, “turkey” ise hindi demektir.)

Ne var ki bu konuda biz de masum değiliz. Hindi kelimesi “Hintli”, ğalo “Fransız erkek, ğalina da “Fransız kadın” demektir. Başkalarını hizaya getirirken kendi dilimizi de nizama sokmamız gerekiyor.

Kabul ediyorum, kültür ve geleneğimizde var. Orta Doğu’da her lider övülmek ister ve bunu bekler. Muhalefet edilmeye tahammülleri yoktur. O kadar ki adamlarını başka bir ülkeye gönderip adamı parça parça doğratabilirler.

Herkesin kendilerine yağ çekmesini beklerler. Ancak yağ çekmenin de bir usulü, bir adabı var. Böyle kör kör parmağım gözüne olmaz ki. Yağ çekeceksin ama belli etmeyeceksin. Yağ çekmezmiş gibi çekeceksin.

Normal koşullarda, bu Twitter’deki gibi bir yağ çekme, adamı koltuğundan eder çünkü cumhurbaşkanın itibarını pay-ı mal eyler.

 

 

Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar