Köşe Yazarları

Dünyadaki yerimizi düşündük!

Bazen tüm sorunlarımızdan kaçıp kendimiz için yarattığımız küçük ve salaş mekânda, arkadaşlarla bira ve rakılarımızı yudumlarken, çoktan içinde yitip gittiğimiz “dünyanın” hallerini de konuşuruz.

Ve biliriz: Tüm yollar Roma’ya çıkarcasına sonunda ne Rum’a ne Türk’e yar olabilen adamıza döneceğiz! Ve bir kez daha sorgulayacağız: “Nedir bu koca dünyada yerimiz?”

Nitekim diyorduk ki “dünya hızla Amerika, Çin ve Rusya etrafında bloklaşıyor.

Üçünün de özelliği, “büyük ekonomiye, büyük nüfusa, büyük coğrafyaya ve büyük askeri güce sahip olmaları…”

Tutun ki öteki tüm ülkeler bu üç büyük ülkenin seyyareleri!

Sonra Türkiye’yi dolayısıyla Kıbrıs’ı ve de Kuzey’indeki KKTC’i sorguladık.

Siyasi ve ekonomik kaderimizin sahibi olup olmadığımızı? Hangi blokta yer almamız gerektiğini? Ve böyle bir tercih yapmak zorunda kalırsak neyi nasıl değerlendirerek karar vereceğiz?

Bu nedenle tartışırken, ülkelerin rejimlerini “güvenilir ve güvenilmez” vurgulamalarında öne çıkardıydık!

Hayret ama! Çin’in, Rusya’nın bile yanında yer alınabileceği savunulurken, tutun ki “Hukukun Üstünlüğünün” tavan yaptığı dünyanın en demokratik rejimine sahip Amerika hiç de güvenilir bulunmadıydı!

…Tabi bizimkisi her zamanki gibi, entel gevezeliğinden öte gitmeyen, laf ola beri gele, üç beş bilgi kırıntısından ibaret bir zihin praktisiydi.

Fakat konu Türkiye’ye geldi miydi ortaya şöyle bir soru çıkıyordu. “Biz Kıbrıs Türk halkı olarak Türkiye’nin neresindeyiz?

Mesela bir “alt kümesi” miyiz? Yoksa Güney’deki Rum halkı ile “birleşik Kıbrıs’ta Federasyonu tesis etmek için çabalayan Türkiye’den ayrı gayrı bir devlet miyiz?

O zaman çözümsel bir anlaşmada hangi “blokta” yerimizi alacağız? (Otomatik olarak AB diyeceğiz de Türkiye’nin dışlandığı bir blok! Öte yandan AB Amerika’nın arka bahçesi ama Türkiye Amerika ile de netameli!

Ve asıl sorun da şu: Tüm bunları artık Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon yataklarını dikkate almadan düşünmek hiç mümkün değil!

Peki o zaman “geleceğin Kıbrıs’ındaki siyasi statümüz ne olacak?” Ne kadar bağımsız bir devlet olabilecek ve Çin, Rusya, Amerika üçgeninde bloklaşan dünyada, siyasi kaderimizi, tabi ki tutkulu bir aşkla bağlı olduğumuz Kuzey’i, “nasıl sarıp sarmalayıp, nesilden nesile devam edecek kalıcılığıyla” taşıyacağız… Bu büyük “varoluş” sorumluluğunu gerçekten taşıyabilecek miyiz?

Yoksa ya gün gele ya Türkiye’nin ya da Rum’un kucağına oturup kader yazgımızı “azınlıktaki halklar” olarak mı sürdüreceğiz?

 

**********

 SORUNLAR ÜZERİNE SORUNLAR!

Yıllardır gelip giden koalisyon hükümetlerinden hiç biri, “devri iktidarımızdaki icraatlarımızla gurur duyuyoruz” diyemedi!

Buna karşılık eğer 45 yıldır Kuzey Kıbrıs’ta doğmaya ve ölmeye devam ediyorsak, o halde hâlâ varız ve şimdilerde de Tatar hükümetinden medet umuyoruz.

Tabi “işler” kolay değil. Çünkü “küçük” oluşumuza karşın “yaramazlıklarımız” bizi şaşırtıp korkutacak boyutlarda!

Sonuncusu bir “kuyumcu dükkânı soygununda” yaşandı! Yanı sıra gün geçmiyor ki “uyuşturucu, trafik kazaları, kaçak işçi, hırsızlık, dolandırıcılık” gibi vakalara da tanık olmayalım.

Tüm bunların yanı sıra zaten var olan ve Erhürman Hükümetinden kalma yasasıyla  yeniden ele alınacağı söylenen “Gece Kulüpleri ve Konsomatris kadınların durumu” da programa girince, ilgili hukukçulardan, “bizde fuhuş yani para karşılığında seks yasaktır” itirazları bir kez daha geldi!….

Şimdi kadın hakları ve insanlık yönünden yeniden ele alınmaya çalışılan bu vicdanları sızlatan olaya “vacip” olduğu için ben de “taktım” çünkü olanlar “kör gözüne parmağım!” Aşağıda izah edeyim: **********

 

KISACA TAKILDIĞIM: (ADLARI GENELEVDİR!)

İngiliz döneminde, sonrası Kıbrıs Cumhuriyeti’nde, şimdilerde “Gece Kulübü” gibi modernlik ve ilericilik sıfatları takılan yerlere “kerhane” derlerdi! Çalışan kadınlara da o malum ad!

Sonradan değiştik, Avrupai de olduk derken baktık ki göz göre kadının bu kadar “alçalacağı, vicdanları sızlatacağı ve mesleği denileceği olayı” sürdürüp götürmeleri ilkellik ve rezilliktir, ilga edip yerlerine zaten dünyanın pek çok ülkesinde var olan Gece kulüplerini ikame ettik…  Altını çiziyorum. Tabi oralarda çalışan kadınlar da kucaklarına oturdukları erkeklere komik fıkralar anlatıp ısmarlanan alkollü içkileri yudumlamak ya da isteyenle dans etmek için falan bulunmuyorlar…

Oysa yıllardır, “gece kulübü” denilen mekânlarda çalışanların “konsomatris” adı altında resmen ve para karşılığında erkek müşterilerle cinsel ilişkilerde” bulunduklarının çok iyi bilinmesine karşın, “bizde seks köleliği yasaktır” denilerek feryatlar kopartılmaktadır! Oysa artık KKTC’deki bu Gece Kulüpleri” ticari sektörler haline geldiler vergi mükellefleri bile oldular!  Peki şimdi neden şaşıyoruz olanlara? Ha! Yasalar kadınların böylesi yerlerde esirler gibi fuhşa zorlanmalarına cevaz vermiyor da ondan mı? Kaç kadın bu esaretten kurtulmak için polise, ilgili makamlara başvurdu ki? Üstelik devletin hastanelerinde de her hafta muayene olmaktalar!

…Bunları sadece şunun için yazdım: Tatar hükümetinin önündeki KKTC artık sadece sağlığından eğitimine… Kadar değil, konsomatrisine kadar sorunludur biline!

 

Etiketler


İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı