Köşe Yazarları

Basın özgürlüğü tamam da, ya basının bağımsızlığı?


Sınır Tanımayan Gazeteciler örgütünün Basın Özgürlüğü indeksine göre, KKTC 2018’le mukayese edildiğinde, 3 puan ilerlemiş, 77. sıradan 74. sıraya çıkmış. Bu arada Güney Kıbrıs 28. sırada, Türkiye ise 157. sırada.

Ülkeler basın özgürlüğü sıralamasına göre haritada renklendirilmiş. KKTC turuncu yani “problematik”; Güney Kıbrıs sarı, yani oldukça iyi. Türkiye, kırmızı…

Raporu kendi sitelerinden inceledim.

Sıralamayı belirleyen etkenler şöyle sıralanmış:

Gazetecilere yönelik şiddet eylemleri…. Çoğulculuk… Medya bağımsızlığı… Medya ortamı ve otosansür… Yasal çerçeve… Saydamlık… Haber ve bilgi üretimini destekleyen altyapının kalitesi.

Kuzey Kıbrıs bölümünde genel değerlendirmede, yasal olarak basının özgür olduğu, ancak bunun ulusal güvenlik ve kamu yararı ile kısıtlı olduğu belirtiliyor.

Afrika gazetesi davaları, bazı gazetecilerin terör örgütü sempatizanı olmakla suçlanmaları, kitap, cd davaları var.

Bunlar önemli. Basın özgürlüğü ile ilgili.

Ancak, bana göre KKTC basınının şu anda en önemli sorunu, basının belli güçlerin eline geçiyor olması; yani raporda “basın bağımsızlığı” olarak belirtilen, finansal bağımsızlığın ortadan kalkmasıdır.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün ölçtüğü kriterlerden biri olmasına karşın, basının finansal bağımsızlığı Kuzey Kıbrıs için ölçülmemiş ya da değerlendirmeye alınmamış.

Analist gözlemci arkadaşlar bunu nasıl gözden kaçırmışlar bilmiyorum.

Örgüt, gazetecilerin ve medyanın bağımsızlığını siyasi ve kurumsal etkilerden, çıkar çatışmalarından ve her türlü baskıdan korunması gerektiğini vurguluyor. Tüm siyasi, kurumsal ve dini güç ve nüfuz merkezleri karşısında gazetecilik özgürlüğünü ve bağımsızlığını koruyan uluslararası normları hatırlatıyor ama o konuda Kıbrıs’ın kuzeyindeki durum vurgulanmamış.

Biz genelde olaya basının devletle ilişkisi olarak bakarız. Hala yürürlükte olan, orasından burasından değiştirilmiş olsa da İngiliz dönemi yasası Fasıl 79’dur. Ve onun da özü, basının devletle ilişkisidir. Diğer yandan, devlet dışında, basının tarafsızlığını engelleyici, belli bir gücün eline geçmesini önleyici hiçbir kural yok.

Geçmişte bu yönde hazırlanan bir Basın Yasası hatırlarım. O yasa geçmedi. Çünkü bizzat basın kuruluşları, “Bizim yasaya ihtiyacımız yok” görüşü verdiler.

Bugün bakıyorum, bu tehlikeleri önleyecek bir talep hala yok.

Oysa bu ülkede basın, büyük ölçüde sermayenin eline geçmiştir.

KKTC’de artık, evrensel ölçülerde “bağımsız basından” söz edilemez.

Basın kuruluşunun sahibinin kimin olacağı, kimin olamayacağı, her parayı bastıranın gazete çıkaramayacağı gibi bir kaidemiz yok.

Ama bu kriterler dünyada var, olması da gerekiyor.

Anayasamızda var olan, devlet imkanlarından tüm basının eşit yararlanması ilkesinden hareketle, devletin basının bağımsızlığını koruma görevi var…

Kamunun özgür haber alma hakkını korumak adına, basının bağımsızlığını güvenceye almak, güçlenip, ayakta kalmasını ve dolayısıyla özgür olmasını sağlamak.

Her çıkacak yasayı sansür olarak görmekten vaz geçip, bu konuyu hem gerçek basın mensupları olarak, hem de  devlet olarak acilen tartışmamız gerekir diye düşünüyorum.

Daha beklersek, yarın çok geç olacak. Yandaş basının gücü karşısında özgür basının sesi duyulamayacak.

Bu durum, kimseyi rahatsız etmiyor mu?

YERİN KULAĞI VAR

GERÇEKLER ACIDIR:

Başpiskopos Hrisostomos, KKTC’ye geçip alış-veriş yapan, seyahatleri için Ercan Havaalanını kullanmayı tercih eden Kıbrıslı Rumları, hem “ulusal” hem de “dini” değerlerinin erozyona uğramış kesimler olarak gördüğünü söyleyerek eleştirmiş. Baktılar yasal olarak engelleyemiyorlar, vicdanlarına seslenelim, dini inançlarıyla tehdit edelim demişler… Hep yaptıkları gibi. Sonucu gerçekten merak ediyorum. Benim bildiğim, paranın dini imanı olmaz.

SÜRDÜRÜLEBİLİR ÖNLEMLER DE OLACAK MI?:

Dün Meclis’te ek bütçe yasası tartışılırken, bir muhalefet milletvekili, “bu ekonomik tedbir değil, bütçe meselesidir” falan diyordu. E öyledir. Maliye açığın daha da büyümemesi adına ek bütçe öngörmüş. Günü kurtarmak adına bir tedbir. Köklü bir devrim değil tabii. Diğer yandan, durumun sürdürülemez olduğu açık. Bu tür çıkışları, devlet gelirlerini sürdürülebilir bir şekilde artıracak konularda da yapmaları şart…

 SAYIŞTAY’A “SUÇ DUYURUSU”:

UBP milletvekili Olgun Amcaoğlu dün Meclis’te yaptığı konuşmasında diyor ki;  “Bugün ben hükümet aleyhinde Sayıştay’a suç duyurusunda bulunuyorum!..”.  Yıllarca devlette bürokrat olarak çalışan birisinin, Sayıştay’a “suç duyurusu” yapılamayacağını bilmemesi biraz garip olmadı mı sizce…

İNSAN BİR ARAŞTIRIR SORAR:

Çalışma Bakanlığının marketlerin kapatılmasını istemesiyle birlikte bazıları “paralar güneye kaçacak” telaşına girdi. UBP Başkanı  Ersin Tatar, güneydeki marketlerin 1 Mayıs’ta açık olacağını ve Kıbrıslı Türklerin kuzeydeki marketler kapalı olduğu için güneyden alışveriş yapacağını söyleyerek hükümeti eleştirdi. Yanlışım yoksa yıllardır güneyde 1 Mayıs’ta bütün marketler kapanıyor. Zaten euro’nun durumu ortada iken, kimsenin gidip de güneyden alış veriş yapacak gücü kalmadı…

 NEDENİ BELLİ:

Ticaret Dairesi’nin verilerine göre geçen yılki ithalatta ilk sırayı, 173 milyon 757 bin dolarlık yakıt ithalatı aldı. Artış, yüzde 32,81. Nedeni çok basit aslında, biz artan akaryakıt fiyatı nedeniyle kısarken, güney komşumuz bunun tam tersi, akaryakıt ihtiyacını bizden karşılamaya başladı. Yani kimse bu artışın nedenini bize bağlamaya kalkmasın…

HİÇ Mİ UTANMADINIZ?:

Turizm haftası Girne’de şölenle kutlanmış. Bırakın kutlamayı, antik limanın o rezalet görüntüsünü gören utanır biraz. Şölene gidenler limandaki rezil görüntüler ve lağım kokularıyla karşılandı ama kimsenin de bu durumdan ders çıkardığını sanmıyorum. Güngördü Başkanın dediği gibi, keşke buraya harcayacağınız parayı, antik limanın iyileştirilmesi, temizliği için harcasaydınız çok daha makbule geçerdi…

ZİRVEDEKİLER

Cenk Mutluyakalı: “Hırs yedi bizi hırs! Siyasi değil sadece toplumsal bir hırs. ‘Daha fazla’ olsun istedik hep. Birbirimizi gözledik, daha da hırslandık, doyumsuzlukta yarıştık. O kadar ‘çokluk’ içinde bu özensizlik, düzeysizlik, pespayelik, ilkellik yaşıyorsak eğer…Yalnızlık yaşıyorsak ve hep kaygılıysak…Hırstır sebebi! Doymak bilmezliğimizdir. Ölçüsüzlüğümüz, hesapsızlığımız, ikiyüzlülüğümüzdür”…

DİPTEKİLER

Bertan Zaroğlu: “KKTC Devletine inanmayan, şehitlerin kanı üzerinde kurulmuş olan bu devlete, her türlü hakareti yapan bazı kişilerin, sadece ‘aile bireylerinden birinin’, 1974 öncesi bu coğrafyada doğdukları için, bu ülkenin vatandaşlığını hak ettiğini gördükçe çok uzun yıllar bu ülkede yaşayan,

KKTC devletini vatanı bilen, aile yaşamını da burada düzenleyen, yani istikbalini bu ülkede kuran kişiler ile burada doğup büyüyenlere de, vatandaşlık verilmemesini kabullenebilmek, şahsım açısından asla mümkün değildir”…

 

 



Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı