Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Doğru Yaptı - Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Cumartesi, Nisan 13, 2024
Köşe Yazarları

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Doğru Yaptı

Bekir Azgın

Aşağıdaki makale Alper Ali Rıza tarafından İngilizce olarak kaleme alındı. Alper Ali Rıza ömrünün büyük bir kısmını İngiltere’de geçirmiş bir Kıbrıslıdır. Orada avukatlık (QC) ve yarı zamanlı yargıçlık yapmıştır. Yanlış anımsamıyorsam bir sohbetimizde bana mülteci hakları konusunda uzmanlaştığını söylemişti. Buyurun, mülteci haklarıyla ilgili düşündürücü bir yazı:

XXXXX


“Avrupa Mahkemesi” olarak da bilinen “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi”, geçen hafta bir mültecinin Birleşik Krallık’tan Ruanda’ya gönderilmesini durdurdu ve İngiliz hükümet üyelerini sinirden felç etti.

Hukukun üstünlüğü var, bir de insan hakları hukukunun üstünlüğü vardır. İkisi belirgin bir şekilde farklıdır: Hukukun üstünlüğü demek, belli bir yasayla yasaklanmadığı sürece bir insanın istediği her şeyi yapma hakkına sahip olması demektir. Müdahale edebileceğini belirten bir yasa olmadıkça hükümet bu gibi durumlarda hiçbir şey yapamaz.

Demokratik toplumlarda çoğunluk yönetir. Ancak çoğunluğun ve onların iktidara getirdiği hükümetin saygı duyması ve koruması gereken birtakım temel haklar ve özgürlükler vardır. Bu hak ve özgürlükler de İnsan Hakları Hukuku’nun üstünlüğünü oluşturur.

Buna ek olarak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve uluslararası Mülteci Sözleşmesi, kişinin yaşam hakkı bulunduğunu ve insana işkence yapmama veya onu insanlık dışı muameleye tabi tutmama hakkı bulunduğunu vurgulamakta ve bu haklar her iki sözleşmede de yer almaktadır.

Bu sayede mülteciler Avrupa Mahkemesi tarafından korunmaktadırlar. Yerel mahkemeler bu konuda yetersiz kalırsa Avrupa Mahkemesi bir çözüm sağlama gücüne sahiptir.

İyi de yargıçları dünyanın en iyileri olmakla övünen Birleşik Krallık mahkemeleri, nasıl oldu da bu kadar yanlış bir karar aldı ki Avrupa Mahkemesi kararlarını geçersiz saymak zorunda kaldı? Bilmiyorum ama ozanın da söylemiş olabileceği gibi 2022 yılında Britanya devletinde çürümüş bir şeyler vardır. Nitekim hükümetin etik danışmanı geçen hafta istifa etmiştir.

Avrupa Mahkemesi kararının raporu kısadır. Özetle, Mahkeme, 13 Haziran 2022 günü, 17 Mayıs 2022’de Birleşik Krallık hükümetinden sığınma talebinde bulunan ve 14 Haziran 2022 akşamı Ruanda’ya gönderilecek olan bir Irak vatandaşıyla ilgili olarak acil bir geçici tedbir alınmasını talep eden bir başvuru aldığını belirtiyor.

Mahkeme, bu tür maruzatı sadece, başvuru sahiplerinin aksi takdirde geri dönüşü kesinlikle olmayan bir zarar riskiyle karşılaşabilecekleri istisnai durumlarda kabul eder.

Mahkeme, Birleşik Krallık’tan Ruanda’ya nakledilen sığınmacıların, mülteci statüsünün belirlenmesi için adil ve verimli prosedürlere erişiminin olmayacağına dair Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin (UNHCR), endişelerini dikkate almıştır. Mahkeme, ayrıca, yargıcın Ruanda’nın güvenli bir üçüncü ülke olarak bulma kararının rasyonel olup olmadığının tartışmalı olduğu yönünde bulgu yapmıştır.

Ruanda, Mülteciler Sözleşmesi’nin kurallarının geçerli olduğu bir ülke değildir.  Yerel mahkemeler önünde esasa ilişkin itirazın başarılı olması durumunda başvuru sahibinin Birleşik Krallık’a geri dönmesi için uygulanabilir herhangi bir yasal mekanizma bulunmamaktadır. Yerel mahkemeler, ilk olarak, bu konuları değerlendirmeleri için, başvuru sahibinin sınır dışı edilmesini önlemek amacıyla Mahkeme bu geçici tedbir yönünde karar vermiştir.

Bütün bunları neden İngiliz yargıçlar söylemedi de davanın görüldüğü yerel mahkemelerde lâf ebeliği yapıldı?

Dava, İngiltere Yüksek Mahkemesi’nde yargıç Swift’in önüne geldiğinde, yargıç başvuru sahiplerinin davasının belirgin bir şekilde güçlü olmadığına karar vermiştir. Yargıç, bir davayı tam olarak ele almadan önce mahkemede statükoyu korumanın normal bir yol olduğu ilkesini görmezden gelmiştir. Ayrıca,  Birleşik Krallık ile Ruanda arasında imzalanan İyi Niyet Anlaşması’nda Ruanda hükümetinin verdiği güvencelere aşırı ağırlık vermiştir.

Basit bir örnekle konuyu açıklayayım. Diyelim ki, 300 yıllık bir ağacın kesilmesi veya kesilmemesi konusunda bir ihtilâf baş gösterdi. Davanın bir duruşması olacak ama taraflardan biri ağacın derhal kesilmesini, diğeri ise mahkemenin kesilip kesilmeyeceğine karar verene kadar ağacın korunmasını istiyor.

Mülteci davalarında da durum farklı değil. Mülteci, Ruanda’ya gönderildiği takdirde geri dönüşü olmayan bir zarar göreceğini ileri sürüyor. İçişleri bakanı, İyi Niyet Sözleşmesi’nde mevcut güvenceler nedeniyle zarar görmeyeceğini söylüyor ve mahkeme Ruanda’nın güvenli bir üçüncü ülke olup olmadığına karar vermeden önce onu Ruanda’ya göndermek istiyor.

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği, olaya müdahale ederek Ruanda’nın mültecileri kabul etmek için güvenli bir ülke olmadığına dair deliller sundu. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği sıradan bir sivil toplum örgütü değildir. Bu konudaki bilgi ve tecrübesi eşsizdir, üstelik hükümetlerle olan ilişkilerinde son derece dikkatli davranmaktadır. Olaylara kolay kolay müdahale etmez, müdahale ettiğinde de ortaya koyduğu delil ve sunumlar ölçülüdür ve kanıta dayalıdır.

Yargıç Swift, sınır dışı etmeyi durdurmayı reddetmekte haklı olup olmadığı konusunun temyiz edilmesine izin verdi ve dava İstinaf Mahkemesi’ne gitti. Ancak, kararı açık ve net bir şekilde irrasyonel bularak iade etmek yerine, onu onayladılar. Yargıcı da ilgili tüm koşulları dikkate alarak karar verdiği için övdüler. Kararın ağırlığının İstinaf Mahkemesi’nden çok yargıçla ilgili olduğunu öne sürdüler. Halbuki bu tutum pek doğru değil çünkü İstinaf Mahkemesi, bir karar yanlışsa bir alt mahkemeden temyize gitmesine izin verebilir.

Birleşik Krallık yargıçlarının gözden kaçırdığı nokta şuydu: Britanya içişleri bakanına göre, küçük teknelerle ülkeye gelen mülteci dava sahiplerini sınır dışı etmek gerekliliği var çünkü bu, Birleşik Krallık’a getirmeleri için insan tacirlerine binlerce avro ödemekten onları caydırmak için şarttır.

Ne var ki bunun niye caydırıcı olduğunu kimse sorgulamadı. Kendisi bunu kabul etmeyebilir ama bakanın argümanı, Suriye, Afganistan veya Irak’taki mezalimden kaçan mültecilerin Ruanda’ya gönderilmesi, bu insanların tavada kaynayan yağdan atlayıp ateşin içine düşmelerine eşdeğerdir. Bu mazhariyet için kimse, insan tacirlerine para ödemeyecektir. Başka bir deyişle, Ruanda ile ilgili politika, doğası gereği çelişkilidir. Tam tamına Ruanda’nın güvenli olmadığı gerçeğine dayanmaktadır. Aksi takdirde caydırıcı olamazdı.

Dava daha sonra Yargıtay’a gitti ancak onlar da İstinaf Mahkemesi’nin gerekçeleri doğrultusunda İstinaf Mahkemesi’nin kararını onayladılar. Onlar da bu konuda karar vermenin, ağırlıklı olarak yargıca ait olduğunu vurguladılar.

Ancak Avrupa Mahkemesi’nin öncelikleri farklıydı ve Birleşik Krallık yargıçlarında bulunan birbirleriyle dayanışma ruhu Avrupa Mahkemesi yargıçlarında bulunmadığından özgürce karar verebilme olanağına sahiptiler.

Yargıç Swift tanıkları görmüş ve dinlemiş olsaydı durum farklı olurdu ama onları dikkate almadı. Alt mahkemenin kararının İstinaf Mahkemesi yargıçları tarafından bozulmaması için Yargıç Swift’in kararının herhangi kutsal bir yanı da yoktu.

 

 

Tepki göster
Bayıldım
0
Bayıldım
Huzurlu
0
Huzurlu
Hahaha
0
Hahaha
Üzüldüm
0
Üzüldüm
Hayran Kaldım
0
Hayran Kaldım
Facia
0
Facia
Web tasarım ve geliştirme : Baba Bilgisayar