Eğer devlet iddiasındaysanız.. Neyse seksen milyonluk parlamenter sistemle yönetilen ötesi bir devletin yönetimi, demokratik teamüller eşleşmesinde 500 bin kişilik bir toplum da olsanız siz de...
Bilir misiniz? “Sömürgeci” olsa da İngiliz’in kendine özgü “kültürel geleneğinden” olmalı, kolonilerinde de bir “kültürel yönetim politikası” vardı. Benzer tutumu Osmanlı’nın fethettiği ülkelerdeki yönetim anlayışında...
Döviz vurgunlu pahalılığa yenik düşmenin yarattığı krizle sarsılırken bir kez anlıyoruz ki insan hayatı tekdüze değildir.. Ne asude akan bir ırmaktır ne güneşte yıkanan mavi...
Sadece Türkiye’deki ilgili ve yetkili kişilerle ekonomik kuruluşlar değil, AB’deki ekonomistler de önümüzdeki yıl Türkiye’de dövizin TL karşısında değerini koruyacağını doların 14 TL ve üzerinde...
Bir gün bu günlerin tarihini yada sosyoekonomik durum vaziyetlerini yazarken yoksa şöyle mi diyeceğiz: “Felaket tellallığı yapıyorduk!” Yoksa şöyle mi yazacağız? “Toplum tam bir çöküş...
Çünkü “kurulu düzenlerimiz” bozuluyor. Alışkanlıklarımız ters yüz oluyor! Kısaca olağanüstü dönemlerden geçiyoruz.. Sosyoekonomik rutinimiz “zamlar, pahalar, yokluklar” bombardımanı altında kaldıkça, canımız sıkılıyor!”...
1974’ler öncesinde henüz tılsım bozulmadıydı. Bir adımlık ötedeki Türkiye’ye “anavatan” derken anlamının kapsamında deniz deryalar misali “tarihi” olayların çağrışımları canlanırdı.. İngiliz sömürge idaresi ile...
Kendi içimizdeki sorunlardan başımızı kaldıramadığımız bir dönem yaşıyoruz. Her ne kadar müflis iş insanı gibi mevcut sorunlara tevekkel ya Allah diyorsak da sonuçta altında kalan...
Geçen hafta üçüz doğuracak hamile kadınlar gibi sancılandıktı! Ikınıp sıkınırken attığımız çığlıklar ayyuka çıktıydı! Arkası yarın dizileri izler gibi her gün fiyatları değişen bilumum emtia...
Bi kez daha “eskiyi” yaşamak ister miydim bilmiyorum.. Onlar çileli yıllardı. Şöyle ki yine pandemi benzeri salgınlar vardı insanları öldüren.. Verem, tifo gibilerinden.. Sıtma vardı...