Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HENÜZ İSTEDİĞİMİZ YERDE DEĞİLİZ

Bilir misiniz? “Sömürgeci” olsa da İngiliz’in  kendine özgü “kültürel geleneğinden” olmalı,  kolonilerinde de  bir “kültürel yönetim politikası” vardı.

Benzer tutumu Osmanlı’nın fethettiği ülkelerdeki yönetim anlayışında da görürüz. Şöyle ki “zapt ettiği  ülkelerdeki insanların diline dinine, gelenek ve göreneklerine müdahale etmezdi.”                                       İngiliz sömürge idaresi de sömürgelerinde  ulusal yerellikteki  “karakteristikleri” okullarda eğitimle öğretim haline getirir, müfredat programının  dersleri yapardı..

Mesela “din dersleri..” Yada “adabı muaşeret.” (Bugünkü Türkçesiyle insanın iyi davranış  ve tavırları..  Şimdi Yurttaşlık Bilgisi kitaplarında olmalı.)

BİZ bu öğretilerle  İngiliz sömürge döneminde  ilkokul sıralarında tanıştık.. Kendi harsımızı       koruma konusunda da alabildiğine özgürdük.                                                  Mesela bizim için ekmek “tanrısal bir nimetti.  Bu nedenle yolda sokakta bir ekmek parçası gördük mü ayaklar altında basılıp ezilmemesi için alır, hafiften öper gibi yapıp alnımıza değdirdikten sonra bir duvar dibine koyardık.

Mesela “haram” kelimesinin anlamını bilirdik.. Kimsenin hakkını yememek, yalan söylememek.. Müzevirlik yapmamak…

“Kabahatleri” bilirdik: Hırsızlık, küçükleri dövmek, yerleri kirletmek gibi..  Yemek yemeden önce niçin ellerimizi yıkamamız gerektiğini o yıllarda öğrenirdik..               Kısaca  şimdilerde öğrencilere “Hayat Bilgisi” denen dersle verilenleri görür uygulardık.. İngiliz sömürge idaresi geleneklerimizin  dezenformasyonuna gitmez aksine bu gelenekleri öğretim müfredatlarına sıkıştırırdı.. .                                                              Çoğu zaman dini vecibelere de dayanan o “öğretiler” değiştirilmeden kendi koşullarında  uygulanırlardı. İster Allah korkusu nedeniyle olsunlar   ister “ahlâki değerler” yargılarında olsunlar…                                                 ***

BUNLARI NEDEN HATIRLADIM: Çünkü gitgide değişen “eğitim öğrenim” programlarıyla önce “dini  vecibeleri” unutturduk, sonra “yurttaşlık görevlerimize dayanan insanlık ödevlerimiziıskaladık!”

ŞÖYLE ki eğer bu gün döviz vurgunundan kaynaklanan dehşetli bir pahalılık canlarımızı yakıyorsa bunun bir nedeni de “toplumu oluşturan insanların yarattıkları eylem ve olaylar nedeniyle,  birbirlerinin canlarını yakacak tutumlarıdır! Ki tümü de “dinden imandan yoksun, insanlık ve yurttaşlık görevlerinden azadededir!”

MESELA söz konusu “pahalılık” sadece döviz vurgunundan ibaret değildir.               Tutun ki tüccarından esnafına, manavından kasabına, üreticisinden pazarlayıcısına ve stokçuluktan   fırsatçılığa kadar gerçekleştirdikleri usulsüzlüklerle  yolsuzlukların da sonucudur!

Daha kurlar açıklanmadan raflardaki etiketlerin değişmesi her halde rastlantı olamaz!

Yani gerek Türkiye’de gerekse KKTC’deki pahalılık sadece  “dolar karşısında değer yitiren TL’den kaynaklı” değildir.. “Yitirilen değeri” fırsata çeviren “fırsatçıların” da marifetidir..                                                                                          ***                                   BUNLARA karşın ne diyor “satıcı takımı?” Eğer değişen kurlar oranında zamlı satışlar yapmazsak yarın dövizle yapacağımız ithalatın pahası faturamıza yansıyacağından büyük zarara uğrarız..

Ama dövizin ani yükselişi nedeniyle  stoktan yapılan satışlardan kazanılan astronomik ve haksız “kârların”  hiç sözü edilmez, tutun ki onlar Allah’ın lütfudur! Geçiyorum…

***                                               PEKİ yıllardır daha ilkokul birinci sınıftan başlayan eğitimle “çevremizi temiz tutalım” telkin ve nasihatları yapılır hatta ders haline sokulurlarken,  neden çevremizi sürekli kirletiyoruz?

OKULLARDA trafik derslerinin verilmeye başlanmasının üzerinden yıllar geçti. Peki neden her gün daha bir artan trafik kazalarında ölüp öldürüyoruz? Hiç mi aklımızda   trafikle ilgili öğretilerden az biraz kırıntı kalmadı? Kaldı ki yetişkinlikte sürüş ehliyetleri alabilmek için “okullarında” tatbiki eğitim de görüldü. Ki en azından süratin ecelle yarıştan başka bir şey olmadığını bilelim…                                                                                                 ***

ÖTE YANDAN: Artık yetişmekte olan gençler Avrupa’daki üniversitelerde de öğrenim olanağı  buluyorlar” dediğimize nazire mesela geçmiş yıllarda isimleri bayatlamış olan insanlar da  aday olurlarlarken;  şimdilerdeki adayların “adları” önünde tahsillerinin “nitelikleriyle” anılan gençler de  listelerde yer alıyorlar..

BUNA karşın  bu üstün nitelikleriyle iktidar olan siyasi partilerle muhalefet görevi yapanlar  her yıl birbirlerini itip kakmalarından  kaynaklanan istifalarla erken seçime gitmekten başka çarelerinin kalmadığı bunalımlar yaşarlarken,   seçmene de yaşatıyorlar ama!

***

ŞİMDİ ŞÖYLE Mİ DİYELİM? “Eğer bir ülkede “ulusal değer yargıları” toplumsal bunalımlara evrilecek mecralara kadar dayanmış ve kişisel çıkarlar toplumsal çıkarları yenerek “açıkgözlükle fırsatçılık” gibilerinden olumsuzluklar eylemleriyle insanları sömüren düzen kurulumları  olmuşlarsa çekiverin kuyruğunu gitsin!

GALİBA yarım asırdır “onca okumuşlukla bilmişlik” lafazanlıklarında üstelik her yıl seçim yapacak kadar da seçici olmamıza karşın hâlâ ve sık sık gelişme ve büyüme umutlarımızı  ilkel toplumlar gibi “sömürenle sömürülen ekonomik yapılaşmalarla”   harcıyorsak, daha çok çekeceğimiz var demektir..