Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe YazarlarıSürmanşet

“PAPA” EKSİKTİ!..

Kendi içimizdeki sorunlardan başımızı kaldıramadığımız bir dönem yaşıyoruz.
Her ne kadar müflis iş insanı gibi mevcut sorunlara tevekkel ya Allah diyorsak da sonuçta altında kalan bizim boyunlarımız olmakta…
Lafın kısası çığlık çığlığa yankılanan şikâyetlerden anlıyoruz ki ne mali ne de ekonomik yönden durum vaziyetlerimiz iyi değil!
Kısaca aynen seksen milyonluk Türkiye gibi biz de döviz vurgununa yenik düştük!
Tabi başımıza gelen ilk kaza değil.. Periyodik aralıklarla ve yıllar itibarıyla “Türkiye ne zaman hapşıracak olsa biz nezle oluruz” diyecektim ama bu kez zatüriye olduk! Çünkü “anamız” gerçekten hasta! Erdoğan’ın aşıları tutmadı!
***
VE BİZ BÖYLE BİR BIUNALIM yaşarken Vatikan’da oturan Papa Francis’e anısızın yedi kat gökler ötesindeki Melekler Hz. İsa’nın bir mektubunu getirdiler..
Mektupta “sana ol dedim Papa oldun. Şimdi görevin Doğu Akdeniz’de Ortodoks Rumlarla Müslüman Türklerin iki ayrı bölgede yan yana yaşadıkları Kıbrıs adasına gitmendir.. Gidecek ve çoktandır gerginlik yaşanmayan bölgede Hz. İsa inancıyla yanıp kavrulan Başpiskopos Hrisostomos ve Anastasiadis’li Rum toplumunu takdis edeceksin.. Onları zındık Türklerin ezgilerinden kurtaracaksın…” VE ALLAH’ın kelamı ve emirleriyle Papa Francis geçen hafta Rum tarafını ziyaret ederek farizasını yerine getirdi..
Nitekim Anastasiadis Papa’nın elini öpüp takdis edilirken yalvardı: “Baba bizi, adamızı Türklerden kurtar…”
***
KIBRIS SİYASİ sorununa burnunu sokmayan bir “Papa” kaldıydı. Geçen hafta bizzat Güney’e kadar geldi desteğini beyan etti!
HİÇ şaşmadık! Kudüs’ü Müslümanlardan kurtarmak amacında tarihe mal olmuş “Haçlı Seferlerini.. Adadaki Osmanlı döneminde Papazların ön ayak oldukları Enosis hedefli isyanlarını… Uzantılarından olan Makarios’un Enosisi gerçekleştirmek için adayı nasıl yangın yerine çevirdiğini ve uğraşa didine sonunda Kuzey Türk Devletini yaratmaktan öte başarı sağlayamadıklarını unutmadık…
Bugünden sonra da “bayram değil seyran değil, eniştem beni neden öptü” kabilinden adaya resmi ziyaret yapan Papayı unutmayacağız…
ÇÜNKÜ bir siyasi soruna papazlar karıştı mı biline ki dünya karmakarış olur! ***
BU DÜŞÜNCEDEN hareketle yazıyorum. Her kadar “iki egemen Devlete dayalı çözümden yanaysam” da federasyonların iki ayrı (yahut daha çoklu devletlerin katılmasıyla oluşabileceğine) de inanıyorum.. Kaldı ki Orta Asya’dan Avrupa’ya varıncaya kadar ülkeler arası “ittifaklar oluşumu” söz konusu olmakta..
Gitgide “bloklaşmalar” gerçekleşmekte..
Bizzat AB bir “Hristiyan kulübü” olarak gelişmekte.. Ve Papa bu yeni siyaset dalgaları arasında Kıbrıs’ı ziyaret ederek Anastasiadis’i takdis ederken Hrisostomos’u yüceltmekte!
***
BÜTÜN bu Hıristiyan “birlikteliğindeki” (dini değil) siyasi gelişmelerden sonra Kıbrıs sorununa yönelik çözümden söz etmek mümkün mü?
Dolayısıyla “çözümü de ikinci kez biz hazırlayıp biz sağlayacağız.” Birincisi Barış Harekâtı sonucu Kuzey’e göç ederek kurduğumuz Devletti. İkincisi bu Devleti tanıtmak olmalıdır. Her ne kadar böylesi bir tanıtım seferberliği için “Papa gibi dünya siyaset sahnesinde söz sahibi olacak etkin “liderlerimiz” yada çalışacak “lobilerimiz” yoksa da Kıbrıs Türk toplumu olarak “inancımız, inancımıza bağlı özgürlük ve egemenlik aşkımız vardır.. ***
KISACA TAKILDIĞIM: (EĞRİ OTURUP DOĞRU KONUŞALIM.)
Şimdi de tutturduk “Rum sürücülere akaryakıt satışını yasaklayacağız!” Bahanesi de kendinden menkul: “Bize bile yetmiyor da onun için” diyorlar..
Buna karşılık yıllardır Türk yurttaşlar Güney’den her türlü yiyecek içeceği, araba parçalarından ötesi bilumum yedek parçaları satın alabilmektedirler..
Artı o taraftan bu tarafa yasaksız geçirebileceğimiz maddeleri saptayan da Rum yönetimi değil, yine biziz… TABİ ki bu adada bir siyasi mücadele verdiğimiz, yukarıdaki yazımda da anlattığımca bir varoluş savaşımı içinde bulunduğumuz gerçektir..
Fakat iki halkın bölgeleri arasına hendekler kazıp sularla dolduramaz, betondan duvarlar çekemeyiz!
Eğer iki halkın birbirine düşmanlıktan arındırılmışlığını, bu adada birbirlerine tahammül edebilmelerini sağlayacaksak önce halklar arası ilişkileri yumuşatmak zorundayız…
“Alışveriş” tutun ki “insancıl ilişkilerin” bir parçasıdır.. (Ki Rumlar 1963’lerden sonra iğneden ipliğe her türlü maddenin Güney’den Kuzey’e satılmasını yasakladılardı. Bebelerimize yedireceğimiz mamalara kadar!) Hâlâ lanetle anlatıyoruz…
Buna karşın tutun ki “affet fakat unutma” düsturunda öylesi insanlık dışı olaylar utançlarının karaları olarak yine onlara aittir! Bizim de “benzer” olmamıza gerek yoktur