Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

LAFLAMA!..

Bir gün bu günlerin tarihini yada sosyoekonomik durum vaziyetlerini yazarken yoksa şöyle mi diyeceğiz: “Felaket tellallığı yapıyorduk!”

Yoksa şöyle mi yazacağız? “Toplum tam bir çöküş içindeydi!”

Ve duum vaziyetlerimizi yoksa şöyle mi izah edecektik? “Döviz karşısında vurgun yiyen TL’den kaynaklı müthiş pahalılık karşısında ayni TL’nin yitip giden alım gücü nedeniyle iki elimiz böğrümüzde çaresiz kaldıktı!”

…Tutun ki pandemiyi bile unutturup papucunu dama atacak bir dönem yaşıyoruz.

Tutun ki bundan bir ay öncesini değil.. Bir günün içinde gelip geçen saat dilimlerinin bir öncesi saatini bile arar olduk!

EVET parayla oyun oynanamayacağını biliyorduk.. Fakat paraya şerh koyup onu emrimize amade kılamayacağımızı bilmiyorduk!

Erdoğan’ın sayesinde öğrendik! Bir şeyi daha öğrendik: Türkiye’nin gerçekten çok düşmanı vardır!

Mesela daha geçen gün  dünya politikalarını “Amerika karşıtlığına odaklayan, son dönemlerde Ukrayna ile başı alabildiğine dertte olan Rusya’nın Putin’i nerden icap ettiyse  açıklamalarının    arasına, “her halde Kıbrıs’ı es geçersem Yunanistan’a ayıp olacak” düşüncesinde şöyle diyordu:

“Kıbrıs’ta federasyondan yanayız.”

Adadaki çözüm formülünü   de bu deyişinin üzerine oturtarak “Adada federasyon dünyada  tek devlet temsiliyeti!”

Fikri buymuş!

Tabi Kıbrıs siyasi sorununu da aşarken hedef tahtası gibi asıl kurşunlanan Türkiye olmakta.

Nitekim geçtiğimiz gün İsrail, Yunanistan ve Anastasiadis Kudüs’te toplanıp Türkiye’ye ver yansın ederlerken, Rum’dan yana Kıbrıs sorununu  da takdis etmeyi unutmadılar!                                        ***

İYİ DEĞİLİZ: Yukarıda elimizde olmayan nedenler nedeniyle pahalılık anaforunda boğulmakta olduğumuzu yazarken Kıbrıs siyasi sorununa atladımdı ama doğrusu bu zor günler de siyasi “sorundan” dolayı kaynaklanmıyor mu?

PEKİ NE OLACAK? (Böyle bir soruya cevap vermek gereği duyuldukta tesellisi bedava olduğu için hemen ve şip şak “bu günler de geçecek” demez miyiz? Tabi ki bu günler de geçecek?)

Fakat biz “ne olacak sorusuna” bu cevabı değil.. “Seçim olacak” cevabını veriyoruz!

Kİ siyasi partilerin aday adayları yavaştan   belirmeye başladı.. Tabi ki pek az tanıdığım var.  Geriden gelen genç adaylar  öne geçmek için yarışacaklar. Kazanan Mecliste yerini alacak.. Alacak da şimdi atacağım taşla sorasım geliyor:

“İleride bizlere böylesi günler yaşatmak için mi? Nitekim:

KURUMLARIN borçlarına  yönelik rakamları  sayıp ortalara serecek halde değilim. En tazesi daha dün medyanın manşetlerinde   salındıydı. “Kıb-Tek’in borcu dendiydi 800 milyon TL alacağı da 1 milyar 351 milyon TL.”

…BİLİR MİSİNİZ: Hâlâ hatırımdadır. Çocukluğumda genellikle kahvehanelerle bakkal dükkânlarının duvarlarına  o dönemlerin posterleri sayılan gazete kâğıdına basılı, renkleri ciyak, fakat çerçeveli temsili resimler asılırdı.

Bunlardan bir tanesi “Nasrettin Hocanın eşeğe ters binmiş haliydi..”                                  Ki zaman zaman KKTC yönetimini tefe koyup çalmak ihtiyacı hissettiğimde “eğri gemi doğru sefer” dediğime nazire!

BİZDEKİ hemen her yıl olagelen ve artık bıktırıp usandıran “erken seçimleri” de  Hocanın eşeğe ters binmesine benzetir ve eklerim: “Seçilip Meclise duhul eyleseniz ne  olacak ki?”

Tutun ki Hoca Nasrettin gibi geriye bakarak ileri gitmeye çalışacaksınız! Aslında giden de siz olmayacaksınız..  Ankara nere ve nasıl çekip yönlendirir yada yolunuzu çizerse, ora!

Sonuçta Kurumlarımız, tabi  başta Belediyeler olmak üzere çoktannn ayvayı yediler!

***

VE SAHİ! Erken Genel seçimlerin ardından Yerel Yönetim” seçimleri var.   Gene tanımadığım, yıl on iki ay yüzünü görmediğim mahalle muhtarını seçeceğim..

Gene Belediye Başkan adaylarından birine oy vermek zorunda kalacağım. Ki burunlarına kadar borcun içine battılar.. Hizmet dedikleriniz de devede kulak bile değil, kentlerin durumu ortada.. Dökülüyorlar!

Ne yeterli yol var ki trafik sorunu az biraz çözülebilsin ne de asli görevlerinin ifası!

Oysa seçim arifelerinde meydanlarda nutuk atıp seçmenden oy isterlerken, “size hamam da yapacağım” demedikleri kalır!

Bugünlerde Ediz’in tik takları gibi mırıldanıyorum: “Bindik bir alamete gidiyoruk kıyamete…”

Ve Ermeni karısı gibi mırıldanıyorum: “Durun bakalım ne olacak?”

Sn. Başbakan Sucuoğlu da “artık ekonominin ayağa kalkıp yürümesi gerekiyor” diyor!

Boş geçin Sn. Başbakan, siz yürüyün yeter. Zaten şunun şurasında ne kaldı. Seçimlerden sonra ol aleme devam! Şimdilerde vaziyetler idare edilir!

HA ille de vatana millete hizmet diyorsanız zamları durduramaz, ekonomiyi (zaten hiçbir devrede oturmadı) rayına oturtamaz, batmış devleti yeniden yüzdüremezsiniz ama  çok acildir, kamuda çalışanların, sigortalıların falan  da hayırdualarını alırsınız, Ankara’dan azıcık para! Dolar olursa makbulünüz olsun…