Beş on yıl sonra 20 Temmuz 1974 Barış Harekâtını belki o dönemlerin “olaylarıyla” hatırlayanlar olacaktır.. Fakat o günleri “bizzat savaşarak yaşayanlardan kaç kişi kalacaktır ki...
Dün, biraz da hayal kırıklığından olmalı, bir kez daha Rumların adada niçin “asırlarla” ifade edilen çok uzun soluklu bir mücadelenin toplumu olduklarını örnekleriyle anlattık bilmem...
Uluslar tarihlerini “geçmişten geleceğe” yürürlerken yaşar ve yazarlar. Tabi bu süreç ne o kadar kolay ne basittir. Bazıları kana boğulur, bazıları ateşlerde yanar.. Ve doğan...
Geçen hafta Erdoğan’la Çipras’ın görüşmesine de vesile olan NATO toplantısında “somut” denecek bir gelişme olmadı. Ne Kıbrıs siyasi sorunu ne TC ile Yunanistan arasında süregelen...
Dilimize pelesenk hep “siyasi sorun” diyoruz. Oysa “siyasi sorundan” önce tartışmamız gereken, “Kuzey’deki varoluşumuzdur..” Varoluşumuzun devamlılığı, devamlılığı için tanınmışlığı çakacak siyasi statümüzdür.. Nitekim bu nedenle...
Kıbrıs sorununu, “okutulup öğretilmediği” için bilmeyen bir yeni kuşak yetişti.. Türk-Rum tarihi ilişkilerini yaşamadıkları için bilmeyen, siyasi soruna “barışçı çözüm” prespektifinden bakan bir kuşaktır bu.....
Doğamızda var: Hep olmasını hayal ettiklerimizi işitip görmek isteriz.. Erdoğan’ı da “Eşref’i mahlûkatın” bu huyu ile gözledik ki daha resmi ziyaretini yapmadan zaten biz yazacaklarımızı...
Sancılı günler geçiriyoruz: Önce “rejim değişikliğine yönelik erkene alınan Türkiye’deki seçimleri izledikti.Seçim sonrasında “Başkanlık rejimine” geçişi gözlerken bir yandan da bundan sonra tüm hükümet yetkilerini...
Nihayet beklenen gün geldi, hadi rast gele: BM’ler Genel sekreterinin “taraflarla” istişarede bulunup nabız yoklamak için görevlendirdiği Amerikalı Bayan Lute, bu kez, adı “Guterres Planı”...