Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Gençlerimiz yanlış yönlendiriliyorlar

Kıbrıs sorununu, “okutulup öğretilmediği” için bilmeyen bir yeni kuşak yetişti..

Türk-Rum  tarihi ilişkilerini yaşamadıkları için bilmeyen, siyasi soruna “barışçı çözüm” prespektifinden bakan bir  kuşaktır bu..

Ve artık siyasetin tüm kademelerinde iktidar veya muhalefet oluşlarıyla vardırlar..

Genellikle suflörleri  de kaşarlanmış “eskilerdir!”

KIZGINLIK en büyük tepkileridir! İnançsızlık ve yılgınlık gibi! Beyinlerine şırınga edildiğince Tüm sorunların “çözümsüzlükten” kaynaklandığı saplantısındadırlar..

Oysa Başta Trump’lı Amerika olmak üzere Avrupa ülkeleri bile  artık kendilerini “radikal ulusalcılık kozasına” kapatmaya çalışıyorlar. KKTC’de bizim yetiştirdiğimiz gençlerimiz, “ulus ve ulusalcı” değerleri, harcıalem siyasetlerde harcıyorlar!  Doğrusu bu süreci  (bir yurttaş olarak) kuşku ile izliyorum..

ÇÜNKÜ Rum tarafı liderliği, kilisesi ve gençliği ile bizim tam zıddımız bir “milliyetçilik” tutkusundadır ve onlar için Kıbrıs adası,   tümden çoğunluk egemenliklerine geçirecekleri “megali idea” hedefli bir mefkûredir..

**********

DEVAM EDERSEK YERLE YEKSAN OLURUZ!

YUKARIDA (kabul görmese de) paylaşmak zorunda kaldığım görüşlerimle anlatmak istediğim  şudur.

Kıbrıs sorununun kaderini bu gençlerimiz tayin edecektir. Fakat çözüm ve barış anlayışlarıyla, biz eski kuşakların    anlayışlarının örtüştüğünü  söylemenin mümkün olmadığı bir yeni kuşaktır bu!

BUNA karşın  diyoruz ki henüz  hüsrana düşecek, kuşkulara kapılacak  kadar da sona gelmedik.. Henüz “değerlerimizi” tüketmiş değiliz..

Yeter ki gençliğimize “hemen çözüm..” “Barışçı çözüm..” “Birleşik Kıbrıs’ta federal sistem..” Gibi sloganların hayallerini enjekte etmek yerine; geçmişten geleceklere uzanırken; bugün neden  adada Rumlarla mücadele ettiğimizin “doğrusunu” anlatıp anlaşılmasını sağlayabilelim…

OYSA biz tam ters tutumlarda gençliğimize çözümsüzlükten dolayı geleceklerinin karanlık olduğundan tutun da  işsizlik nedeniyle adadan göç etmek zorunda kalacaklarına varıncaya kadar umacı korkuları salıyor ve diyoruz ki “tek çare Türk-Rum kardeşliği ve barışından geçecek çözümdür!..”  Yani gençlerimizi aldatıyoruz!

BİLİR misiniz?  Öncesi kuşaklar ağabeylerimiz ablalarımız çok daha zor koşullarda yetiştilerdi!  Onlar için   Liseden mezun olmak bile hayaldi!

Fakat “onlar” devlet oluşa  kadar gelinen o tarihi sürecin ağabeyleriydiler ki bize KKTC’i,  devleti hediye ettiler..

Bugün gençlerimiz yüzlercesiyle  üniversitelerden mezun oluyorlarsa, dünün gençleri sayesindedir. Tek farkla ama:

DÜNÜN gençleri Türk halkının özgürlük ve egemenliğine inandılardı. Bunun için savaştılardı..

Bugünün gençleri ise “Tüm adanın egemeni olmak için mücadele eden Rum’a güvenmek ve inanmak için  kullanılıyor!” Hem de Türkiye’ye karşı geliştirdikleri karşıt propagandalarıyla!

Kimler  tarafından mı? Her devrede  var olan “ihanet şebekeleri tarafından!”

SON söze gelince: Bu adada bir kez aldatılır “barışçı çözüm” yutturmacasında   Rum’a yenik düşürülürsek, biline ki işte o zaman yerle yeksan  olacağız!                                                                                                 **********

KISACA TAKILDIĞIM: (YİĞİN EFENDİLER…)

Yolsuzluk yapmayı da öğrenmişiz ki dünyadaki 180 ülke arasında 81. Sıradaymışız!

(Vay canına! Bir de ne kadar beceriksiz olduğumuzdan yakınıyorduk!  Beyinleri “yolsuzluk” yapacak kadar çalışan bir toplummuşuz meğer!)

Öyle olmasına da çok şaşmadık!. Gençliğini bile “barışçı çözüm” kandırmacalarında Rum’un “megali ideasına” hizmet etmesi için beynini yıkayan “ihanet ve delalet içindeki insanların,” elbette namus erbabı olmasını bekleyemezsiniz!

Kİ ne diyordu rahmetlik İnönü: “Bir memlekette namus erbabı en az namuslular kadar cesur değillerse o ülkede ciddi iş görmek mümkün değildir!”

Zaten kimse “Ciddi iş gördüğümüzü iddia edemez, işte size çiçeği burnunda “pek iyi”li yolsuzluk karnemiz!                                                                                               ÇÜNKÜ çözümsüz, TC’nin güvencesi altında ve ancak parasal yardımlarıyla varlığını sürdüren.. Artık  kırsalında toprağını ekip biçecek insanı kalmayan.. Ekilip biçilecek topraklarını çok katlı binalarla harcayan.. Etini bile Güney’den kaçırarak tedarik etmek zorunda kalan.. Hükümetlerinin bir gecede yüzde otuzlara varan zamları dayatan.. yapacak işi olmadığı için her yıl bir erken seçim yapan…

Ülkede, şükürler olsun ki “yolsuzluk” gibi icraatların 81. Sırasındayız!   Ki Güney’e bile ilk kez fark attık!

HAYIR!   Laf ola beri gele “takılmıyorum” olaya! Doğrusu gazetelerde manşetlere çıkan  haberini de doğru dürüst okumadım.

Çünkü toplumca dolandırıcı durumlara düştüğümüzü görebilmek için  “Uluslararası  Şeffaflık Derneğinin” araştırmalarına da ihtiyaç yoktu! “Biz  kırk dervişiz birbirimizi biliriz!”       Biliriz ki  birbirimizi dolandıra dolandıra yaşıyoruz! Nitekim Mahkemelerimizde en çok  alacak verecek davaları görülüyor! Herkes birbirinin cebine saldırmış ne koparırsam!

FAKAT büyüğü var küçüğü var! “Büyükler” “arazilerle” “rantla” yerler! Küçükler “aldım veremedim” gibilerinden ucuz işlerle! Vesselam diyor şair,  “yiyin efendiler yiyin, bu hab’ı iştaha sizin, patlayınca tıksırıncaya kadar yiyin! …

BÜTÜN bunlar neden oluyor bilir misiniz? (Ayının kırk türküsü varmış kırkı da ahlat ‘armut’ üzerineymiş. Benim de türküm bu toplumun artık  “ulus devlet” inancını yitirmesidir!) Nitekim:

“Olmaz” diyorum! İnsan ayaklarının bastığı, tırnaklarıyla kazdığı, ektiği biçtiği, ailesiyle çocuklarıyla, tarihi, kültürü, geçmişi gözlediği geleceğiyle; üzerinde yaşadığı toprakların vatanı, devleti  olduğuna  inanmazsa “dolandırıcı” da olur! Eğer devleti sevgi inanç belemiyorsa ne beis vardır ki!