Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yok olan hayatlar -2-

 

Onlar da hayal oldu…

Kunduracı dükkanları loş ışıklar altındaydı.

Eski tahta bir masa, önünde usta çıkarak oturmuş, sırtlarında önlükleri, ellerinde kesici aletleri ile başları öne eğik, ayakkabı kalıplarına göre derileri kesmekle meşgul olurlardı çoğunlukla.

Keskin bir yapıştırıcı kokusu sinerdi kundura dükkanına; hoş gelirdi doğrusu…

El emeği ile yapılan ayakkabılar sipariş üstüne yapılırdı.

Kunduracı dükkanları çoktu.

Köyden kasabadan müşterileri vardı.

Şeherde ayakkabı yaptırmak önemliydi zaten.

Bir dönem sendikaları bile olmuştu.

Genellikle herkesin tercih ettiği kunduracı vardı; doktorunu, bakkalını seçer gibi.

Müşteriler tanıdık olduklarından ayakkabı sipariş işleri muhabbet içinde yapılırdı.

Model tercih edilir, sonra ayakkabının ölçüleri alınırdı.

Ayak bir kağıt üzerine kondurulur, kunduracı bir kara kalemle ayağın ölçüsünü alırdı ki başparmağa belirli bir boşluk vermek şarttı, hani ayakkabı vurmasın diye…

Kunduracılar sadece yeni ayakkabı yapmaz, tamire muhtaç ayakkabıları da tamir ederlerdi.

Bir ayakkabı eskiyince hemen atılmazdı.

Kaç nesil bu meslekten ekmeğini yemiş, kaç insan bu ekmek teknesinden geçinmişti…

Şimdi hepsi hayal oldu, sanki hiçbir zaman yoktular!

Kitapevlerinin kendine özgü kokusu vardı.

Defter, kalem, silgi ve her türlü kırtasiye malzemelerinin harmanlanmış kokusu tarih öncesinden kalma gibiydi.

Lütfi Kitabevi bunların başında gelirdi ki kendinizi tarih öncesi bir kütüphanenin içinde sanırdınız.

Birçok kitabevi “aydın” tartışmalarının toplantı yeriydi de aynı zamanda.

Dönemin aydınları Kitap Sarayı veya Yaşın Kitabevi’nde buluşur günün gelişmeleri üzerine çene çalarlardı.

Bir kahve gider bir kahve gelirdi böye vakitlerde, kahveler telveli, yanında bir bardak su mutlaka.

Günümüzde de kitabevleri vardır kuşkusuz ancak eski kitabevlerinin havası dağılıp gitmiş, mazi içinde kaybolmuşlardır…

Kitapları ve deftereri korumak önemliydi ve doğal bir alışkanlıktı; mutlaka yapılması gerekerdi.

Bunlar genellikle büyük özen içerisinde kaplama kağıtlarla kaplanırlardı.

Kitabı defteri korumaya yönelik böyle bir kültür nereden edinilmişti doğrusu hayret!

Şimdi kim hagi kitabını kaplıyor yıpranmasın diye ya da hangi defterini?

Diyeceğim daha birçok meslek vardı ki kendine özgüydüler, başlı başına bir hayattılar, o mesleklerle birlikte yaşanırdı bir hayat, ve o hayatlarla birçok alışkanlıklar edinirdi insan.

O mesleklerle birlikte hayatı şekillendiren o alışkanlıklar da yok oldu gitti…

Sanki hiç yoktular!