Köşe Yazarları

Asıl mesele plastiği toplamak…


Poşet meselesi gündem oldu. Bir çok kişi bu tür tartışmaları küçümsese de, bu da hayatın bir parçası. Bence tartışılması güzel…

Aynı konu Türkiye’de de gündemde. Tüketiciler kendilerince görüşlerini, tepkilerini ortaya koyuyor, uygulamanın aksak yanları da böylece ortaya çıkıyor.

Okuduğum tepkilerden en çok hoşuma gideni, “devlet poşeti satacağına, iade kabul etse, çevre temizlenir” görüşüydü…

Bildiğim kadarıyla, piyasada plastik hurda toplayıcıları var. Demek ki ülkemizde de geri dönüşüm olanağı var. Bir yandan yine poşetler parayla satılabilir, ama aynı zamanda iade için de yollar bulunabilir.  Halkın bu işi gönüllü yapmaya niyeti yok, o belli. Demek ki, teşvik lazım.

Bakan Ataoğlu, poşetleri yasaklama kararı çıktığında, doğanın ne kadar zarar gördüğünü uzun uzun anlatmış, kaplumbağaları örnek vermişti.

Tek sorun marketin poşeti değildi herhalde.

Mesela Türkiye’de bilmem kaç plastik şişeyle toplu taşıma bileti alınıyor. Bizde toplu taşıma olmasa da, Çevre Dairesi dünyadaki örneklerine bakarak bize göre bir yol bulamaz mı?

İngiltere’de yapılan bir araştırmada, yeni nesil poşetlerin doğada eskisine göre çok daha kısa sürede yok oldukları, şu anda en büyük tehlikenin pet şişeler ve ilginçtir, pipetler olduğu saptanmış. Pipetler miktar olarak en çok tüketilen plastik nesnelermiş. Sadece İngiltere’de yılda 8,5 “milyar” pipet çöpe gidiyormuş. Bizde de ciddi bir rakam olsa gerek.

Avrupa’nın bir çok ülkesinde, geri dönüşüm şirketleri, perakentecilerle ortak bir çalışma yürütüyor. Kurulan merkezlere iade edilen plastiklerin miktarına göre, tüketicilere alış veriş kuponu veriliyor.

Kolayını yaptık, biraz da zor olana kafa yorsak…

Hiç de zor değil. İşte Türkiye’den bir örnek, sayfaya reklamını koydum. Bergama Belediyesi, 5 pet şişe getirene, file çanta veriyor. Olamaz mı? Niye olmasın, sadece niyet ve organize olmak için biraz da çaba gerektiriyor…

 

AMAN DİKKAT, BUNUN ADI TAŞARON…

Güzelyurt Belediye Başkanı Mahmut Özçınar, eldeki personelin yetmediği gerekçesiyle, Türkiye’deki gibi, özel sektörden personel hizmeti almayı savunuyor.

Bunun bir adı var…

“Taşaron”.

Bu yetkiyi alanın, nerede duracağı belli değil.

Çünkü yasal personel istihdamı gibi bir kısıtlaması yok.

Özçınar’ın niyeti iyi olabilir ama, taşaron çalıştırmak, siyasi partizanlık için uygun ortam hazırlıyor.

Ve feci şekilde istismar edilebiliyor.

Sonuçta taşaron sisteminin Türkiye’de de güzel işleyen bir sistem olmadığı ortaya çıktı.

Hem taşaron çalıştıran kurumların başına büyük dert açıyor, hem de çalışanlar, patronun iki dudağı arasında perişan oluyor.

Bu taşaron sistemde işçi, en düşük ücrete çalışıyor. Hiçbir geleceği yok. Aracı kurum, geçici-mevsimlik diyerek, düşük ücretle alıyor, sonra canı istediğinde durduruyor.

Bırakın bu konuda yasal düzenlemeyi, Çalışma Yasası’na, anayasaya rağmen, biz daha bu ülkeyi ayakta tutan özel sektör çalışanının güvencesini, örgütlenmesini  sağlayamadık. Neredeyse tümüne yakını toplu sözleşmesiz.

Diğer taraftan, zaten bizim belediyelerde her zaman personel fazlası yok mu?

İşler aksıyorsa, bence asıl sorun personelin verimli kullanılamamasındandır.

Aman dikkat.

Durduk yerde başımıza dert açmayalım…

YERİN KULAĞI VAR

NE DEĞİŞTİ:

Büyük bir coşku ve umutla karşıladık yeni yılı, sanki bir şeyler değişecek sandık. Halbuki hayat aynen devam ediyor, değişen, hatta değişecek sinyali veren sorun yok. Yağmurda yollar yine çöküyor, trafik lambaları geçen yıldaki gibi sürekli arızalanıyor. Yine birbirimize çamur atarak siyaset ya da rekabet yaptığımızı sanıyoruz. Takvim değişince her şey değişecek gibi geliyor ama, yok öyle bir dünya.

SEVİYESİZ:

Büyükkonuk Belediye Başkanı Sennaroğlu ile Sağlık Bakanlığı arasında bir tartışma. Biri “sen personelimi kovdun” diyor, diğeri “sen kendin geri çektin” diyor. Yahu bir sağlık odası yapılmışsa, bunun idamesinde belediye de devredeyse, bir şözleşme, bir kural olmaz mı? Kim haklı, kim haksız anlamadık ama, gördüğümüz her iki tarafın da seviyesiz bir tartışma yürüttüğü. Sağlık Bakanlığı’nın resmi  açıklaması ilk şeklinde, “bu böyle biline” diye bitiyordu. Kendileri de farkettiler bir süre sonra değiştirdiler. Şimdi ben bu tartışmayı nasıl ciddiye alayım?…

KEŞKE AMA ZOR:

Türk-Sen Başkanı Arslan Bıçaklı, yeni belirlenecek asgari ücretin, en az 4 bin 800 TL olması gerektiğini söylemiş. Keşke olsa ama, bu rakamı kabul ettrimek zor değil, imkansız. Asgari ücret halen brüt 2 bin 620, net 2 bin 279 TL olarak uygulanıyor. Bırakın 4 bin 800’ü, yeni asgari ücret en iyi ihitmalle 3000 TL olur. Bu rakamın bile olacağına inanmıyorum..

ADI VAR, KENDİ YOK:

KTHY’nın satılan binasından elde edilen 22 milyon gelirin hangi yasa tahtında dağıtılacağına mahkeme karar verecek. Şirketler yasasına göre öncelik İhtiyat Sandığı ve personelin, 46/98 sayılı yasaya göreyse öncelik Maliye Bakanlığı’nın. İşte mahkeme bu konuda karar üretecek. Yıllar önce yapılan yanlışlar nedeniyle bir hiç uğruna kaybettiğimiz KTHY’nın sorunları hala gündemimizi işgal ediyor.

Çok acı, çok. Hele de kimsenin hesap vermediğini düşününce…

ELİNİZ BİZE DEĞİL, ONLARA GİTSİN:

Bakanlar Kurulu ülkede faaliyet gösteren 25 kumarhanenin izinlerini 3 yıl daha uzatmış. Uzatmasına uzatın da oralardan aldığınız ruhsat bedellerini de biraz artırsaydınız diyorum. Bütçe açığını vatandaşın cebi yerine keşke kumarhanelerin cebine uzatsaydınız. En azından yeni yıl ile birlikte harçlara yaptığınız yüzde 30’luk zammı onlara da uygulasaydınız fena mı olurdu…

 İMAMOĞLU KIBRIS’TA DEĞİŞMİŞ:

Cumhuriyet’te Yazgülü Aldoğan yazdı. CHP’nin İstanbul Büyükşehir adayı Ekrem İmamoğlu, Trabzonlu, dindar, muhafazakar, sağ siyasetin içinde bir ailenin çocuğu iken, Kıbrıs’ta iki yıl üniversitede okumuş. İşte bu kısa Kıbrıs macerası, onu sola kaydırmış, sosyal demokrasiye inancını sağlamış. İlginç…

 ZİRVEDEKİLER

Erdoğan Özbalıkçı: Anastasiadis, son günlerde, siyasal eşitliğe karşı bayrak açarak, ‘bana öyle bir örnek gösterin’ diye bağırmaktadır. Aslında, bu itirazlar, çözüm istemediğini gizlemekten başka bir şey değildir. Siyasal eşitliğin uygulanışıyla ilgili, ABD eyaletlerinden, Belçika’dan, Almanya’dan ve diğer ülkelerden sayısız örnekler gösterilebilir…. Kıbrıs Türkleri 1960  kurucu antlaşmasında VETO hakkına da sahipti. Bu unutulmaktadır. Bu demagojik yaklaşımlarla Anastasiadis, Kıbrıs’ı birleştirmek yerine BÖLME’yi gerçekleştirecektir”…

 DİPTEKİLER

Milli Beka Hareketi: Kimdirler, ne yapacaklar, kuruluş amaçları ne bilmiyoruz ama, daha ilk günden birilerini tehdit etmeye başladılar. Hareketin Genel Başkan Yardımcısı Abdullah Yıldız TDP Mağusa İlçe Başkanı Ece Balcı’ya sosyal medya üzerinden, “sizin vatan haini olduğunu biliyor başkanım, ilgilenecek sizinle” gibi bozuk bir Türkçeyle tehdit etti. Böylece kuruluş amaçları hakkında ipucu verdi.

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı