Köşe Yazarları

Endişe kaynağı!


Namık Kemal adaya geldiğinde bir türlü kanı Kıbrıslılarla uyuşmamıştı.

Kıbrıs’ta kaldığı müddetçe kaleminden ne çıkmışsa, Kıbrıs ve Kıbrıslılara, özellikle Türklere yönelik herhangi bir düşünce ortaya koymamıştır.

Onun için ada bir sürgün adasıydı ve,

Bir “cehennem yatağı” ydı…

Efkalipto ağaçlarını Kıbrıs’ın çeşitli yerlerine diken İngilizlerin amacı,

Bataklık yerleri kurutmaktı.

Ada cehennem gibiydi.

Namık Kemal bu dönemlerde adaya gelmişti, İngiliz henüz adaya gelmemişti; her taraf berbattı…

Ada zengin ve şaşaalı dönemler yaşadığı gibi,

İkliminden dolayı ve kuşkusuz çeşitli dönemlerin olumsuz koşullarında cehennem gibi günler de yaşamıştı.

Veba salgınları,

Sıtma,

Depremler,

Çekirge istilaları sıkça görülen belalardandı…

Namık Kemal’in Kıbrıs’ta yaşayan Müslüman ahaliden hiç bahsetmemesinin nedenleri neydi?

Kıbrıs’a biri müdahale ediyor,

Arkasından bir başkası buna yelteniyordu.

İki bin yılı aşkın süreçte sürekli el değiştirmişti ada…

Osmanlılar adayı alınca,

Buraya yerleşen Müslüman ahalinin büyük bir çoğunluğu devşirmeydi.

Ortak özellikleri İslam dinini kabul etmeleriydi.

Ancak bir ortak özellik daha vardı.

Osmanlı Sultanlarına bağlılık…

Bu bağlılık vardı ama isyanlar da yaşanmıyor değildi fakat bu isyanların nedeni İmparatorluktan kopmak olmamıştı hiçbir dönemde…

Vatan Yahut Silistre’nin yazarı namı diğer Vatan Şairi Namık Kemal yeni fikir akımlarının öncülüğünü yapıyor,

Dönemin Sultanı da bunu tehlikeli görüyordu.

Adaya sürgün nedeni de bu tehlikeli kişiliğiydi!

Cemalettin Ünlü “Kıbrıs’ta Basın Olayı (1878-1981)” adlı kitabında şunları yazar:

“Kıbrıs adasının Türkleri, Türkiye’de Yönetim ne olursa olsun, kendilerini o yönetime bağlı hissetmişlerdir. Namık Kemal’in Kıbrıs’ta yaşadığı yıllarda (1873-1876)  Padişahçı olmak, İstanbul’a bağlı olmak demektir, Padişaha bağlı olmak Türkiye’ye bağlı olmak demektir. İşte Namık Kemal’in yaşadığı fikirsel değer yargıları ile Kıbrıs adasında yaşayan Türklerin değer yargıları birbirlerine ayrı düşmektedir. Ve iki taraf birbirlerine yaklaşma çabaları göstermez.”

Durum buydu…

Ünlü’nün yaptığı bu saptama daha sonraki dönemlerde de kendini gösterecekti.

Türkiye’de Kurtuluş Savaşı olduğunda,

Ada Türkleri kendini bu heyecanın içinde bulmuştu.

Türkiye’de Cumhuriyet kurulduğunda,

Ada Türkleri yine kendilerini bu heyecanın içinde bulmuş,

Padişahı bırakıp,

Cumhuriyet Türkiye’sinin takipçisi olmuştu…

Türkiye’de “şapka devrimi” yapılıyor,

Kıbrıs’ta da fes yerine şapka giyiliyordu,

Çarşaflar çıkarılıyor,

Kıbrıs’ta da kadınlar çarşaflarını atıyordu…

Cemalettin Ünlü gerçekçi bir saptamada bulunmuştu,

Ve bu durum uzun yıllar sürmüştü.

Ta ki imamlar her yerde egemen olana kadar…

Ve buraya kadar!

Günümüzde kimse imamların yarattığı siyasi iklimi izlemiyor; bağlılık göstermiyor…

Referandumla “Tek Adam” rejimine geçildi, “Biz de geçelim, biz de yargıyı, yürütmeyi, yasamayı elimize geçirelim” diyen olmuyor…

Kimse kafasına takke geçirmiyor…

Kimse “anavatan kapanıyor, biz de kapanalım” deyip bağlılık göstermiyor…

Kimse yayılmacı dinci çabalara kendini kaptırmıyor, aksine bu çabaları ibretle izliyor…

Kimse tarikatlara, cemaatlere eğilim göstermiyor, aksine ürküyor ve geleceğinden endişe ediyor…

Sonuç;

Öyle bir aşamaya gelindi ki asırlardır “bağlılık” gösterilen ve “izinde gidilen” yer, şimdi endişe kaynağı!

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı