05 Aralık 2016

Kopya yaşam yaşıyoruz

Haber İçi Üst

Kopya yaşantılar ve yaşam sıkıcıdır. Yenilik yok, orijinallik yok, yaratıcılık yok. Hemen hemen her şey kopya ediliyor. Yemekler, giyimler, şarkılar, davranışlar birbirinin aynısı. İlginçlikler de yok değil; genç kızlar orta yaş giyim tarzını, orta yaşlı kadınlar ise genç kız giyim tarzını kopya etmesi bazen çok da garip oluyor. ‘Kopya yaşam’ın temelleri ailede atılır, okulda da desteklenerek sürer gider. Bu durum da gelişmekte olan ülkelerin eğitim sistemlerinde sıkça görülmektedir.
Yaratıcı insanların genel olarak yaşadıkları dönemin düşünme şablonlarının tersi düşünme örneklerini sergilemeleri, yaratıcılıkta dönemin düşünme şablonlarının tam tersi bir ürün ortaya koyulması gerektiğini göstermektedir.
Örneğin Kopernik 1540 yılında yazdığı kitabında dünyanın ve diğer gezegenlerin Güneş etrafında döndükleri kuralını açıklamıştır. Bu kural Kopernik’in yaşadığı dönemdeki düşünce şablonuna uymuyordu. Dönemin Hıristiyan din adamlarına göre İsa peygamber Güneş’e sabit durması için emretmiş ve o da sabit durmaktaydı.  O dönemdeki genel inanca göre de Dünya düz bir tepsiydi. Aksini düşünmek cehennemlikti ve kiliseye karşı çıkan insanların yakılmasına hükmedilirdi. Kopernik önceleri korktuğu için bu düşüncesini açıklamadı ancak ağır bir hastalığa yakalandığında korkusunu yenip kitabında yazmıştı. Kopernik’in herkesin yanlış, kötü, hata diye algıladığı düşüncesi yaratıcılığın bir örneğidir. Zamanın tam aksi düşünme biçimi.
Görüldüğü üzere yaratıcı bireyler yetiştirmek için öğrencilerin dönemin düşünme şablonlarını yıkmaları gerekmektedir. Bu amaçla döneme göre kötü, yanlış veya hata yapmalıdırlar. Ancak bu toplumda önce aile sonra okul buna izin vermiyor.
Öğrenci yanlışı, hatayı, kötüyü deneme çalışmaları yapmıyor. Çocuk yaratıcı düşünce ortaya koymaya değil, aile ve okul sistemi nota değer verdiği için o da nota odaklanıyor. Maslow’un ihtiyaçlar hiyerarşisinde üçüncü sırada gelen ‘toplumun onu kabul etmesi ihtiyacını karşılaması için, onların istediği düşünme biçimine uyum göstermeye çalışıyor. O düşünme biçimi de ‘ezber’dir.
Öğrenciler bilgileri ezberleyerek yüksek not almanın peşinde. Yüksek not da toplumsal kabul demek. Sonuç olarak öğrenme gerçekleşmemekte, bilgiler ezberlenmekte.
Ezberlemeye alışan öğrenci ‘kopya’ ile yakınlaşmaya başlıyor. Kopya öğrencinin işini kolaylaştırmakta. Ezberlemede zorlanıldığında hemen yüksek not için kopyadan yardım alınmakta.
Basitçe başlayan kopya zamanla yaşamın her alanına yayılıyor. Bilgileri kopya edip yüksek not almak, başkasının düşünme biçimini kopya edip kendisini yeterli görme, başkasının yaşamını kopya edip saygınlık kazanma vb.
Geleneksel eğitim sistemi ve onun kurumu olan okul, anlamlı öğrenmeyi değil bilgileri ezberlemeyi öğretiyor. Ezber öğrencileri kopyaya sevk ediyor. Öğrenciler toplumla buluşunca da kopya yaşamlar ortaya çıkıyor; her şey aynı. Sanattan, mesleki üretime, sosyal yaşama her şey birbirinin kopyası. Kopyayı yaratan da eğitim sisteminin kendisi.
Sonuç ise ortada; toplumsal yaşamın hiçbir yanında yaratıcılık yok. Aile ve okulda elbirliğiyle öldürüldüğü için yaratıcı düşünce örnekleri yok. Kalkınmışlık düzeyinde ise ülke sonlarda. Kopya ise her yerde.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil

havadis gazetesi reklam