07 Aralık 2016

Geçip giden zaman!

Haber İçi Üst

Kırklı yaşların son basamağındayım artık.

Seneye elli olacağım kısmetse.
Yarım asrı geride bırakacağım.
Daha dün gibi 18 yaşını doldurup araba sürüş ehliyeti alabilmek için beklerken zamanın geçmediğini hatırlıyorum.
Bir türlü 18 yaşına gelemiyordum.
O günlerde 30’lu, 40’lı yaşlar ise hiç ulaşılamayacak gibi gelirdi bana.
Sanırım herkes benzer duygular yaşadı.
Yaz tatilleri köyde bir kabus gibi geçerdi.
Günler geçmek bilmezdi.
Yapacak çok da bir şey yoktu yani.
Sevgili Hüseyin Gürşan ile akşamları amcasının kahvehanesinde bilardo maçları yapardık.
Bazen o galip gelirdi, bazen de ben…
İbrahim Demirci’nin yazlık açık hava sinemasına getirdiği filmleri kaçırmazdık.
Ağırlıklı olarak Kemal Sunal filmleri gelirdi.
Bir de Cüneyt Arkın…
Başka da bir eğlence yoktu o günlerde…
Köyün büyük bir bölümü Akdoğan’a göç etmişti.
Geriye kalanlar ise çoğunlukla toprak sahibi olanlardı.
Onlar için zamanın önemli bir bölümü toprakla uğraşarak geçerdi.
Bizim uğraşacak bir toprağımız yoktu.
Babam ile annem Akıncılar’da öğretmenlik yaparlardı.
Köyden göçün gerçekleşmesi ile birlikte Akıncılar Futbol Kulübü de Akdoğan’a transfer edilmişti.
Köydeki gençler Akınspor diye bir futbol takımı kurmak için uğraşıp durduk, ama başaramadık.
Bazen köydeki askerlerle, bazen de Birleşmiş Milletler askerleri ile maçlar yaptık. O kadar…
Televizyonun tek kanallı olduğu, akşamüzeri İstiklal Marşı ile açılıp, gece yarısına doğru yine İstiklal Marşı ile kapandığı günlerdi.
Dünya ya da Avrupa Futbol Şampiyonalarını büyük bir keyifle izlerdim o zamanlarda…
Bir de sabahın ilk saatlerine kadar kitap okurdum.
Ne de olsa gündüzleri yapacak çok fazla bir şey olmadığından, geceleri ayakta kalıp, gündüzleri uyumayı tercih ederdim.
Dedim ya, zaman hiç geçmek bilmezdi.
Akıncılar’dan Lefkoşa’ya gitmek kolay değildi.
Ercan Havaalanı’nın bulunduğu yere kadar taşlı, topraklı, askerin kontrolündeki yoldan geçmek gerekirdi.
Yol artık toprak değil ama asker kontrolü bugün de var.
Akıncılar köyü coğrafik konumu nedeniyle ilginç olaylar yaşadı.
1974 sonrası Türk sınırları içerisinde kalan Akıncılar’daki Türk malı topraklar nedense eşdeğer kapsamına alındı.
KKTC vatandaşları Türk bölgesinde kalan topraklarına karşılık Akdoğan ya da başka bir yerde Rum malı aldı.
Devlet kendi sınırları içerisinde kalan bir toprak parçasına üvey evlat muamelesi yaptı.
Gelinen aşamada köyün içerisindeki binaların büyük bir bölümü yıkıldı.
3500’ün üzerinde insanın yaşadığı köyün yüzde doksanı göç etmek durumunda kaldı.
Bu arada Akıncılar köyü müzakerelerde hep masada oldu.
Bir çözüme ulaşılması durumunda Rum’a bırakılacak yerler arasında gösterildi.
Ama anlaşma olmayınca da ortada kaldı.
Dileyelim yeni oluşacak hükümet Akıncılar’a bir el atsın.
En azından Akıncılar köyünü eşdeğer kapsamından çıkarsın mesela…
Nereden nereye geldik.
Doğum günümü dün iş nedeniyle Ankara’da kutladım.
Sevdiklerimden uzaktım.
Ama telefonlar ve internet yalnız bırakmadı beni.
Çocukluk günlerimde zaman akıp gitmezken şimdi zamana yetişmekte zorlandığımı dün bir kez daha anladım.
Değişen ve gelişen teknoloji ile mi zamanın akışı hızlandı, yoksa yaşın ilerlemesi nedeniyle mi bilemem ama bana artık 24 saat yetmiyor.
Hani imkan olsa bir günü 24 saatten fazla yaşamak isterim doğrusu.
Yaş ilerledikçe çocukluğumuzu galiba daha çok arayıp özlemeye başlıyoruz.
Çocukken bir an önce geçip bitmesini istediğimiz o sıkıcı günlere özlem duyuyoruz.
Ama zamanı geri döndürmek mümkün değil.
Bu nedenle insan hayat yolculuğunda her anı hakkını vererek yaşamalı…
Bunu kaçımız yapabiliyoruz ki?
Neyse, doğum günüm nedeniyle arayan, mesaj gönderen herkese bir de buradan teşekkür ediyorum.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil