10 Aralık 2016

“Birinci olmayı seviyorum”

Haber İçi Üst

Ankara Bayındır Hastanesi Gastroenteroloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Gürol Öksüzoğlu

“Birinci olmayı seviyorum”

“KOLONOSKOBİ TAKİBİ ÇOK”… “Yılda 50-100 arası hasta gelir Kıbrıs’tan. En çok kolonoskobi takibini yaptığım hastalar var. Reflü hastası çok fazla. Bir dönem karaciğer hastaları çok fazla idi, şimdi azaldı”

“TIPTA YARDIM ALINMALI”… “Ülke nüfusu 300 bin. Bu nüfusla zor hastalıklarla baş etmek şart da değil, mümkün de değil. Yardım almak lazım. 300 bin nüfusun doktorları ne yazık ki şahane olamaz. Az vakadan tecrübe azalır. Bu doğaldır. Suç değil, normaldir. O nedenle benim halkım doktoruna kızmasın”

 

Anımsayacaksınız bir süre önce İstanbul’da mesleklerinde önemli başarılara imza atmış Kıbrıslı Türklerin başarı öykülerini sizlerle paylaşmıştık. Bugünden itibaren de, Ankara’da yaşamlarını sürdüren ağırlıklı olarak tıp dalında başarılara imza atmış, bir de ceza avukatlığında kendini Ankara’da kabul ettirmiş ve aranır isimlerden biri haline gelmiş olan, Kıbrıslı Türkleri sizlere tanıtacağız. Ankara’da iki gün süren ziyaretimiz süresince bizlere gönüllerini açan, ağırlayan bu arkadaşlarımıza çok teşekkür ediyoruz. Büyük şehrin koşuşturmacası içerisinde, iş yoğunluğundan sıkça bir araya gelemeyen ve TMK’dan sınıf arkadaşı olan bu 4 kişinin, bizim sayemizde yeniden bir araya gelmesinden de, ayrı bir mutluluk duyduk. Çok çalışmak ve biraz da hırs olunca, bizlere meslekte nerelere gelinebileceğini gösteren bu arkadaşlar, elbet bir gün ülkelerine geri dönmek istediklerini de dile getirmekten kaçınmadılar. Bugün sizlerle buluşturacağımız ilk isim, Lefkoşalı olan, Ankara Bayındır Hastanesi Gastroenteroloji Bölüm Başkanı Doç. Dr. Gürol Öksüzoğlu. Eşi Berna Öksüzoğlu da bir onkolog olan aile ile sağlığın ağır bastığı bir sohbet gerçekleştirdik. Çift, sporda da başarılara imza atmış ve tenis konusunda şampiyonluklar elde etmiş. Öksüzoğlu çifti, imkanların oluşması halinde adaya gelip katkı koyabileceklerini de ifade ediyorlar. Doç. Dr. Öksüzoğlu’nun başarı öyküsünü ve ülkeyi yönetenlere mesajını dikkatle okuyacağınızdan eminim.

Yarından itibaren de, Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Periodontoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülden Ereş, ceza avukatlığı konusunda özellikle AB davaları ve trafik kazalarındaki sigorta tazminatları konusunda uzmanlaşmış ve Ankara’nın aranan ceza avukatlarından biri olan Erhan Bora ve Bilkent Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü Öğretim Üyesi, genetik konusunda önemli araştırmalarıyla gündeme oturan Doç. Dr. İhsan Gürsel’i sizlere tanıtacağız.

HAVADİS: Öncelikle bizlere özgeçmişinizden bahsedebilir misiniz?

ÖKSÜZOĞLU:  Ben Lefkoşalıyım. Annem Lefkoşalı, babam Vadilili. Türk Maarif Koleji 1982 yılı mezunuyum. Liseyi bitirdikten sonra Hacettepe İngilizce Tıp Fakültesi’ne girdim. 1988 yılında mezun oldum. Daha sonra Hacettepe Dahiliye, daha sonra da, Hacettepe Gastroenteroloji ihtisaslarını bitirdim. 1996 yılında Ankara Bayındır Hastanesi’ne girdim. Burası bir İş Bankası kuruluşu. 2002’de gastroenteroloji doçenti oldum. Aynı yıl, Bayındır Hastanesi Gastroenteroloji şefi oldum. Halen aynı yerde çalışıyorum.

HAVADİS: Tıp okumak kendi tercihiniz mi idi?

ÖKSÜZOĞLU: Hayır, beni ikna ettiler.( Esprili bir şekilde bu bölümü anlatıyor) Mahalle baskısı, aile baskısı ile beni ikna ettiler. İşsiz bir uçak mühendisi ile çok kazanan bir doktorla tanıştırıldım. Öyle olunca, ikna edildim ve tıbbı seçtim. Halbuki, İngiltere’de bursum hazırdı. Manchester Üniversitesi Elektrik Elektronik bursum hazırdı. Kıbrıs birincisi olduğum için (Türk Rum karışık) Amerika’ya da gidebilirdim istediğim bursla. Ama ikna edilip tıp okudum. Tıbbı sevmedim, dahiliyeyi sevmedim ama gastroenterolojiyi sevdim. Severek yapıyorum, sonunda sevdiğim bir branş oldu. Türkiye’ye gelmek ilk başlarda hoşuma gitmedi ama gastroenterolojiye girince, hanımı burada bulunca ve oğlum burada doğunca sevmeye başladım. Ankara’ya geldiğime mutlu oldum. Şu anda keyfim yerinde.

HAVADİS: Türkiye’de yaşamaya karar vermeniz nasıl oldu?

ÖKSÜZOĞLU: Eşimle evlenince oldu. Eşim Kıbrıs’a gelmek istemedi. Ben de onun şehrine gitmek istemedim. Zonguldaklı kendisi. Arada bir yerde durduk. 1992 yılında evlendik. Onunla evlenmeseydim Kıbrıs’a dönme ihtimalim olurdu ancak evlenince, o ihtimal ortadan kalktı. Lise sona giden bir oğlum var. TED Koleji’ne gidiyor. Şimdi o üniversiteye hazırlanıyor.

HAVADİS: Oğlunuz ne okuyacak peki?

ÖKSÜZOĞLU: Onu da biz ikna ettik tıp okumaması için. Türkiye’de pek akıllıca değil tıp okumak. Çünkü okulu bitirince mecburiye gitmeniz lazım Güney Doğu’ya. Dolayısıyla bir mühendislik inşallah seçecek, bakalım.

HAVADİS: Mesleğinizde bir kariyeriniz var. Doçent oldunuz. Dalınızda isim yaptınız Ankara’da. Bu noktalara gelmenizde bir hırs mı idi sizi kamçılayan? Yoksa, yurt dışında olmanız mı sizi kamçıladı başarı sağlamak adına?

ÖKSÜZOĞLU: Hiçbir zaman “yurt dışındayız” diye hissetmedik burada. Her zaman Kıbrıslıları çok sevdiler, her zaman ve artı duygularla bana yaklaştılar ve hiçbir zaman “gurbette” gibi hissetmedim kendimi. Kıbrıslı olmak burada benim için hiçbir zaman negatif değildi. Aksine artı getirdi. Çünkü daha iyi yaklaşıp, güzel davrandılar. Ben her zaman hırslı birisi oldum. Kıbrıs’ta da hep ailemin bana verdiği eğitim ve görgü gereği hep birinci olmak için uğraştım. Buraya gelince ve o yük üzerimden kalkınca tıp fakültesini birinci bitirmek istemedim. Dördüncü bitirdim. Ama çok çalışmaktan biraz kaçmak istedim. Tıpta uzmanlık sınavında ikici oldum. Birinciliği hedeflemedim. Daha bir az stresli ama böyle hep öne çıkma içimde idi… Alışkanlık da oldu sanırım çocukluktan beri. Ama onu biraz frenlemeye çalıştım Ankara’da. Aile de uzak olunca. Ama Gastroenterolojiye geçtikten sonra işimi daha da bir severek yapmaya başladım.

HAVADİS: Profesörlüğe geçiş ne zaman?

ÖKSÜZOĞLU: Doçent olan bir kişi beşinci yıl profesör olur ama üniversitede çalışmak durumunda. Ben şu anda özel hastanede olduğum için öyle bir şey yok. Teklifler oldu Hacettepe’den de ama yerimi sevdiğim için ve ailecek Ankara’da kalmayı seçtiğimiz ve Kıbrıs’a dönmeyi düşünmediğimizden Profesörlük olmadı. Bu aylarda belki değişik şeyler olabilir, bilemiyorum.

HAVADİS: Ne gibi bir değişiklikten bahsediyorsunuz?

ÖZSÜZOĞLU: Yakın Doğu Üniversitesi ile görüşmeye gideceğim. Orada belki bir şeyler olabilir. Daha net bir şey yok.

HAVADİS: Adaya bir dönüş mü söz konusu?

ÖKSÜZOĞLU: Olabilir, evet. Ara sıra gelip orda çalışmak, profesörlük adına olabilir. Kesin dönüş değil, arada gelip gitmeler olabilir.

HAVADİS: Hiç adaya kesin dönüş yapmayı düşünmediniz mi?

ÖKSÜZOĞLU: Bilahare, eşimin fikri emeklilikte belki. Yoksa şu ara bir niyetimiz yok. Eşim de onkolog biliyorsunuz. Şu an bir plan yok. Daha ziyade oğlum ne yapacak onu bekliyoruz, tek çocuk çünkü. Ankara, İstanbul, benim yönümü değiştirebilir.

HAVADİS: Kıbrıs kültürünü evde yaşatıyor musunuz?

ÖKSÜZOĞLU: Biz her gece annemin evinde yemek yeriz. Annem de tam bir Kıbrıslı. Bizim yan apartmanda yaşıyor. Dolayısıyla Kıbrıs kültürü sürüyor. Kıbrıslılarla ilişkilerim gayet iyi. Oğlum da hiç Kıbrıs’ta yaşamamasına rağmen sizinle çok rahat Kıbrıs lehçesi ile konuşabilir. Küçükken bir ara “Kıbrıslıyım” diye rahatsız olmuştu oğlum ancak orta üçten sonra mutlu olmaya başladı. Şu an Facebook’ta memleketi “Kıbrıs” diye geçer. Biz Kıbrıslıyız. Ben kendimi Türkiyeli diye değil Kıbrıslı diye hissederim. Ama oğlum burada doğup büyüdüğü için daha bir arada tabii.

HAVADİ: Siz kaç yıldır Türkiye’de yaşıyorsunuz?

ÖZSÜZOĞLU: 31 yıldır buradayım. 16 yıl da Kıbrıs’ta yaşadım. 1965 doğumluyum. 1982 yılında geldim Ankara’ya.

HAVADİS: Kıbrıslı hastalarınız var mı, özellikle gelip sizi burada bulan?

ÖKSÜZOĞLU: Var tabii. Yılda 50-100 arası hasta gelir Kıbrıs’tan. Eskiden bu yana izlediklerim var, yeni vakalar olur.

HAVADİS: Daha çok hangi hastalıklardan dolayı size gelenler oluyor?

ÖKSÜZOĞLU: En çok kolonoskobi takibini yaptığım hastalar var. Polip aldığım. Veya reflü hastası çok fazla. Bir dönem karaciğer hastaları çok fazla idi. Şimdi azaldı. Ama şimdi Kıbrıs’ta görüyorum ki, tıp ilerliyor. Bunda, YDÜ’nün rolü epeyi fazla diye düşünüyorum. Örneğin, orda iyi bir gastroentolog var, Halil Çorbacı. Kendisi, Hacettepe’den tanıdığım biri. Tıp hizmetinin de geliştiğini söyleyebilirim Kıbrıs’ta. Son yaz, Bayındır Hastanesi adına, gelip özel hastaneleri dolaştım. İş birliği olabilir mi diye baktık. Ama bizim gördüğümüz orada tıp, gerçekten ilerliyor. Artı, Güneye geçme ihtimali de oluşmuş insanlar için. Çok sevmiyorum açık söyleyeyim ama bu da bir artı getiriyor, Kıbrıs Türk nüfusunun hizmet almasına. Çok sevmiyorum çünkü, bizim küçüklüğümüzdeki “Türk-Rum” olayı halen aklımızda. Pek güvenemiyorum açık söyleyeyim. Ben gitmem açıkçası. Rum tarafında negatif bir şey olacağını da düşünmüyorum ama her memleketten fanatikler çıkabilir. Bir şey olsa benim Kıbrıs Türküme üzüleceğim. Onun için ben pek sevmiyorum.

HAVADİS: Bu durumda sağlık alanında bizim kimseye muhtaç olmayacak duruma gelmemiz için neler yapılmalıdır?

ÖKSÜZOĞLU: Bence kesin net olan bir şey var yardım almak lazım. Türkiye’den yardım almak lazım ki, alınıyor. Hacettepe’den ekipler gelebilir, Bayındır’dan ekipler gelebilir. Zor vakalar buraya daha fazla sevk mekanizması oluşturulabilir. Kıbrıs’ta her şeyi halletmek mümkün değil. Çünkü nüfus 300 bin. Bu nüfusla zor hastalıklarla baş etmek şart da değil, mümkün de değil. Yardım almak lazım. Doktorların 300 bin nüfuslu ülkede her işi halletme şansları sıfır. Çünkü, rutin uygulamalar az sayıda olacağından deneyimler az olacak. Endeskobi, ben günde 2 tane yapan biri olsam, zor vakaları yıllar içerisinde halledemez olacağım. Kıbrıs’ta da bir gastroentolog günde 2-3 endoskobi ile şahane bir endoskobist olamaz. Rutin olaylar halledilir, zorlar sevk edilir diye düşünüyorum. Veya ekipler gider halleder. Bu böyledir. 300 bin nüfusun doktorları ne yazık ki şahane olamaz. “Az vaka, az vaka” tecrübe azalır. Bu doğaldır. Suç değildir, normaldir. O nedenle benim halkım doktoruna da kızmasın. 300 bin nüfuslu bir yerin doktoru her şeyi şahane yapamaz bu doğaldır. Ben biliyorum Kıbrıs halkı, Kıbrıs’ın doktorları hakkında atar tutar. Bence bunu da düşünmeleri lazım. Kolay değil o doktorun olması. İyi niyetle işlerini yapıyorlardır. Kötü niyete herkes kızmalıdır ama iyi niyetle çalışan hekimlere de kızmasınlar, bu böyledir. Ben 5 milyonluk bir şehrin doktoruyum. Tecrübelerim daha çok, elim daha çok işlerle meşgul. Tabii ki deneyimim de çok, bu normaldir. Kızmamak lazım.

HAVADİS: Ankara’dan baktığınız zaman Kıbrıs’ın gidişatını nasıl görüyorsunuz?

ÖKSÜZOĞLU: Son geldiğimde Güney Kıbrıs’a da geçtim. Bence, Kuzey ile Güney arasında pek bir fark yok artık. Net olarak bunu fark ettim. Kıbrıs çok çok güzel bir yer, havası turizmi. İnsanları iyi yaşıyor diye düşünüyorum. Stres az. Uzaktan tabii, dışarıdan bakarak bunu söylüyorum. Size sorsam, kim bilir neler söylersiniz. Bence Kıbrıslılar şanslı.

HAVADİS: Kuzey Kıbrıs’ın ekonomisi nasıl sizce?

ÖKSÜZOĞLU: Çok iyi bilmiyorum bu konuyu ama çok iyi olduğunu da sanmıyorum. Benim yakınlarımdan bildiğim, iyi değil ekonomileri ama çok da kötü değil. Kıyas yaparsak eğer, Türkiye ortalaması ile Kıbrıs ortalamasını, bence Kıbrıs ortalaması çok daha iyi durumda. Ama şimdi Ankara’nın da üst seviyesi ile Kıbrıs’ı kıyaslamamak lazım. Eskiye göre daha iyi durumdayız ama gelişmeler yetersiz. Anlaşmaya giden yol, gene tıkalı, ama Kıbrıs Türkünü ben kötü görmüyorum. Şunu da ben net söyleyeyim, Kıbrıs Türkü, Türkiye ile devam etmek durumunda. Rum, AB hikaye. Bence Türkiyesiz Kıbrıs Türkünün ne yazık ki sıkıntısı çok çok olur diye düşünüyorum.

HAVADİS: Adada bir çözüm şansı olmaz mı?

ÖKSÜZOĞLU: Çözüm şansı olması lazım ama Rumları samimi bulmuyorum. Onlar bence Kıbrıs Türkünü idare etmek istiyorlar. Benim fikrim bu. Hakları da var, çoğunluk onlarda. Hakları var da, benim aklımdaki demokratik idare olsa, eyvallah ama o da değil diye düşünüyorum. Kıbrıs Türkü’nü sindirmek istiyorlar. Benim fikrim bu. Güvenemiyorum ben Kıbrıs Rum’una.

HAVADİS: Bu durumda bağımsız KKTC devam mı etmeli?

ÖKSÜZOĞLU: Bağımsız KKTC de pek mantıklı gelmiyor bana. Tanınmaz diye düşünüyorum. Dolayısıyla, görüşmeler sürmeli. Bu dönemde biz kendi mantığımızla kendi arzularımızı elde etmeye çalışalım ama ezilmeyelim. Mecbur değiliz diye düşünüyorum. TC ile daha yakın ilişki kurulmalı. Kendimizi daha iyi anlatmalıyız. Çünkü Türkiye’de bir gurup insan, biliyorsunuz TC’yi sevmeyen bir toplum olarak görüyor bizi. Bu da benim hoşuma gitmiyor. Bunu düzeltmek lazım. Türkiye bizim tek gerçek dostumuz.

HAVADİS: TC tam olarak tanıyor mu KKTC’yi?

ÖKSÜZOĞLU: Tam olarak değil. Ama elinden geleni yapıyor gibime geliyor. Mesela bu su projesi çok hoşuma gitti. Yapıyorsa helal olsun. Yüzde yüz değil, ama epeyce uğraşıyorlar diye düşünüyorum.

HAVADİS: Yılda kaç kez Kıbrıs’a geliyorsunuz?

ÖKSÜZOĞLU: 2-3 kez geliyoruz.

HAVADİS: Ankara’da yaşayan Kıbrıslılarla ilişkileriniz nasıl. Görüşebiliyor musunuz?

ÖKSÜZOĞLU: İlişkiler devam ediyor ama arzu ettiğimiz gibi olmuyor tabii. Herkes yoğun çalışıyor. Gönül arzu eder görüşelim haftada bir ama hayat zor. Koşuşturma ile geçiyor. Özellikle tenis sayesinde bazı arkadaşlarla daha sık görüşüyoruz.

HAVADİS: Teniz oynamaya nasıl başladınız?

ÖKSÜZOĞLU: Orta üçte sporu artırmak istedim ve masa tenisi ile tenise başladım. Masa tenisinde elenip, teniste üçüncü olunca, tenise devam ettim. Lise ikide, ilk Kıbrıs Türk milli takımının kaptanı oldum. Öyle olunca devam ettim. Eşim de iyi bir tenisçi. Türkiye’de de şampiyonluklarım oldu. 40 yaş üstü şampiyonluğum var. Şu an liglerde oynuyoruz. Sporda da birinci olma hırsım var, müsabakaları severim yani.

HAVADİS: Yurt dışında yaşayan bir Kıbrıslı Türk olarak, ülkedeki yöneticilere nasıl bir mesajınız olur?

ÖKSÜZOĞLU: Ben Kıbrıslı yöneticilerde şunu görüyorum ki tam olmuyor. Birçok grev görüyorum ve bundan üzülüyorum. Son Kıbrıs’a geldiğimizde Lefkoşa Belediyesinin durumunu gördüm, çok üzüldüm. Bu işler, küçük memleketlerde rahat çözülebilir gibi geliyor bana. Daha bir halka iç içe olmaları lazım. Torpil, daha bir azalmalı. Daha çok ülke düşünülmeli, daha çok çalışmak lazım. Bir de, Kıbrıs’ta böyle değişik uçlarda siyasi görüşler de olması lazım, ama kavga etmemeliler. Hep birlikte bir işe sarılmalı. Herkes güzelce fikrini beyan edip birlikte yol yürünmeli. Kıbrıs’la ilgili haberleri çok sık olmamakla birlikte takip ediyorum.

HAVADİS: Son olarak neler söylemek istersiniz?

ÖKSÜZOĞLU: Sizi gördüm inanın çok sevindim. Çok memnun oldum daha bir Kıbrıs’a gelme arzum arttı, sizi de gördükten sonra. Ailem orda, dostlarım orda. Burada da dostlarım var ama oradakilerin yeri ayrı tabii ki.

HAVADİS: Eşiniz Berna Öksüzoğlu da bir onkolog. Kuzey Kıbrıs’ta da onkoloğa ciddi bir ihtiyaç var. Onun da sizinle adaya gelmesi söz konusu olabilir mi?

BERNA ÖKSÜZOĞLU: Ben, Demet Evler Onkoloji Hastanesi halk arasında bilinen ismi ama asıl ismi, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi. Ben daha önce Numune Hastanesinde, ondan önce de Hacettepe’de idim. Burası onkoloji hastanesi olduğu için, benim mesleğimle daha ilgili, o nedenle üç buçuk yıldır buradayım.

HAVADİS: Kıbrıs’ta çalışmayı düşünür müydünüz?

BERNA ÖKSÜZOĞLU: Tek başına kararlar veremiyoruz aile olduktan sonra. Yani neden olmasın. Yaşamın daha huzurlu olduğu, kazancın uygun olduğu bir yerde neden olmasın. Burası da mükemmel değil. Her yerin iyi ve kötü yönleri var. Mümkün koşullar olduğu zaman neden olmasın.

FACEBOOK YORUMLARI
Haber İçi Orta

Yazar Hakkında

Benzer yazılar

Haber İçi Alt
Powered by Maç Sonuçları & Canlı Skor Mobil