Köşe Yazarları

Zararı devlete…







Hükümetin Cumhurbaşkanı’na karşı tavrı, ister cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik olsun, isterse Kıbrıs meselesiyle alakalı olsun, her ne isterse olsun, artık zarar vermeye başladı. Benim derdim Akıncı’nın avukatlığını yapmak değil. Bile bile devlete zarar veriliyor, derdim bu.




Yani siz burada Allahın günü sırf Mustafa Akıncı’ya zarar vereceksiniz diye devletin dış politikasıyla ilgili hassas konularda açıktan saldırır ve bunu siyaset diye yaptığınızı zannederseniz, sizinle dalga geçerler.



Daha da beteri, o hassasiyetle öyle bir oynarlar ki, ne hedefiniz kalır, ne haklarınız, ne de kazancınız. Sanki ellerinde bir ezber var, her biri bir başka konudan saldırıyor.

Ulusal çıkarlar böyle savunulabilir mi?

Sen kendi devletinin içinde en temel konularda bile anlaşamıyor görüntüsü verirsen, sana kim inansın? Daha doğrusu kim, kime inansın…

Son bir örnek; sade bir vatandaş ya da sıradan bir politikacı değil, Ekonomi Bakanlığı koltuğunda oturan Hasan Taçoy’un, hem de bir Rus Ajansına yaptığı açıklama.

KKTC’nin elektrik konusunda enterkonnekte sisteme geçmesi gerektiğini savunuyor. Sanki gerçekleştirmek elimizdeymiş gibi.

Dahası, şöyle bir cümle kullanıyor Rus Ajansı’na; “ Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kapasitesi, rezervi, KKTC’de güneş enerjisi avantajına çevrilemez’ diye bir madde içeren gizli anlaşma sebebiyle, KKTC, ucuz, çevreci ve kaliteli enerjiye ulaşamıyor. Bahsettiğim bu anlaşma, yaklaşık 2.5-3 ay önce Sayın Cumhurbaşkanı’nın kurmuş olduğu ilgili komiteyle, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kurduğu ilgili komiteler arasında imzalandı ancak detayları hiç bir şekilde halka aktarılmadı. Bu sebeple, KKTC maalesef bu enterkonnekte sistemden, yani güneydeki kapasiteden güneş enerjisi desteği olarak istifade edemiyor”…

Teknik meselenin üstü kapalı, ne olduğu, kimin ne yaptığı bile anlaşılmıyor. Ama Cumhurbaşkanı’nı ihanetle suçlayan ima açık…

Böyle bir durum varsa bile, bunun yeri ulu orta konuşmak mıdır?

Bu bir devlet meselesi değil midir? Önemli olan devletin sonuçta kazanç sağlaması, zarara uğramaması değil midir?

Değil demek ki.

Bir tarafımızı açarak, sözde hedefe ulaşacağız öyle mi?

O açılan tarafınıza gülerler sadece.

Devletin saygınlığı bu kadar rencide edilmez.

Bu demokrasi değil. Bu kendi devlet başkanını dünyaya ihbar etmektir.

Varsa bir sorununuz, bunun başka yöntemleri var.

Taçoy’un konuşmasının üstünden 3 gün geçti.

Cumhurbaşkanlığından bu “gizli anlaşma” iddiası hakkında bir açıklama bekledik.

Madem kamuoyuna düştü, en azından ne olduğunu anlayalım…

BOZUK DÜZENİN UYANIKLARI HER YERDE…

Bilmiyordum, konum değil, ilgi alanımın dışındaydı.

Meğer sosyal medyada yurt dışından işçi getirenlerin reklamları açıktan dönermiş.

Geçen gün, “bildiğin işi yapacaksın” diye getirdikleri insanları, hiç anlamadıkları işlere sokan bir tanesiyle ilgili şikayeti görünce merak edip baktım.

Ama ne reklamlar. Ne rahatlık. Talep var demek ki, artık ayağa düşmüş.

Örnek, bahçecilikten anlayan bir gariban, o işi yapacak diye getiriliyor, alakasız bir işe sokuluyor, kısa süre sonra doğal olarak işten atılıyor ve yine doğal olarak kaçak durumuna düşüyor.

Sen de kaçak yakalayacağım diye uğraş dur.

Ya o garibanın çektiği?

Peki yasal mı bu işler? Sosyal medya sayfasından ilan veren, sonuçta belki de bir işyeri bile olmayan bu aracılardan devletin haberi var mı?

Sonuçta ortada ciddi bir para dönüyor. Denetleniyor mu? Şikayetlere bakılırsa, denetlenmiyor.

Böyle bir rezalet ortada dururken ne kayıt dışı ekonomi, ne de çalışma hayatının sorunları çözülemez.

İçişleri Bakanı, vize konusunda yeni bir Tüzük hazırladıkları falan anlatıyordu geçen gün. O, olayın bir boyutu.

Diğer taraftan ülkedeki işçi ve ihtiyaç kapasitesi kayıt altına alınamıyor. Önüne gelen sürekli işçi getirebiliyor. İşverenlerle Çalışma Dairesi arasındaki bağ kopuk.

Ekonomiyi de sosyal hayatı da rezil eden bu durumun asıl çözümü burada…

YERİN KULAĞI VAR

DOĞRU ADIM HANGİSİ:

Türk ve Rum liderlerin bayan Lute ile görüşmelerinden çıkan sonucun, başta Cumhurbaşkanı Akıncı olmak üzere kimseyi mutlu etmediği ortada. Zaten Akıncı da, “henüz sonuca ulaşılamadığını” kabul ediyor ama iyimserliğini de sürdürüyor.. Peki ama, herşeye rağmen, “işte olmuyor bu görüşmelerden vazgeçelim” demek mi, yoksa, “olur vaya olmaz, bu işi sonuna kadar zorlayalım” demek mi bizim için daha iyi. İşte Kıbrıs Türkünün cevaplaması gereken soru bu….

ONLAR NE İSTER?:

Federal çözüm isteyenler bir tarafta , iki devletli bir “çözüm”ü savunanlar diğer tarafta. Sonuçta iki görüşün de hayata geçmesi, Rum tarafının göstereceği eğilime bağlı. Duruma bakılırsa sanki ikinci seçeneğe daha yakın gibi bir duruşları var… Ona da malum çözüm denmez, ayrılık denir.

 BİZİM TROLLER HAREKETE GEÇTİ:

Uzun süredir ortalarda görünmeyen bizim troller yeniden harekete geçti. Türkiye’deki bazı basın yayın organları başta olmak üzere, “Akıncı Kıbrıs Türkünü masada sattı” gibi, ipe sapa gelmez iddialarda bulunuyorlar. Olası federal bir çözümde neler kaybedeceklerinin farkındadırlar, ödleri kopuyor. Cumhurbaşkanlığı seçimleri de yaklaşıyor ya, bu süreçte Akıncı’nın ne “satılmışlığı”, ne de “vatan hainliği” kalmayacak. Üstlendikleri görev hiç de kolay değil…

SANER DE KOROYA KATILDI:

UBP Genel Sekreteri Ersan Saner’in koroya katılmaması imkansızdı, o da gereğini yaptı. Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin bir anlaşma için şart olduğu yönündeki Meclis kararının Cumhurbaşkanı’nı da bağladığını söylüyor. Peki Cumhurbaşkanı, bu konuda bir geri adım mı atmış? Orası belli değil. Sadece algı yaratma faaliyeti. E, siz “KKTC Kuruluş Bildirgesinde” yer alan federasyondan cayıyorsunuz, sonra masada bizzat sizin onursal başkanınızın imzaladığı bir anlaşma duruyor. Siz o iradeye nasıl karşı çıkıyorsunuz?

TAKİBİNİ DE YAPACAK MISINIZ?:

İçişleri Bakan Baybars, 67 yıl sonra ilk kez diyerek tanıtıyor. Yabancıların ülkeye girişlerinde verilmesi gereken vize mevzuatı değişiyormuş. Bu kararı alkışlamamak elde değil ancak, sıkı denetimini, takibini yapmadıktan sonra kağıt üstünde kalacağı kesin. İnşallah biz yanılırız ve bu yeni uygulama ile ülkede yaşanan kaosa bir son verilir…

BİZİ ÇOK SEVDİKLERİNDEN Mİ?:

Kıbrıslı Rumların yaz aylarında, KKTC’ye gerçekleştirdiği geçişlerin, geçen yıla oranla üçe katlandığı belirtildi. Kuzeye geçen yaklaşık 735 bin Rum’un, sadece kredi kartı ile yaptıkları harcama ise yaklaşık 12 milyon Euro… Ekonomi gerçekten sınır tanımıyor. Adamlar kazandıklarıyla, kuzeyde resmen kral hayatı yaşıyorlar. Bizi çok sevseler oturur anlaşırlar…

ZİRVEDEKİLER

Ulaş Gökçe(Gazedda Kıbrıs): 10 yıl sonra kamuda düşük maaşa çalışanlar yüksek maaşa çalışanlardan çok daha fazla olunca, 10 yıl sonra tek tip sosyal güvenliktekiler diğer emeklilik sistemlerindekilerden fazla olunca, standart ailenin evi azami 65 metrekareye düşecek. 25 yıl sonra ise düşük maaşa çalışanlar emekli olmaya başlayınca emek piyasası yaşlı ama ucuz işçiyle dolacak. Tüm bunlar kamunun kaynaklarının adil paylaşılmaması nedeniyle olacak”.

DİPTEKİLER

Ortodoks Savaşları: Adanın kuzeyinde yaşayan Rus’ların 40-50 kişi (neresinden uydurduysa) olduğunu iddia eden Rum Başpiskopos Hrisostomos, Kuzey Kıbrıs’ta kısa süre önce faaliyete geçen bir Ortodoks kilisesinde bir Rus papazın görev yapmasını eleştirerek, adanın kuzeyinde yaşayan tüm Rusların Kuzey Kıbrıs’tan ayrılmaya ikna edilmesi için Patrik Kirill aracılığıyla Rus makamlarına çağrıda bulunacağını açıklamış. Asında korkusu, güneyde yaşayan 40 bine yakın Rus’un daha ucuz olan kuzeye geçmesi…

 

 









Başa dön tuşu