Köşe Yazarları

Yazıklar olsun!


Biz de oturduk, hükümetin gelir artırıcı önerilerini bekliyorduk.

Döviz yeniden fırladı, daha da yükseleceği kesin; Türkiye yeniden seçim atmosferine girdi, bırak bizim protokolü, kendi ekonomisiyle ilgili çalışmalarına ara verecek…

“Hiç böyle olmamıştık” sözü hemen her ay yeniden kendini egale ediyor.

Sürekli olarak bir önceki aydan daha geriye, daha kötüye, daha belirsizliğe gidiyoruz.

“Kim, ne diyor” diye aranıyorsunuz, belki bir umut ışığı falan diyorsunuz, daha da deli oluyorsunuz.

Bu kriz ortamında her şeyi bir kenara bırakıp, ülke menfaatleri için çalışmasını bekledikleriniz, yeni hükümet senaryosunun gerekçesini yaratmanın peşinde.

Seferberlik falan bekledi bu halk.

Hani ekonomi devlet politikası olarak ele alınsın, iktidarı muhalefeti birlikte bir şeyler yapsın dendi ya, olmayacağı çıktı ortaya.

Tüm bunların üstüne, bir de ne getireceği belli olmayan bir hükümet krizi…

Serdar Denktaş oğlunun şirketine üniversite kurması için arazi vermiş, bina vermiş.

Dün de yazdık, bugüne kadar verilenlerin ihalesi mi vardı?

“Etik değil” diyorlar. Tamam, olmayabilir. Ama şimdi bunun mücadelesi böyle mi verilir? Hem eleştirenler, hem Serdar Denktaş açısından. Birileri “aranan kriz bulundu” sevincinde olsa da, halk nezdinde kriz, arazi krizi değildir, ekonomik krizdir, tükenmişliktir, umutsuzluktur. Hem memleketin derdinde olduğunu iddia edip, hem de acil olan memleket meselesini bir kenara bırakmak nasıl bir tutarlılıktır?

Ben dün Meclis’te ekonominin konuşulmasını beklerdim. Hükümet çalışmasını getirsin, muhalefet önerilerini getirsin. Baktım, başka başka konularda saatlerce havanda su dövüldü.

Neye benzettim biliyor musunuz, Fatih İstanbul’u fethederken, kilisenin meleklerin cinsiyetini tartışmasına…

Yok, böylesi hoşlarına gidiyor anlaşılan, her saat yeni açıklamalar, yeni çatışmalar, “ayrılığı garantiye alacak” tavırlar.

Muhalefet, bakanlık kavgasında. Kim nereyi alacak. Aralarında “bakan olmazsam ayrılırım” tehdidi yapan gençler bile varmış. Haydi hükümete gelmek isterler, en azından ne yapacaklarını söyleseler canım yanmayacak. Hangi mucizeyi yaratacaklar… O da yok. Bir tutturmuşlar, “protokol”… E, imzala ne olacak? Bir önceki hükümet sen değil miydin? Kaynağın ne kadarını alabildin? Hangi reformları yaptın? Bu defa planın ne?

Kendi içinde yapman gerekenleri yapabilecek misin? Yıllarca rahatına dokunmadığın rantiyenin üstüne gitmeye karar mı verdin? Öyle ya, bu yapısal sorunların en büyük yaratıcısı olarak neyi faklı yapacaksın, onu söyle en azından.

Ya medyaya ne demeli? Dikkat çekici bir kesim, kraldan kralcı kesildi. Neredeyse “yeni hükümet” diye tencere çalacaklar.

Kapının önündeki kaosu görüp sağduyu uyarısı yapacaklarına, halkın beklentilerini yansıtacaklarına, kışkırtıcı dedikoduların peşinden gitmekteler.

Biz de saf saf radikal çözümler bekliyoruz.

Eğer bugün yapabileceklerinizi yapmazsanız, kimse sizi “bak ne güzel ahlaklı davrandılar” diye anmayacak, ülkeyi felaketin içinde bırakıp kaçtılar diyecek.

Her geçen gün aleyhimize işliyor.

Bugün tedbir alsanız, vergi muafiyetleri, kayıt dışılık, kaçak vergi tahsilatları ya da tasarruf tedbirleri;  her ne olursa olsun, sonucunu almak aylar isteyecek.

Ama biz gaflet ve dalalet içindeyiz. Bir sonraki kelimenin ne olduğunu da söylememe gerek yok.

Biz buyuz işte… Bugün hepsini telaşa düşmüş, siyasi çıkarları bir kenara bırakıp, “halk için ne yapabiliriz”in peşinde olduklarını görmek isterdik. Heyhat!

Artık kimse çıkıp başkalarını suçlamasın. Bu defa kimse yutmayacak. Parmaklar sadece buralarda birilerini işaret edecek.

Başımıza geleceklerin müsebbibi biziz. Hep olduğu gibi, yazıklar olsun…

YERİN KULAĞI VAR

KOYUN CAN, KASAP ET DERDİNDE:

Memleketin hali ortada. Vatandaşın derdine çare bulması gerekenlerse, hala ufak hesaplar peşinde. Bu sözlerim hem iktidar, hem de muhalefet için geçerli. Biri arazi derdinde, diğeri arazi üzerinden kendince “temizlik” havasıyla cumhurbaşkanı hayalinin peşinde. Muhalefet ise yangına körükle gidip koltuk peşinde. Bakar mısınız…

SIKINTI UBP’NİN İÇİNDE:

Bazılarının hayali olan UBP-HP hükümeti öyle sanıldığı kadar kolay kurulamaz. Bunun nedeni de UBP içerisindeki bakanlık kavgaları. Neredeyse tüm vekiller bakanlık istiyor ve bu nedenle de HP ile ciddi bir görüşme yapılamıyor. UBP-HP hükümeti için HP’den önce Ersin Tatar’ın kendi partisi içindeki bu bakanlık kavgalarını halletmesi gerek. Bize gelen ve bakanlık isteyen öyle isimler var ki, duyunca “yok artık” denecek cinsten…

DEĞİŞEN UBP DEĞİL:

Mevcut hükümetin bozulmasını zil takıp kutlayacak olanlar o kadar çok ki. Bilmeyen de sanki UBP “kurtarıcı” olarak ilk kez hükümete gelecek sanır. Şaşırdığım, daha düne kadar UBP ikitdarlarına demediklerini bırakmayanların, bugün UBP’yi “kurtarıcı” olarak görmeleridir. UBP’nin değiştiğini sanmıyorum ama, sanırım bu arkadaşlar değişti…

 BUNDAN SONRA DAHA ZOR:

Önümüzdeki hafta Türkiye ile imzalanması beklenen ekonomik protokol, Türkiye’de yaşanan son gelişmelerden sonra daha da zora girdi. Öyle görünüyor ki Temmuz ayına kadar da imza işi biraz zor. Protokolun imzalanmasıyla birlikte kaynak akatarımının başlamasıyla biraz olsun rahatlayacağını uman hükümetin, yeni bir seçim süreci ile birlikte bu beklentisi de ertelenecek gibi görünüyor…

UMUTLARI ERKEN TÜKETTİLER:

HP milletvekili Gülşah Sanver Manavoğlu katıldığı bir tv porgramında; “Olası bir erken seçimin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini” iddia etti. Halbuki kurulduğunda büyük umut bağlanan parti, geçen süre zarfında omurgasız ve teslimiyetçi bir politika ve yaptığı zig zaglarla krediyi erken tüketti. Kanımca olası bir seçimde bırakın mevcudu korumayı, kayıpları daha çok olacak…

 PARASI OLAN UÇAKLA, OLMAYAN KAÇAK:

Önceki gün, İzmir Gümrüğü’nden mühürlü bir TIR, Taşucu Gümrük Kapısı’ndan giriş yaptı. Gümrük Müdürlüğüne bağlı ekipler, feribotla KKTC’ye gitmek için gümrüklü alana gelen TIR’ı incelemeye aldı. Masa sandalye yüklü olduğu beyan edilen TIR’ın dorsesi açıldığında ise Suriye uyruklu 62 kaçak göçmen ile karşılaşıldı. Anlaşılan, parası olan Beyrut-Türkiye üstünden uçakla, olmayan kaçak yolla KKTC’ye geliyor. Nasıl olsa vize yok! Al başına belayı…

ZİRVEDEKİLER

Sibel Siber: “Anayasa ve yasalara aykırı olması nedeniyle 2013 yılında hükümetimiz tarafından iptal edilen 3 dönümlük bir rezerv arazi , 7 dönüme çıkarılarak Sayın Kudret Özersay’ın partisine mensup bakanın önergesiyle 4 Aralık 2018’de Bakanlar Kurulu kararı ile tekrar aynı şahsa kiralanmıştır. Sayın bakanın da imzası bulunan bu kiralamada; Anayasa, İTEM yasası ve ihale yasasına aykırı hareket edilmiştir. Etik yönüne gelince kiralama yapılan şahsın Halkın Partisi’nin üyesi olduğu iddia edilmiştir. Dün onayladığınız bir yanlışı bugün eleştirirseniz, eleştirinin değeri düşer”…

DİPTEKİLER

Tahsilat Sorunu: Sunat Atun Meclis’te, tahsili geciken alacaklarda ciddi bir artış olduğunu kaydetti. İşte beni çıldırtan budur. Her ne kadar kendisinin Ekonomi Bakanı olduğu dönemde tahsilat oranı yüzde 48’lerde idiyse de, şimdi bunu tartışmak boş. Şimdiki hükümet, tahsilatların yüzde 60’ı geçtiğini duyurmuştu, sevinmiştik. Bu bizim, hepimizin enayi yerine konması, hakkımızın yenmesi ve adaletsizliktir… Tahsilatları artıramazsanız, bitersiniz. Eğer böyle bir durum varsa, biz öldük de üstümüzü örten yok demektir…

 

Etiketler

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu
Kapalı