Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yazık, daha beş ay…

Görünen köy kılavuz istemez. Her zaman bir vesile gerekir, bu sefer de erken seçimin vesilesi cumhurbaşkanlığı meselesi olacak gibi.

“Sağın adayı kim, UBP aday çıkaracak mı, Tatar mı, Özersay mı” tartışmaları, hem medya, hem de vatandaşın konuştuğu sosyal medyada yapılıyordu da, çok da ciddiye alınmıyordu. Çünkü daha uzun bir süre vardı. Adı geçen iki isim, daha 5 ay önce bir hükümet kurmuş, büyük iddialarla gelmişlerdi.

İki gün önce, hiç beklenmedik bir anda,  hükümet ortakları köprüleri attılar, hepimizi şaşırttılar.

Kapalı kapıların arkasında ne hesaplar olduğunu bilemiyoruz tabii. Tahminlerimiz var, duyumlarımız var, birilerinin birileri için bastırdığını, bunun için lobiler oluşturulduğunu, başkalarının buna karşı çıktığını falan duyuyorduk da, böyle açıktan, hem de seçime  daha en az altı ay varken birbirlerine girmelerini beklemiyorduk.

İlk sinyali UBP Genel Sekreteri Ersan Saner’in konuşmasında gördüm.  Ogüne kadar “Çatı adayı mı olur, partinin adayı mı, ama mutlaka sağın adayı” falan diyen Saner, aniden BRT’de yaptığı konuşmada, “HP siyasetin dilini değiştirdi” iddialarına kızdı ve “HP milletvekillerinin ağızlarından çıkanı kulaklarının duyması iyi olacak” deyiverdi.

Belli ki rahatsızlıkları vardı…

Konu da tabii ki, Özgürgün meselesi. HP milletvekilleri bu süreçte sürekli konuştular. Hükümet ortağı olmalarına rağmen, sanki UBP’ye rağmen bir sonuç elde etmişler havasına girdiler. Saner de, yaptıklarının popülizm olduğunu, HP bunları söylerken bile kendilerinin yüzde 21 oy aldıklarını hatırlattı.

Okuduğumda, “aman aman, bu ne” dedim kendi kendime. Orada durmadı, arkası geldi.

Nazım Çavuşoğlu, Meclis’te Erhan Arıklı’nın dokunulmazlık konusunda “HP, UBP’ye şantaj yapıyor” sözlerinden hareketle, HP’yi kastederek,  “Dün bizden ayrılanların ya da bizim oyumuzun yüzde 30’u 40’ı kadar oyu veya vekili olan bir partinin asla bizi idare edebilme, tehdit edebilme, şantaj yapabilme becerisi de gücü de olamaz…. Böyle bir hadsizliği asla kabul etmeyiz” dedi. Bu sözler kavgada bile gitmezdi…

Kudret Özersay bunların üstüne konuşmasa olmazdı. O da en vurucu söylemi yaptı ve bir ölçüde “neler oluyor” sorularına yanıt getirdi. Ersin Tatar’ın kendisiyle birlikte aday olmasının hükümeti sıkıntıya sokacağını söyledi. Ona göre, hükümet bir taahhüttü ve girecekleri yarış o taahhütlere ters düşecekti. Başbakan’ın seçim var diye bazı harcamalar yapabileceğini iddia ediyordu. Bu durumda da hükümetin bitmesi daha hayırlı olacaktı. Kendi de Başbakan yardımcısıydı. Demek ki ortağına güvenmiyor. Sonra “söylediklerim çarpıtıldı” diyerek o konuşmasını tekrar yayınladı. Ama değişen bir şey olmadı. Önemli olan Özersay, Tatar’ın aday çıkmasına karşıydı. Bunu açıkça söyledi, hepimiz de anladık…

Bu ülkede Başbakan ve Cumhurbaşkanı defalarca yarış içinde oldular. Hükümet ortaklarının farklı adayları desteklediği hükümetler de oldu. Teknik olarak mümkün. Peki Tatar ve Özersay aday olduklarında farklı şeyleri mi savunacaklardı? Birbirlerine saldıracak malzemeleri mi vardı? Tek aday çıkarttıklarında bunları yutacaklardı da, karşı karşıya geldiklerinde söylemek zorunda mı kalacaklardı, bunu mu demek istiyordu? Ya da girdikleri taahhüte inanmamışlar mıydı? Aday olduklarında taahhüt nasıl etkilenecekti? Nasıl bir mantık bu?

Buna da cevap, ben bu satırları yazdığım sıralarda sadece Aytaç Çaluda’dan geldi; “Genel Başkanımız da aday olacaksa, hükümet bozulur gibi söylemlere ben katılmıyorum…Bu gibi bir söylem, UBP ve tabanında ciddi rahatsızlık veriyor. UBP’nin yetkili organları var. UBP bugün seçime gitse yüzde 40 ve daha fazla oyu vardır. Sn. Özersay’ın partisi yüzde 10’ları bile bulmayacak. Etki altına almaya çalışıyor”…

Bu kadar mı? Sadece 5 ay mı? Hani o koca koca programlar, hani “önceliğimiz halkın refahı, kalkınma, sorunları biz çözeriz” sözleri?

Ya cumhurbaşkanı seçilme hedefinin ardındaki neden? Bu da mı devletin çıkarı, bu da mı halkın yararı? Eğer öyleyse, o zaman ne pahasına olursa olsun kurduğunuz hükümeti devam ettirip, o ideallere ulaşmak için gerekeni yapmalıydınız. Hem cumhurbaşkanlığı da cepte değil ki? Buna rağmen kırıp dökerek bırakıp kaçacak mısınız? Daha adaylıklar bile açıklanmadan, bu ne?

Anlaşılan, şahsi hesaplarla bütün o idealler kolayca çöpe atılabiliyormuş.   Bu kadar yüz göz olduktan sonra, bu hükümetten bir hayır gelir mi sizce? Mümkün mü?

Demek ki neymiş, aktörler değişir ama, KKTC’de siyasi zihniyet ekseni kolay kolay değişmezmiş… “Büyük idealler” laflarının arkasına saklanmaya çalışanların hedeflerinin bizimle değil, kendileriyle ilgili olduğunu gördükçe, politikadan bir o kadar daha soğuyoruz…

 

YERİN KULAĞI VAR

ERKEN SEÇİME HAZIR OLUN:

Özersay önceki gün “Bu ülkeye parlamenter sistem içinde bir görevde mi yoksa cumhurbaşkanlığı görevinde mi daha fazla hizmet verebilirim” sorusu üzerinden bir değerlendirme yapacağını ve aday olup olmama konusundaki kararını vereceğini söylerken, dün “Başbakan Ersin Tatar’ın Cumhurbaşkanlığı’na kendisi ile birlikte aday olması durumunda hükümetin bozulacağını” söylüyor. Önce bir karar versin, aday mı, değil mi? Belli ki bu hükümetin ömrü çok uzun olmayacak. Ufukta yine bir erken seçim görünüyor.

YAPAR MI YAPAR:

“Özersay sözünü tutup UBP’yi hükümete taşıdı. Ama Tatar sözünü tutmayacak veya tutamayacak gibi görünüyor. Eğer bu olursa, yani Tatar cumhurbaşkanlığına adayı olursa, Özersay büyük ihtimalle hükümetten çekilecek ve UBP iktidarı kaybedecek” diyor Metin Münir… Olmayacak bir senaryo değil. Çünkü Özersay sırf seçimlerde UBP’nin oyunu alırım beklentisi ile dörtlü koalisyonu sudan sebeplerle bozmuştu. Özersay’ın tek hedefi ta başından beridir cumhurbaşkanı olmak gibi görünüyor. O da olmadıktan sonra UBP ile ne işi olabilir ki. Aslında son yaşananlara baktığımızda HP UBP’yi değil, UBP HP’yi kapının önüne koyacak gibi…

NEREYE KADAR:

YDP Genel Sekreteri Turan Büyükyılmaz, “nüfus politikasını oluştururken Güney Kıbrıs’ın nüfus oranı temel kriter alınmalıdır”diyerek İçişleri Bakanı Baybars’ı  ‘barakacı’ zihniyetle düzenleme yapmakla suçladı. Büyükyılmaz; Bakan’ın yaptığının iyi niyetle açıklanamayacağını da iddia etti. Büyükyılmaz’a göre, masada elimizin zayıflamaması için güneyin yaklaşık bir milyon olan nüfusuna ulaşmamız gerekiyor. O zaman giriş noktalarına memur koyalım ve ülkeye her gelen, kim olursa olsun  vatandaşlık dağıtalım.  

YAP O ZAMAN:

“Ekonomide vizyon 2035” panelinde konuşan Başbakan Tatar, “Kıbrıs Türkünün ayrı bir varlık olarak dünyada kabul görmesini, KKTC’ye direkt uçuşların başlatılmasını ve bunun uçak bilet fiyatlarını da olumlu etkileyeceğini, büyük tesislerden Girne bölgesindeki denizlere atık boşaltılmasının kabul edilemez olduğunu, turistik yerleri, doğası, tarihi, eğitimli yabancı dil bilen insanıyla KKTC’nin, ekonomik kalkınma gerçekleştirirken çevreye de hassasiyet göstermesini” istemiş. İyi de bunları biz mi yoksa icranın başında olan siz mi yapacaksınız? Şikayet edeceğinize gereğini yapın…

NEDİR BU HOŞGÖRÜNÜN KAYNAĞI:

Ercan İşletmecisinin keyfi bir şekilde ödemediği 3 milyonluk vergi borcu için haciz çıktığı açıklanmıştı. Tüm alacaklarına Maliye el koyacaktı. Geçtiğimiz gün Kıbrıs Postası, devletin gecikmiş alacaklarının 53 milyon olduğunu bunun da 6 ay ötelendiğini haber yaptı. Niye? Bu adama hala güvenebiliyor musunuz? Bu ay ödemesi gereken 40 milyon daha varmış. İnşaat çeşitli bahanelerle ilerlemiyor, devlete kuruş ödemiyor, nedir bu hoşgörü? Kaynağı ne? Anlaşmayı zamanında imzalayanları anlamak kolay da, HP ne diyor bu işe? Baksanıza Maliye Bakanı da ofsayta düştü…

 AÇIK AÇIK SÖYLÜYORLAR: Avrupa Komisyonu Başkanı Juncker, Türkiye’ye Suriye’ye müdahalesini kast ederek itidalli olarak faaliyetlerini hemen durdurması çağrısında bulunurken, “Türkiye’nin doğu Akdeniz’deki yasadışı sondajı övülmeye değer değildir, özellikle bu konuda ben bir Kıbrıslıyım ve Kıbrıs’la dayanışma içinde olmaya devam edeceğim”dedi. Adamlar çekinmeden tarafını belli ediyor…

ZİRVEDEKİLER

Tufan Erhürman: “Cumhurbaşkanlığı’na gençler aday olmasın deniyor. Herkes gönlündeki aday için gerekçe koymaya çalışıyor. Cumhurbaşkanlığı emeklilik geçirilecek bir makam değildir. Çok çalışma gereken yerdir. KKTC Cumhurbaşkanlığı makamı en görünür makamdır. Cumhurbaşkanlığı makamının önemli yetkileri vardır… Bazı tartışmalarla değeri düşürülüyor…”

 DİPTEKİLER

Adamına Göre: Burada Dipkarpaz Belediye Başkanı Suphi Coşkun’u savunacak değilim. Boyundan büyük bir iş yaptı ve bunun bedelini de hacizle ödedi. Ancak, binlerle ifade edilen bir borç için haciz işlemi yapılırken, devletin alacağı milyonlar için varolan hacizi hem de 6 ay ertelemesi, ne kadar adil bir davranış oldu. Demek ki bu işler de adamına göre çalışıyor…