KıbrısManşet

“Vakıflar İdaresi sorgulanmalı”


KTEZO Genel Koordinatörü Hürrem Tulga, Türk Kızılay Temsilciliği ile Kuzey Kıbrıs Kızılay Derneği’nin organize etti “iftar yemeği ihalesi” ile “Hala Sultan Kitap Günleri” fuarında gümrük mevzuatına aykırı ve rekabet dışı uygulamaları değerlendirdi

“SESSİZ KALAMAYIZ”: Tulga: Vakıflar İdaresi, ekonomik sıkıntı koşullarında rekabet dışı haksız işler yapıyor. Yiyecek içecek sektörü ile yayıncılık sektörü, günlük çalışan ve risk altında olan sektörlerdir. Eğer bu sektörlerden işletmeler, olup bitene karşı açık tavır almaya başlamışlarsa, bizim bir çatı örgütü olarak sessiz kalmamız beklenmemeli

 “BU HAYIR İŞİ DEĞİL”: Tulga: Bizim ödediğimiz kiralarla fon edinen Vakıflar İdaresi, haksız bir rekabete fon aktararak ülke esnafını daha da aşağılara itiyor. Toplumdan edindiği paraları, toplum dışı unsurlarla bir olarak topluma karşı kullanıyor. Haksız rekabete yol açarak hayır işi yaptığını sanıyor. Tepkiler gayet yerinde

 

“MEYDAN OKUR GİBİ…”: Tulga: Vakıflar İdaresi, gelirlerini kamu kaynaklarından ediniyor. Kamu ihale usullerinin dışına çıkan, ayrımcılık yapan ve denetlenemez olan kuruluşlara kamu kaynağı aktararak ortaklıklar yapamaz. Sorulan sorulara, eleştirilere cevap verme zahmetine dahi girmiyorlar. Meydan okur gibi daha daha adımlar atarak tartışmalı faaliyetlerini sürdürüyor

“DEVLET GEREĞİNİ YAPMALI”: Tulga: Vakıflar İdaresi’nin bu hareketleri mutlaka sorgulanmalı, denetlenmelidir. Bu işler bir kişinin ayrıcalıklı inisiyatifler kullanarak yaptığı işler midir? Yoksa yönetim kurulu da bu sürecin bir parçası mıdır? Bunu da bilmek istiyoruz. Devletin denetim organlarından, olup bitenlere karşı duyarlı olmalarını, gereğini yapmalarını bekliyoruz

 

Öntaç DÜZGÜN

Türk Kızılay Temsilciliği ile Kuzey Kıbrıs Kızılay Derneği’nin birlikte organize ettikleri ve Türkiye Cumhuriyeti ile Kıbrıs Vakıflar İdaresi’nin 3 milyon 128 bin liralık kaynak aktarımı ile gerçekleşen 191 bin 400 kişilik “iftar yemeği ihalesi” usulsüzlüğü ile Kıbrıs Vakıflar İdaresi, Yunus Emre Enstitüsü ve Türk Tarih Kurumu’nun ortaklaşa düzenleyecekleri “Hala Sultan Kitap Günleri” isimli kitap fuarında gümrük mevzuatına aykırı ve rekabet dışı uygulamalara yer verilmesi hem kamuoyunda hem de bazı işletmeler düzeyinde tepki ve infialle karşılandı.

Esnaf ve Zanaatkarlar Odası Genel Koordinatörü (KTEZO) Hürrem Tulga, her iki konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu, Havadis’in sorularını yanıtladı.

Her iki habere yönelik olarak gazetemize ulaşan tepkiler var. Siz bu süreci nasıl gördünüz?

Tulga: Biz bu konuları açıkça ve yeteri kadar konuşmadığımız için şimdi vicdan azabı çekiyoruz. Ancak şimdi görüyorum ki; her iki sektörün temsilcileri de açık tavır takınmaya, seslerini yükseltmeye başladılar. Üyelerimiz, yani esnaf ve zanaatkârlar bu olup bitenlerden oldukça rahatsız oldular.

Soru: Ne tür tepkiler alıyorsunuz?

Tulga: Bir kamu kuruluşumuz (Vakıflar İdaresi) bize rağmen, bize karşı, bizi zarara sokacak şekilde işler yapıyor. Ekonomik sıkıntı koşullarında rekabet dışı haksız işler yapılıyor. Sözünü ettiğimiz sektörler, yani yiyecek içecek sektörü ile yayıncılık sektörü, günlük çalışan ve risk altında olan sektörlerdir. Eğer bu sektörlerden işletmeler olup bitene karşı açık tavır almaya başlamışlarsa, bizim bir çatı örgütü olarak sessiz kalmamız beklenmemeli.

Soru: Dört kitapevi ortak bir bildiri yayınlayarak Kıbrıs Vakıflar İdaresi’nin de taraf olduğu bu etkinliği kendi varlıklarına kasıt niteliğinde gördüklerini açıkladılar.

Tulga: Çok haklılar, bizim ödediğimiz kiralarla fon edinen Vakıflar İdaresi, o kira aldıklarına karşı şu anda rekabet ediyor. Haksız bir rekabete fon aktararak ülke esnafını daha da aşağılara itiyor. Toplumdan edindiği paraları, toplum dışı unsurlarla bir olarak topluma karşı kullanıyor. Bu nasıl olabilir? Bu kararların kendi iç yasallığı var mı?

Vakıflar İdaresi, bu ülkede kapsamlı bir kitap fuarı düzenleme imkânının mevcut kitap ve yayınevleri ile mümkün olmadığını mı sanıyor? Haksız bir şekilde ülkemize gümrükten arındırılmış kitaplar sokarak, haksız rekabete yol açarak hayır işi yapıldığı mı sanılıyor? Kitap sektöründe faaliyet yürüten arkadaşlarımızın gösterdikleri tepki, ticari etik değerlerler bakımından gayet doğal ve yerinde tepkilerdir. Bir kamu kuruluşunun etik dışı bu tür girişimlere alet olmaması gerekir.

Soru: Bize ulaşan sorgulayıcı nitelikte çok miktarda soru vardır. Kuzey Kıbrıs Türk Kızılayı’nın bir ay boyunca iftar sofraları hazırlaması asli görevleri arasında mıdır? Bu işin içine Türk Kızılayı’nın girmesi, Vakıflar İdaresi’nin buraya parasal ve organizasyonel kaynak aktarması doğru ve yasal mıdır? Bu etkinliklerde devlet ihale kurallarının dışına çıkılması, bazı şirketlerin korunup bazılarının dışlanması, bir ay süreyle yiyecek içecek esnafının işlerini bloke edecek derecede yaygın bir yiyecek dağıtımı yapılması kamu çıkarları bakımından uygun ve doğru mudur?

Tulga: Bu sorular farklı şekilleri ile bize de geliyor. Yaptığınız yayınları sabır içinde izledik ve soru sorulan kurumlarda şeffaflık olmadığını gözlemledik. Birilerinin bu yayınlara makul ölçüler içerisinde cevap vermelerini bekledik. Bunun hakkımız olduğunu düşündük. Ama görünen o ki; değil cevap vermek, her seferinde daha ileri uygulamalarla karşı karşıya kalıyoruz. Hiç izahı olmayan adımların da peş peşe geldiğini görüyoruz ve “ne oluyoruz?” dedirten bir noktaya doğru gidiyoruz.

Soru: Sizce 191 bin 400 kişilik yemeğin en geniş bir ağ içinde her isteyene dağıtılıyor olması esnafı olumsuz yönde etkiler mi? Bunun yerine içine esnafı da alacak başka bir metod olamaz mıydı?

Tulga: Gerçekten sosyal bir dayanışma ağının, muhtaçlara zekatın özellikle Ramazan günlerinde İslami bir şart olduğunu biliyoruz. Sormak lazım bu yaptıkları sözü edilen dayanışmanın en ideal yolu mudur? İkincisi, herkese açık hale getirilen bu dağıtımda muhtaçlara odaklanma var mı? Ve üçüncüsü, ülkemizin her yerinde binlerce yiyecek içecek mekanı varken, 6 bin 400 kişiyi bir ay boyunca her gün açıkta, yolda belde yemek yemeye davet etmenin mantığı nedir? Restoranları, yani esnafı odak noktasının dışına çıkarmak kime ne yarar sağlar? Böyle bir sosyal dayanışma mantıklı mı?

Böylesi zamanlarda zekat meselesinden yola çıkarak ihtiyaçlı olan kesimler belirlenebilir ki öyle olması lazım, toplumun bu kesimlere dayanışma sergilemesi gibi hoş düşünceler var ama bunlar belirlenerek mi yapıldı bu organizasyonlar? Hayır, biliyoruz ki bu tür tespitler yapılmadan gerçekleşen organizasyonlar var. İhtiyaçlı insanlar belirlenebilir ve içine restoranlarımız da katılarak daha gerçekçi ve daha sosyal çözümler ve uygulamalar yapılabilirdi. Böyle bir mantık güdülmedi. Bundan da görülüyor ki; yapılan her şey sorgulamaya muhtaçtır. Uygulamacılar ise hiçbir bakımdan şeffaf olamadıkları için bu konular kaçınılmaz olarak tartışılıyor ve tepki oluşuyor.

Yüzlerce işyeri, kira ödedi, personel ödedi, malzeme hazırladı beklemeye geçti ve zaten kriz olan koşullarda bir ay boyunca beklediğinin karşılığını alamadı. Böyle bir dayanışmacılık olabilir mi?

Soru: İlk defa ihaleye çıkılmadan davet edilen dört şirkete 3 milyondan fazla para dağıtıldı. Sektör açısından küçümsenebilecek bir rakam olmasa gerek.

Tulga: Temsil ettiğimiz kesimler bakımından tabii ki büyük bir para bu. Ama dahası, eğer esnaf devrenin içinde tutulsa, hem daha sağlıklı hem de çok daha insani bir sonuç çıkarılabilirdi.

Soru: Ramazan mutfağı ilk defa ihalesiz oluştu ve denetim dışına çıkacak bir yöntemle yapıldı.

Tulga: Vakıflar İdaresi’ne yönelik olarak söylüyorum, siz bir kamu kurumusunuz. Gelirlerinizi kamu kaynaklarından ediniyorsunuz. Siz nasıl oluyor da kamu ihale usullerinin dışına çıkan, ayrımcılık yapan ve denetlenemez olan kuruluşlara kamu kaynağı aktararak ortaklıklar yapıyorsunuz? Üstelik yaptıklarınız da, en geniş anlamda kiracılarınız olan esnaflara karşı olabiliyor? Görülebildiği kadarı ile, sorulan sorulara, eleştirilere cevap verme zahmetine dahi girmiyorlar. Meydan okur gibi daha daha adımlar atarak tartışmalı faaliyetlerini sürdürüyorlar. Bu hareketlerin mutlaka sorgulanması ve denetlenmesi lazım. Bu işler bir kişinin ayrıcalıklı inisiyatifler kullanarak yaptığı işler midir? Yoksa yönetim kurulu da bu sürecin bir parçası mıdır? Bunu da bilmek istiyoruz. Devletin denetim organlarından, olup bitenlere karşı duyarlı olmalarını ve gereğini yapmalarını bekliyoruz.

 




Etiketler

Benzer Haberler

Başa dön tuşu
Kapalı